Dura nedir, Dura ne demek
Dura; Anatomi, Veteriner, İsim, Yerleşim Merkezi alanlarında kullanılan bir kelimedir.
Yerel Türkçe'deki anlamı:
Çatının saçağı.
Kapı üzerindeki örtme.
Artık, geri kalan anlamında kullanılır.
Veterinerlikte sözlük anlamı:
Sert.
Dura isminin anlamı, Dura ne demek:
Yaşasın, ölmesin anlamında kullanılan bir isim. Dura ismi; Türkçe kökenli olup bir Erkek ismidir.
Gezilecek Görülecek bir yer olarak anlamı:
Balıkesir kenti, Şevketiye nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.
Mardin şehri, Kızıltepe ilçesi, merkez bucağına bağlı bir bölge.
Samsun şehrinde, Kavak belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.
Dura ile ilgili Cümleler
- Belki ihtiyaçları olur isterler, yüze duramam.
- Masanın üzerinde açık duran bir kitap var.
- Bu hangi durak?
- Duramayacağım.
- Durabilir miyiz?
- Burası hangi durak?
- Duramadım.
- Ali eve yürümek zorunda kalmadan önce yağmurun duracağını umuyordu.
- En ufak bir şeyden sevinir, yerlerinde duramaz olurlar.
- Aman sayın bayan beni çağırmayınız. Güzel yüzüne duramam, içeri girerim. Girince de...
- İflasından sonra yeniden ayakları üzerinde duramadı.
- Otobüs durağı bu civarda.
- Otobüs durağında bekleyeceğim.
- Duramadık.
- Durağımı kaçırdım. Bir sonraki durağa ulaşmak ne kadar sürer?
- Gayri bana dur durak yok.
- Duracaksın.
Dura ile ilgili Atasözü veya Deyim
dur durak (veya dur dinlen veya dur otur) yok : durup dinlenmeden sürekli çalışmayı anlatan bir söz.
dünya durdukça durasın : çok yaşa, Tanrı sana sonsuz bir ömür versin! anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü.
kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan : kişi arkadaşlık ettiği kimseden etkilenir anlamında kullanılan bir söz.
uyku durak yok : dinlenme imkânı yok anlamında kullanılan bir söz.
yerinde duramamak : sürekli kıpırdamak içi içine sığmamak.
yüze duramamak : birinin hatırından çıkamamak, birinin hatırını kıramamak.
yüzüne duramamak : dayanamamak, bir isteğe hayır diyememek, kıramamak.
Dura anlamı, tanımı
Arındırma duralgası : Bir kentin suyunun, kentlinin kullanmasına sunulmasından önce, insan sağlığı için taşıyabileceği dokuncaların belli bilimsel yöntemlerle giderildiği, süzgeç ve benzerleri araçlardan oluşan kuruluş. Kentin çöplerinin insan sağlığına dokuncalı olmaktan çıkarılmasına, yararlanılabilecek duruma getirilmesine yarayan döşem
Arka durak gelişme : Trypanosomatidaeların Stercoraria bölümünde bulunan kimi protozoonların ara konak böceğin orta veya son bağırsağında gelişimi.
Boğumlama durağı : Boğumlama yapılmadığı zaman ses aygıtının aldığı dingin hal.
Büyük durabeyli : Köy adı.
Dur durak : Dinlenme, istirahat: Dur durak yok çalış babam çalış.
Dura dur : Bekleyi dur, biraz bekle.
Dura düşe : Düşe kalka.
Dura mater ensefali : Beyni en dıştan saran zar.
Dura mater spinalis : Omuriliği en dıştan saran zar.
Durabey : Kütahya ili, Domaniç belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yer.
Durabeyler : Balıkesir şehrinde, Dursunbey belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.
Durabeyli : Köy adı (bk. küçük durabeyli, büyük durabeyli). Diyarbakır şehrinde, Dicle ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.
Durabilme : Durabilmek işi.
Durabilmek : Durma imkânı veya olasılığı bulunmak.
Duracak : Van ilinde, Kocapınar nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.
Duracan : Yaşasın, uzun ömürlü olsun anlamında kullanılan bir isim.
Duraçalı : Kocaeli şehri, Kandıra ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.
Duradur : Çok uzak.
Durag : Durak.
Duragomak : Sabretmek, bir olay karşısında soğukkanlı davranmak. Olduğu yerde durmak. Durakoymak.
Durağan anamal : Tecimsel bir girişimin toprak, yapı, makine, üretim ve yapım yeri gibi kullanılır taşınır ve durağan değerleri. Durağan anamala yapılan yatırım.
Durağan aşınma payı : Bir değerin, belirli bir süre sonunda öz değerine düşürülünceye dek, o değere belirli bir oranda uygulanan aşınma payı.
Durağan çizgi : Bir yıldızın izgesinde, başka izgelerdeki Doppler kaymasını göstermeyen bir soğurum: çizgisi.
Durağan dağılım : Zaman içerisinde değişmeden kalan dağılım.
Durağan dalga : Bir ortamda ters yönlü ve eş sıklıktaki iki benzer dalga deviniminin eş anlı aktarımıyla oluşan dalga.
Durağan dalgalar : Karşıt doğrultuda ilerleyen, özdeş türden ilci dalga katarının üst üste gelmesi ile oluşan durgun görünüşlü dalgalar örgesi.
Durağan değer : Bina, ev, toprak parçası, yer gibi taşınmaz mallar. İyelik konusuna girebilen gerçek eşya ile hakların tümü.
Durağan değer iyesi : Mal üzerinde iyelik hakkını gerçekleştirmiş olan kişi.
Durağan değerler : Durağan kuruluşlar, mal ve hizmetlerin yapımında kullanılan mallar.
Durağan değerlerin hizmetten çıkarılması : Tamamen çalışamaz duruma gelmiş, yapılan yıllık aşınma paylarıyla değerleri yitirilmiş ya da modası geçmiş durağan bir değerin hizmetten çıkarılması.
Durağan denge çözümlemesi : Herhangi bir nedenle bozulan bir iktisadi dengenin yönünü ve niteliğini belirlemeye yönelik olarak zaman boyutundan bağımsız biçimde yapılan çözümleme. karşılığı devingen denge çözümlemesi.
Durağan dişli : Genellikle yarışlıklarda yapılan hız yarışlarında, takılması zorunlu bulunan ve sürekli çevirmeyi gerektiren arka dişli.
Durağan durum : Solow büyüme modelinde işçi başına sermayenin ve buna bağlı olarak işçi başına üretimin değişmediği durum. Ekonominin başlangıçta sahip olduğu sermaye stoku ne olursa olsun uzun dönemde ulaştığı nokta. Bir iktisadi modelde yer alan değişkenlerin hiçbirinin değişmediği durum.
Durağan durum büyümesi : Bir ekonomide, makroiktisadi değişkenlerin sabit bir oranda arttığı durumdaki iktisadi büyüme. karşılığı dengeli büyüme.
Durağan durumlar : Nicem kuramında, bir dizgenin toplam.erkesini oluşturan belirli erke düzeylerinin durumları.
Durağan evren : Durağan dağılımların elde edildiği evren.
Durağan giderler : Üretim niceliğine göre artıp eksilmeyen maloluş.
Durağan konut gereksinmesi : Konut pazarındaki iye konutu ya da tutman konutu sayısı ile, bir kentin ev halkı sayısı arasında belli bir anda var olan ayrım.
Durağan kuruluşların çalışmadan çıkarılması : Gemiyi terketmek, beraberce donatılan tamir ve navlun sorumluluğundan kurtulmak amacıyla paylarından vazgeçerek birleşimden ayrılma. Durağan kuruluş ve değerlerin hizmetten çıkarılması.
Durağan mallar tümdeğerine eklenen giderler : Durağan mallarda doğal bakım, onarım ve temizleme giderleri dışında durağanı genişletmek ya da ekonomik değerini sürekli olarak arttırmak amacıyla yapılan ödemeler gibi tümdeğere eklenen giderler.
Durağan mallar tümdeğerine giren giderler : Durağan mallar için ödenen makine ve döşemelerde, gümrük vergileri taşıt ve kurma paraları, bir yapının satın alınarak yıktırılmasından ve toprağın düzeltilmesine ve benzerleri gibi tümdeğere eklenen giderler.
Durağan malların değerlendirilmesi : Ekonomik işletmelere ilişkin durağan varlıkların genel olarak tümdeğer yöntemiyle değerlendirilmeleri.
Durağan mıknatıs : Dış etkiler olmadan, mıknatıslılık özelliklerini sürdüren mıknatıs.
Durağan ortakdeğişkeli süreç : [Bakınız: durağan süreç].
Durağan özdeklerin oranlama değeri : Durağan değerlerin oranlanan güne ilişkin değeri.
Durağan paklama : Bir seyreltik asit yunağında, çelikleri, daldırarak ve işlem sonuna dek kımıldatmadan tutarak yapılan paklama.
Durağan para : Değerini uzun bir süre koruyabilen para.
Durağan süreç : (Olasılık kuramı) Tüm olasılıksal değişkenlerinin birleşik olasılık işlevinin h'den bağımsız olduğu olasılıksal süreç. Eğer, tüm yalnızca h'ye bağlı ise, olasılıksal sürece geniş anlamda durağan süreç ya da durağan ortakdeğişkeli süreç denir, anlamdaş, kararlı süreç.
Durağan süreli yatırımlar : Belirli bir süre ile ve durağan bir üremle bağımlı yatırım.
Durağan tümdeğer : Üretimin arttırılmasına karşılık belirli koşullara göre aynı durumda kalan tümdeğer.
Durağan varlıklar : Bir yıldan ya da bir olağan çalışma döneminden daha uzun sürelerle işletme çalışmalarının gerçekleştirilebilmesi için kullanılmak amacıyla elde edilen özdeksel olan ve olmayan işletme varlıkları. Bir mal ve işin yapımında kullanılan toprak parçaları, binalar, makineler, takım ve avadanlıklar, taşıma araçları ve benzerleri değerler.
Durağan varlıklar yenileme ayırcası : Yetkililerince saptanacak ve bulunacak oranlara göre durağan varlıkların yenilenebilmeleri amacıyla net kârlardan ayrılan paralar.
Durağanlık yasası : Değişik dış etkenlerin baskıları altında kalan anlatıların yapı ve görevlerinde birçok değişiklik olmasına karşın, özlerinde hiçbir değişiklik olamayacağına ilişkin halkbilim yasası.
Durahlamah : Duraklamak.
Durahsamak : Duruksamak; durur gibi yapmak.
Durak ardı : Cephe gerisi.
Durak eylemek : Durmak, kalmak, karar etmek, eğlenmek.
Durak otu : Dereotu. Dere otu, razyane.
Durak önü : Cephe ilerisi.
Durak tutmak : Yerleşmek, ikamet etmek.
Durak yöntemi : Tiyatro yapıtının, sürekli gelişimi sağlayan bölümlerle değil de, kendi basma tamamlanmış birimlerle ve duraklarla kurulduğu yöntem, ilk kez ortaçağ'ın dinsel oyunlarında izlenen bu yönteme çağımızda dışavurumcu oyunlarda, belgesel tiyatroda ve epik tiyatro yapıtlarında rastlanır. Bir tiyatro yapıtını perdelerle değil de, duraklarla (tablolarla) kurma yöntemi. İlk kez Orta Çağda dinsel oyunlarda görülmüştür. Ekspresyonist ve anlatımcı (Epik) tiyatro yapıtlarında bu yöntem izlenir.
Durak zamanı : Bir oyunun gerekli yerlerinde susma süresi.
Durakalma : Durakalmak işi.
Durakalmak : Ne yapacağını bilemez bir biçimde durup kalmak.
Durakbaşı : Mardin şehrinde, Akarsu bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Samsun şehrinde, Çarşamba belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.
Durakköy : Ordu kenti, Ulubey ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.
Duraklama aşaması : Bir sesin boğumlanması sırasında, hazırlık aşaması ile çözülme aşaması arasında kalan ve boğumlanmayı gerçekleştiren aşama.
Duraklamış gelişim : İç ve dış nedenlerle yaşamın herhangi bir noktasında engellenerek durdurulmuş olan gelişim.
Duraklar : Düzce şehrinde, merkez belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.
Duraklatma : Duraklatmak işi.
Duraksama noktası : Belirli bileşimdeki bir yapıda, faz dönüşümünün oluşumu sırasında beliren ısıl duraksamanın olduğu sıcaklık.
Duraksama sıcaklığı : [Bakınız: duraksama noktası].
Duraksamalı kişi : Hangisine katılmak istediğini kestiremeden iki küme arasında bocalayan kişi.
Duraksatış : Sözde, yazıda, beklenmedik bir sonuçla karşılaştırma sanatı. Ör. / Erbab-ı teşaür çoğalıp şair azaldı / Yok öyle değil, şairin ancak adı kaldı (Muallim Naci) Çeşitleri vardır:. gerçek duraksatış: [es. t. ierdid-i sad/k]: Söz, ağır başlı ve özenli bir sonuca varır: " .......insan dünyayı iğfale muvaffak olsa bir şahıs kalır ki anı aldatmasına imkân olmaz; o da kendi nefsidir," (Namık Kemal). eğlenceli duraksatış: [es. t. terdid-i metayip]: Söz, sakalı, eğlenceli bir sonuca varır:/ Hele var ki bir tablo / Görse şaşar Anibal! / Ördeklerden bir filo / Bir de kazdan amiral!.
Duraksatma : Duraksatmak işi.
Duraksatmak : Duraksama işini yaptırmak.
Duraksayış : Duraksama işi.
Duraksız devinim : Beynin devimsel özeğindeki bir sakatlanma nedeniyle kaslarda düzensizlik, bedende görülen ağır ve denetlenemeyen kıvranmalar.
Duraksızlık : Duraksız olma durumu.
Dural : Hep aynı durumda ve değişmeden kalan. Belli zaman aralığı içinde, olayların ve nesnelerin, sürekli denge nedeniyle kimi özelliklerinde gözlenen değişmeme durumu. Devingenliğini ve etkinliğini yitirmiş olan. Hep aynı durumda olan, değişmeden kalan, sakin.
Dural akım yöntemi : Elektrikle ayrışım devresine akım denetleciyle belirli ve saptanmış akım uygulayarak gerilimin zamana göre değişiminin ölçülmesi.
Duralama süresi : Bağlı bir eksiciğin en üst erke düzeyindeyken daha alt bir düzeye düşerek, aradaki erke çıkaranını ışıması için geçen süre.
Duralar : Erzurum kenti, Oltu ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.
Duralaşmak : Sataşmak. [Bakınız: daklaşmak]. Başlamak.
Duralatma : Duralatmak işi.
Duralatmak : Duralama işini yaptırmak.
Duralga : Taşıma dizgesinin çalışmasıyla, taşıtların durup yolcu ve yük indirip yüklemeleriyle ilgili her türlü kolaylıkların ve yapıların bulunduğu yer.
Durali : Çanakkale şehri, Çan ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yer. Ordu ilinde, Korgan ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.
Duralidayılı : Yozgat şehrinde, Sorgun ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yer.
Duralmak : Durulmak, tortusu dibe çöküp arılanmak. Uslanmak, durgunlaşmak.
Duraltmak : Süzmek, durulaştırmak, arıtmak.
Duraluşağı : Adana şehrinde, Kozan belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.
Duram : Erek, amaç.
Duramah : Durma, duruş.
Duramamak : Barınamamak.
Duraman : Durmak, tembellik.
Duramater : Santral sinir sisteminin en dışında yer alan elastik iplikli, dayanıklı, az sayıda damar içeren sert zar. Beyin boşluğunda periosteumla birleşen bu zara kalın olması nedeniyle pakimeninks adı da verilir.
Duran : Topraktan yapılmış yayık. Dağ yolu. Yaşayan, varlığını sürdüren. Kalan. Dingin, sakin, huzurlu. Kastamonu kenti, Çatalzeytin ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Şanlıurfa ilinde, Harran ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.
Duran yıldız : Yöresindeki yıldızlara göre yer değiştirmeyen yıldız.
Duranay : Dingin, sakin, huzurlu bir biçimde yaşamını sürdüren kimse.
Durançam : Ardahan şehri, Göle ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.
Duraner : Dingin, sakin, huzurlu bir biçimde yaşamını sürdüren kimse.
Duranik : Tarla kuşu.
Durankaya : Hakkâri şehrinde, merkez ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi. Siirt şehrinde, Özpınar nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.
Duranlar : Bingöl şehri, Kiğı belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer. Kars ili, Kağızman belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Malatya ilinde, merkez ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.
Duransoy : Dingin, sakin, huzurlu bir biçimde yaşamını sürdürmüş soydan gelen kimse.
Durantaş : Gaziantep kenti, Burç bucağına bağlı bir bölge.
Durantekin : Dingin, sakin, huzurlu bir biçimde yaşamını sürdüren hükümdar.
Durarak atlama : Hız almadan bacakların eklemlerde yaylanması, kolların savrulmasıyla vücudun, çift ayakla yerden kopması ve ileriye konması.
Durası yer : Makam, mekân, duracak yer.
Durasıl : Manisa kenti, Akhisar belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yer.
Durasılar : Balıkesir şehrinde, Bigadiç ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.
Durasıllı : Aydın şehrinde, Nazilli belediyesi, merkez bucağına bağlı bir bölge. Manisa ili, Adala bucağına bağlı bir yerleşim birimi. Manisa ili, Osmancalı nahiyesine bağlı bir yer.
Duravarmak : İnat etmek, direnmek. Sık sık ve sürekli olarak vurmak. Yorulmak. Oluverdi anlamında kullanılır: Yün yumuşak duravardı.
Duravay : Öyle mi anlamında şaşma ünlemi.
Duray : Yaşa, uzun ömürlü ol anlamında kullanılan bir isim.
Durayazma : Durayazmak işi.
Durayazmak : Durma tehlikesi geçirmek, duracak gibi olmak.
Dutup duravarmak : Hiç unutmamak, fikri sabit haline getirmek.
Düşe dura : Düşe kalka.
Halkbilimsel durağanlık : Uzun ya da kısa bir süre için iç ve dış etkilere direnerek yapısında değişim, kültürleşme, başkalaşım gibi halkbilimsel olayların hiçbiri görülmeyen halk kültürünün durumu, bk. halkbilim, halk kültürü, halkbilimsel güç, kültürel güç, kültürel süreç.
Isıl duraksama : Soğuma eğrilerinde, faz dönüşümleri sonucu görülen duraksama.
İstençli durak : Bir kent içinde, toplu ulaşım araçlarının, genellikle genbinitlerin (otobüslerin), yolcu indirmek ve bindirmek için durmak zorunda olmaksızın, gereksinmeye bağlı olarak durmalarına ayrılan yer.
Karşılaştırmalı durağan denge çözümlemesi : İki ayrı zamandaki denge durumlarının karşılaştırıldığı çözümleme yöntemi.
Küçük durabeyli : Köy adı.
Motorun durağan parçaları : Motorun yuvgular ve yağlıktan olu|an devinmeyen parçaları.
Muayene durağı : Hayvanların boyunlarını kilitlemede kullanılabilen, kilitlendiğinde gözlem veya veteriner hekimin muayenesi için hayvanı sabitleyen, ayarlanabilir tahta veya metal yapı.
Ön durak gelişme : Trypanosomatidae ailesinin Salivaria bölümünde bulunan türlerinin sinek konaklarının orta veya ön bağırsaklarındaki gelişimi.
Serinleme durağı : Maraton yarışlarında, yeme-içme durakları arasında bulunan, koşucuların su içtikleri, terlerini sildirdikleri konaklardan her biri.
Sinus dura matris : Beyin zarı olan dura materin iki yaprağı arasında kalan toplardamar boşlukları.
Tatlı duraklama : Mef'ûlü, mefâilün, feûlün" ölçüsünün gerektikçe"mef'ûlün, fâilün, feûlün" biçimine çevirilmesi: / Kaldım mı, demişti, yolda bir gün / Hindistan'ın denizlerinde?... (A. Hamit Tarhan, Makber).
Uyku durak : Dinlenme olanağı: Hiç uyku durak yok!.
Uykusuz duraksız : Durup dinlenmeden.
Uzakyol genbinit duralgası : Kentler arasında gidip gelen yolcu genbinitlerinin yolcu indirip bindirmesi, geçici sürelerle durması için kentin elverişli yerlerinde yapılmış, özel durma bölümleri, işevleri, bekleme odaları ve ortak yararlanmaya açık işgörü yerleri bulunan büyük yapı ve kolaylıklar.
Yeme içme durağı : Maraton koşusunda, çıkıştan 10 uncu kilometrede, sonra her 5 km. de bir, koşucuların yeme-içme gereksemelerini karşılayan duraklardan her biri.
Yeniden başlama durağı : Uzun bir yürütme süresi gerektiren bir izlencede, herhangi bir aksaklık dolayısıyla kesilme olasılığında, işi en baştan yenileme yerine, belirli sürelerde dış belleğe yapılan dökümlerle desteklenen ve işlenen verilerdeki tutarlılığı bozmadan sağlanan yeniden başlama noktası.
Zorunlu durak : Kent içinde genbinitlerin yolcu indirip bindirmek için durmak zorunda oldukları açık ya da kapalı bekleme yeri.
Dolmuş durağı : Dolmuşların yolcu indirip bindirdiği yer.
Duraç : Kaide.
Durağan : Yerini değiştirmeyen, yerli, hareketsiz, sabit. Etkin olmayan, gelişmemiş. Sinop iline bağlı ilçelerden biri. Akışmaz.
Durağan elektrik : Kimyasal olarak enerjinin depo edildiği akümülatörün ürettiği elektrik.
Durağanlaşma : Durağanlaşmak durumu.
Durağanlaşmak : Durağan duruma gelmek.
Durağanlık : Durağan olma durumu.
Durak : Tren, tramvay, otobüs, minibüs vb. genel taşıtların durmak zorunda olduğu veya durabileceği yer. Kısa bir süre konaklanacak, durulacak yer. Cümle sonundaki nokta. Çok sayıda taksinin bir arada çalıştığı ve bağlı olduğu işletme. Hece ölçüsüyle yazılmış şiirlerde ölçü kalıpları içindeki durma yerleri. Konuşmada, anlamın gerektirdiği biçimde kelimeler arasındaki ses kesintisi. Bir ölçü uzunluğunda susma.
Duraklama : Duraklamak işi. İlerlemekte olan bir birliğin, vakitsiz, yersiz ve düzensiz olarak yürüyüşünü durdurması.
Duraklamak : Hareket durumundayken kısa bir süre için durmak veya arada bir durmak. Bir süre ses çıkarmamak, bir şey söylememek, duraksamak, tereddüt etmek.
Duraklatmak : Bir şeyin duraklamasını sağlamak.
Duraklayış : Duraklama işi.
Duraklı : Durağı olan. Hep aynı yerde kalan, hep aynı yerde tekrarlanan.
Duraklı dalga : Bütün noktaları aynı anda, zıt ve aynı fazlı titreşimler yapan dalga, kararlı dalga.
Duraklık : Durak olma durumu. Durgunluk.
Duraksama : Duraksamak işi, tereddüt.
Duraksamak : Ne yapmak veya ne demek gerektiğini kestiremeyerek duraklamak, tereddüt etmek.
Duraksamalı : Duraksayan, tereddütlü.
Duraksamasız : Duraksaması olmayan, tereddütsüz.
Duraksız : Otobüs mola vermeden, duraklarda durmadan (gitmek). Hareketli, oynak. Herhangi bir durağa bağlı olarak çalışmayan (taksi).
Duralama : Duralamak işi.
Duralamak : Duraklamak.
Duralayış : Duralama işi.
Durallık : Dural olma durumu.
Duran top : Atış yapmak üzere bekletilen ve hareketsiz olan futbol topu.
Dursuz duraksız : Durmadan, durmaksızın.
Emniyet durağı : Su altına dalan kişilerin vurgun yememesi için su yüzüne çıkış mesafesinde sağlık yönünden güvenli bölge.
Diğer dillerde Dura anlamı nedir?
İngilizce'de Dura ne demek ? : dura

Bu kısımda Dura nedir? Dura ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Dura tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Dura hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.