Behind the times türkçesi Behind the times nedir

Behind the times ile ilgili cümleler

English: I make it a rule to read the newspaper every day lest I should fall behind the times.
Turkish: Zamanın gerisinde kalmayayım diye her gün gazete okumayı bir alışkanlık haline getirdim.

English: He's behind the times in his methods.
Turkish: O metotlarında zamanın gerisindedir.

English: Televisions with vacuum tubes are regarded as being behind the times.
Turkish: Tüplü televizyonlar modası geçmiş olarak görülüyor.

English: You had better read as many newspapers as you can so that you may not be left behind the times.
Turkish: Zamanın gerisinde bırakılmaman için elinden geldiği kadar çok gazete okusan iyi olur.

Behind the times ingilizcede ne demek, Behind the times nerede nasıl kullanılır?

Behind : Gerisinde. Yanında. Arkada. Desteğinde. Arkadan. Geriye. Ardındaki. Peş (argo terim). Kıç (argo terim). Kıç.

The : Belli bir objeyi veya kişiyi veya yeri nitelemek için kullanılır. Belgili tanımlık. Belirli durumlarda isimden önce kullanılır. Belirli veya spesifik bir kimse veya şeyi ifade etmek veya tanımlamak için kullanılan betimleyici (gramer).

Times : Günler. Zaman. Çağ. Kez. Çarpı. Şimdiki zaman. Kat. Kere. Defa. Devir.

 

Be behind the times : Örümcek kafalı olmak. Çağdışı olmak. Demode olmak. Çağın gerisinde kalmak. Zamanın çok gerisinde olmak. Çağın gerisinde kalmış olmak.

Behind the curtain : Perdenin arkasında. Görüşten uzakta. Görülemeyecek bir yerde.

Behind the schedule : Gecikmeli. Rötarlı.

The times : Londra'da yayınlanan büyük günlük gazete (ingiltere). Çağ. Çarpı. Kez. Defa. Zaman. Günler. Kat. Zamanlar. Kere.

Behind the scene : Perde arkasından. Sahne arkasında. Gizlice.

Wet behind the ears : Ağzı süt kokmak. Acemi. Yeni başlamış. Dünkü çocuk olmak. Toy olmak. Tecrübesiz. Deneyimsiz. Naif. Acemi çaylak. Masum.

Abreast of the times : Güncellenmiş. Aktüel.

İngilizce Behind the times Türkçe anlamı, Behind the times eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Behind the times ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Stodgiest : Hantal. Cansız. Bodur. Tok. Hareketleri ağır olan. Ağır. Monoton. Bıktırıcı. Sıkıcı. Sindirimi güç.

Mustiest : Ağır. Küf kokulu. Yavan. Küflü. Küflenmiş. Antika. Sönük.

Obsolescent : Demode olmaya başlamış. Modası geçmekte olan. Eskimiş. Az kullanılan. Eskimeye yüz tutmuş.

Crummier : Tiksindirici. Kırıntılarla dolu. Kötü. Bakımsız. Daha aşağı nitelikte olan. Tapon.

Narrow minded : Bağnaz. Dar görüşlü.

Fossilized : Günü geçmiş. Fosilleşmiş. Çağ dışı. Taşlaşmış. Eski. Tarihi. Antik.

Back number : Eski kafalı kimse. Eski nüsha. Eski sayı. Modası geçmiş şey. Bir önceki sayı. Geçmiş nüsha. Eski kafalı tip. Bir derginin eski sayılarından biri.

 

Musty : Küflenmiş. Yavan. Küflü. Sönük. Antika. Ağır. Küf kokulu.

Mustier : Antika. Küf kokulu. Sönük. Ağır. Küflü. Yavan. Küflenmiş.

Of the old school : Yeniliklere açık olmayan.

Behind the times synonyms : fleabitten, fogyish, past due, blinkered, deprecated, antiquated, square toes, crummy, fusty, grubbier, grubbiest, naff, fustier, dated, dilapidated, dingy, old fogeyish, down at the heel, hidebound, stodgier, effete, demoded, fuddy duddy, frouzy, conservative, disused, fustiest, cornier, corny, anachronic, fossil, bigoted, outmoded.