Dissolver türkçesi Dissolver nedir

Dissolver ingilizcede ne demek, Dissolver nerede nasıl kullanılır?

Dissolve in tears : Gözünden yaşlar boşanmak. Gözyaşları boşanmak.

Dissolve into thin air : Kayıplara karışmak. Yer yarılıp içine girmek. Ortadan kaybolmak.

Dissolve marriage : Evliliği sonlandırmak. Evliliği sona erdirmek.

Defocusea dissolve : Zincirlemede, ilk çekimin son görüntülerinin gittikçe bulanıklaşması; ikinci çekimin ilk görüntülerinin gittikçe seçikleşmesi durumu. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Bulanık zincirleme.

Half lap dissolve : Bindirme. Özel bir görsel etki sağlamak amacıyla aynı duyarkatın iki ayrı çevirimde kullanılması ya da iki ayrı çevirimin birbiri üstüne konarak aynı film üzerine basılması; bu durumda iki ayrı görüntü birbiri üstüne binmiş olarak ortaya çıkar. tv. aynı sonucun, ayrı alıcılardan gelen resimlerin aynı anda verilmesiyle televizyonda sağlanması. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır.

Dissolvent : Eritici madde. Çözücü madde. Eritici. Çözücü.

Dissolves : Dağıtmak. Son vermek. Aydınlatmak. Çözmek. Kontrolunü kaybetmek. Dağılmak. Erimek. Yok etmek. Sona erdirmek. Bozmak.

Dissolved oxygen : Suda çözünmüş durumda bulunan, mg/l veya ppm olarak belirtilen oksijen miktarı. Çözünmüş oksijeni. Çözünmüş oksijen. Çözülmüş oksijen.

 

Dissolved solids : Çözünmüş katı maddeler. Çözünmüş katılar. Katı durumda iken suya karışıp çözünür hale gelmiş bileşikler. Çözülmüş katı maddeler.

Dissolved the government : Hükümeti feshetti. Hükümeti dağıttı.

İngilizce Dissolver Türkçe anlamı, Dissolver eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Dissolver ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Dissolving : Eritme. Parçalarına bölünen. Çözünme. Sıvıya dönüşen. Eriyen. Sıvılaşan. Katı, sıvı, gaz evrelerinde bulunan özdeklerin, molekül ya da atomlarını bir arada tutan kuvvetleri yenerek bir başka özdeğin içinde dağılmaları olayı. Dağılan.

Methylbenzene : Toluen.

Unwinders : Çözücü (sarılı bir şeyi).

Warper : Bozan. Büken. Çözgücü. Yün çözme tezgahı. Saptıran. Saptırıcı. Çözgü makinesi. Bozucu. Bükücü.

Acetone : Renksiz, kolaylıkla yanabilen, buharlaşabilen, karakteristik keskin kokulu, histolojide dokuların tespit ve dehidrasyonunda kullanılan organik bir çözücü. Kolaylıkla yanabilen, renksiz, buharlaşabilen, kokulu bir sıvı, yaygın olarak kullanılan bir çözücü ve ketoasidozda karaciğerde üretilen keton cisimlerinden biri. Nem emici. Aseton. Genel çözücü olarak kullanılan uçucu tutuşucu sıvı (kimya). Biyoloji, kimya, sinema, televizyon, veterinerlik alanlarında kullanılır. Renksiz, karakteristik keskin kokulu, histolojide tespit ve dehidrasyonda kullanılan organik bir çözücü; ch3coch3. H3c-c—ch3; pek çok organik özdek için çözücü olarak kullanılan, renksiz, yanıcı, hoş kokulu ve uçucu bir keton. (yoğunluğu: 0.972 g /cm³; kaynama noktası: 57°c.). Eritken olarak zamkta kullanılan renksiz, hoş kokulu, alev alır bir sıvı.

 

Naphtha : Neft. Nefyağı. Gazyağı. Petrol. Nafta. Neftyağı.

Solver : Bir soruna çözüm bulan kimse. Çözen kimse. Çözücü kimse. Çözümcü.

Solvers : Bir soruna çözüm bulan kimse. Çözücü kimse. Çözümcü. Çözen kimse.

Defroster : Eriten bir şey. Buzçözer. Özellikle otomobil veya uçakların ön camlarında oluşan buzlanmayı engelleyen cihaz. Buzu ortadan kaldıran veya eriten aygıt. Buz çözücü.

Dissolver synonyms : universal solvent, phenylic acid, dissolving agent, tetrachloromethane, dimethyl ketone, oxybenzene, perchloromethane, carbon tet, resolver, toluene, warpers, defrosters, menstruum, medium, resolvers, carbolic acid, alkahest, melter, phenol, chlorobenzene, alcahest, hexane, solvent, dissolvent, dispersant, carbon tetrachloride, unwinder, propanone, diluent, xylol, melting, diluents, demodulator.

Dissolver ingilizce tanımı, definition of Dissolver

Dissolver kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : One who, or that which, has power to dissolve or dissipate.