Habe nedir, Habe ne demek

Habe; Gösteri, Tiyatro alanlarında kullanılan bir kelimedir.

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Boş.

Mide.

Heybe.

Kırmızı renkli, iki gözlü, omuza atılarak kullanılan yün torba, heybe.

Tiyatro'daki anlamı:

Karagöz ustalarının "ekmek" e verdikleri ad.

Teknik terim anlamı:

(Argo) Karagöz ustalarının ekmek için kullandıkları sözcük.

Habe ile ilgili Cümleler

  • “Bu haberi patlatacak olan gazete en az bir hafta gündemi belirlemiş olacak.”
  • “Görürseniz, duyarsanız kuşun kanadıyla haber salın demedik mi?”
  • Haberleri açmak istemiyorum.
  • Ali o haberi yalanladı.
  • Haberler bugünlerde yeterince korkutucu.
  • Bu haberi duyduğunda Mustafa ölümcül bir kalp krizi geçirdi.
  • “Ben de bir türlü ne olduğunu anlayamamıştım! Çocuktan al haberi derler. Boş laf değilmiş.”
  • Bir şeye ihtiyacın olursa sadece bana haber ver.
  • Gerçekten yemek yerken haber izlemek zorunda mıyız?
  • Tom, attığı her adımı polisin izlediğinden habersizdi.
  • “O evlerin ısıtılacağını, akşama sıcak yemek yapılacağını, evlerin ıssız olmadığını haber verirdi.”
  • O, başkalarıyla geziyormuş, ne haber?
  • Ali haberi yalanladı.
  • “Kayıkları olmayanlar mahalledeki en alışık oldukları kira sandallarına haber gönderirler.”
  • “Annesinin bir şeyden haberi olmadığı için hemen söze karıştı.”
  • Benim için herhangi bir haberin var mı?
  • “Ben bu sevdadan vazgeçmez iken / Gizli gizli haber salıp durmasın”
  • Haberin doğru ya da yanlış olup olmadığı küçük bir fark yaratır.
  • “Kararımızdan Nedret'in arkadaşlarını da haberdar etmeliyiz.”
  • “En yeni teknolojik bilgilerden haberli oluyorlar.”
  • Haberleri ne zaman izliyorsun?
  • Haber bizi rahatsız ediyor.
  • “Annem de ben de bundan haberdar olmadık.”
  • “Günlerden beri artan iştahsızlık ve derin yorgunluk fena günlerin yaklaştığını haber vermiş olabilirdi.”
  • “Sizden haber almayalı bir seneden fazla oldu.”
  • Ara sıra senden haber almama izin ver, verecek misin?
 

Habe ile ilgili Atasözü veya Deyim

çocuktan al haberi : bir aile sorunu veya ailece gizli tutulan bir şey, çocukların rastgele söyledikleri bir sözle açığa çıktığında söylenen bir söz.

dünyadan haberi olmamak : çevresinde olup bitenleri bilmemek.

gaipten haber vermek : kendisinde manevi güç olduğuna inanılan kimse, gelecekte neler olacağından veya bilinmeyen âlemden haber vermek.

haber almak : kendisine bildirilmek, öğrenmek, bilgi edinmek.

haber atlamak : gazetecilikte bir haberi vaktinde yayımlayamamak.

haber çıkmamak : biri veya bir şey için beklenen bilgi gelmemek.

haber geçmek : teleks, telefon ve benzerleri ile bilgi iletmek.

 

haber göndermek : herhangi bir araçla bildirmek.

haber patlatmak : çok önemli bir haberi ilk kez açıklamak.

haber salmak (veya yollamak) : haber göndermek.

haber uçurmak : Acele, süratle haber göndermek.

haber vermek : bildirmek, haber ulaştırmak bir durumun, bir olayın belirtisi olmak.

haberdar etmek : haber vermek, bildirmek.

haberdar olmak : bilgi edinmek, haber almak.

haberi olmak : bilgisi olmak, bilmek.

haberin olsun : birine herhangi bir konuda uyarıda bulunmak için söylenen bir söz.

haberli olmak : öğrenmiş olmak, haber almış bulunmak.

ırak yerin haberini kervan getirir : “erişemediğimiz şeyle aramızdaki ilişkiyi bir aracı sağlar” anlamında kullanılan bir söz.

kara haber tez duyulur : “ölüm gibi kötü haber çabuk yayılır” anlamında kullanılan bir söz.

kötü haber tez duyulur : kara haber tez duyulur.

kuşun kanadıyla haber salmak : en hızlı bir biçimde haber vermek.

ne haber : herhangi bir bilgi var mı? ne var ne yok “senin hiçbir şeyden haberin yok” anlamında kullanılan bir söz.

tavşan dağa küsmüş de dağın haberi olmamış : “önemsiz kişi, önemli kişiye küsse önemli kişinin umurunda bile olmaz” anlamında kullanılan bir söz.

uzun kulaktan haber almak : uzaktan uzağa haber almak.

Habe anlamı, kısaca tanımı

Habela : Böyle; bu tarafa; bunun gibi

Habena : Dizgin, şerit.

Habene : Testi.

Habenneka : Aptal.

Habenula : Küçük dizgin.

Habenüler gangliyon : Epitalamusun arka bölgesinde, iki yanda sinir hücrelerinden oluşmuş gangliyon.

Haber bilmek : Haber almak, bilgi edinmek.

Haber borusu : Suyun genleşme deposuna kadar dolduğunu haber veren boru.

Haber bölümü : Haber işliğinin, haber izlencesi metnini hazırlamakla görevli bölümü.

Haber düdüğü : Buhar basıncının çokluğunu haber veren düdük.

Haber filmi : Haber özelliği gösteren günlük önemli olayları ortaya çıktıkları anda saptayan, belirli aralıklarla piyasaya sürülen, sinema ve televizyonlarda gösterilen belgesel film çeşidi.

Haber filmi sineması : Yalnız haber filmleri gösteren sinema salonu.

Haber işliği : Haberlerin hazırlanması ve yayınlanlanmasıyla görevli işlik bölümü.

Haber izlencesi : Günün haberlerini söz ve görüntüyle yansıtan izlence.

Haberalma yeri : Edinilmesi gerekli görülen herhangi bir bilgi için başvurulacak öğrenim yeri.

Haberci rna : Özgül proteinlerin sentezi için DNA’dan bilgiyi alan ve ribozomlara taşıyan tek sarmallı nükleik asit, elçi RNA, mesajcı RNA, mesajcı ribonükleik asit, mRNA. Mesajcı RNA.

Habercilik : Habercinin yaptığı iş.

Habercinin anlatısı : Klasik Yunan tiyatrosunda seyircilerin görmediği olayları, bunları görmüş varsayılan bir habercinin anlatması.

Haberden haber vermek : Bir kimse veya bir konuda bilgi istemek.

Haberler : Günün iç ve dış olayları konusunda kamuoyunu aydınlatıcı ve oluşturucu bilgiler veren kısa metin ve bu metinle ilgili görüntü gereci.

Haberleşebilme : Haberleşebilmek işi.

Haberleşebilmek : Haberleşme imkânı veya olasılığı bulunmak.

Haberleşilme : Haberleşilmek işi.

Haberleşilmek : Haberleşme işi yapılmak.

Haberleştirme : Haberleştirmek işi.

Haberleştirmek : Haberleşme işini yaptırmak.

Habersiz oynatım : Bir filmin izleyicilerdeki tepkisini öğrenmek amacıyla bu filmin bir sinema izlencesine habersizce eklenip gösterilmesi.

Habesleyin : Ansızın, haberi olmadan, birden.

Habeş ırkı : Afrika'nın doğu bölgesinde, özellikle Habeşistan ovası ve Somali yarımadasında görülen; kırmızı-kahverenginden kara-kahverengine kadar değişen koyuluktaki deri, dar kalça, geniş omuz, ince beden, uzun kol, uzun bacak, az kıllı beden, ince dudak, uzun kafa, orta boy gibi özelliklerle ıralanan; kara ırka giren, ama karalarla beyazlar arasında, ikisi ortası bir özellik taşıyan ırk.

Habeş kedisi : Etiyopya’dan köken alan, dünyanın en eski kedi ırklarından biri olan, vücudu orta büyüklükte ve kaslı, kafası hafif üçgen şeklinde ve hatları yumuşak, burnu çukur bir görüntü sergileyen, karakteristik olarak gözlerinin altında kalemle çekilmiş gibi çizgiler bulunan, kuyruk uçları vücut üzerindeki en koyu renkten daima bir ton daha koyu olan, rengi yanık kahverengi, kızıl ve mavi olabilen, tüyleri bazen açık bazen de koyu renk bantlarla süslü, zeki, uyanık, oldukça yetenekli ve sevgi dolu kısa tüylü kedi ırkı.

Habeşi : Etiyopyalı. Habeşistan'da yapılan eski bir yazı kâğıdı türü.

Habeşistan maymunu : Maymunlar (Primates) takımının, Eski Dünya màymunugiller (Cercopithecidae) familyasından, 70 cm kadar uzunlukta, 50 cm kadar kuyruğu olan, yeşil renkli, Afrika'da sürüler hâlinde yaşayan bir tür. (Papio hamadryas) Maymunlar (Primates) takımının uzunkuyruklumaymungiller (Cercopithecidae) familyasından bir memeli türü. Uzunluğu 70, kuyruğu 50 cm. Rengi zeytin yeşilidir. Kuzey Afrikada sürüler halinde yaşar.

Habeşli : Kastamonu ili, Devrekâni ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yer.

Habetmeyh : Sütü bir kapta biriktirip yayıkta dövmek.

Habezan : İşsiz, başıboş, serseri. Uzun zaman cinsel ilişkide bulunmamış kişi.

Hücresel haberleşme : Kimyasal aracı maddelerle bir hücrenin faaliyetinin diğerini etkilemesi olayı.

İkinci haberci : Hormon gibi dış kaynaklı bir uyarana karşı hücre içinde üretilen cAMP ve cGMP gibi moleküller.

İkincil haberciler : Hücre yüzeyindeki reseptörlerin birincil habercilerle (hormon, nörotransmitter gibi) uyarılması sonucu hücre içinde teşekkül eden, miktarları artan ya da azalan ve hücrede belli bir cevabın verilmesini sağlayan halkasal adenozin monofosfat (cAMP), halkasal guanozin monofosfat (cGMP), diasilgliserol, inozitol trifosfat (IP3) ve kalsiyum iyonları (Ca2+) gibi bileşikler. Sekonder haberciler.

Kısa haberler : Haber izlencesinin başında ya da bu izlenceden ayrı olarak tek başına, özet olarak verilen haberler.

Kızgunca haber : İvedi, acele haber.

Mantıkça yüklem veya haber : "Gelen budur" veya "İyi olan budur" sözlerinde GRAMATİKAL HABER (Attribut grammatical) "bu" zamiri olduğu halde bu cümleler "Bu geldi" ve "Bu iyidir" değerinde olduğundan mantıkça, "Gelen" sözü yüklem, "iyi olan" sözü de haber sayılır. Bunlara DUYGUCA YÜKLEM veya HABER (Pr. ou Attr. pyshologique) de denir.

Nüklei habenulares : Metathalamus’ta bulunan striae habenulares thalami’nin arka ucunda bulunan çekirdekler.

Nükleus habenularis lateralis : Metathalamus’ta bulunan striae habenulares thalami’nin arka ucunda bulunan yan kısımdaki çekirdek.

Nükleus habenularis mediyalis : Metathalamus’ta bulunan striae habenulares thalami’nin arka ucunda bulunan iç kısımdaki çekirdek.

Siviş oluna haber vermek : Gizlice kaçmak, sıvışmak.

Stria habenularis talami : Fossa thalami’nin iki tarafında, thalamus'un üst yüzünün orta yüze geçitinde, önden arkaya doğru uzanan ve miyelinli sinir liflerinden oluşan şerit biçiminde dar kabartılar.

Yıldırım haber : Radyo ya da televizyonda olağan yayın kesilerek verilen çok önemli kısa haber.

Yüklemli haber : Bir cümlede koşaç yerine bir fiil kullanıldığı zaman, haber bu adı alır: Bu çocuk matematikte hep birinci gelir.

Acı haber : Genellikle felaket veya ölüm bildiren söz veya haber.

Ana haber sunucusu : Toplanan haberleri önem derecesine göre değerlendiren ve yayımlayan yetkili sunucu.

Atlatma haber : Rakip yayın kuruluşu atlatılarak yapılmış olan haber.

Haber : Bir olay, bir olgu üzerine edinilen bilgi, salık. İletişim veya yayın organlarıyla verilen bilgi. Yüklem. Bilgi.

Haber ajansı : Yurt ve dünya olaylarını toplayıp yayımlayan kuruluş.

Haber bülteni : Radyonun, televizyonun ve çeşitli haber ajanslarının günün iç ve dış olayları konusunda kamuoyunu aydınlatmak amacıyla yayımladıkları kısa metin.

Haber bürosu : Bağlı bulundukları iletişim organlarına bölgesel ve yerel haberleri iletmekle görevli birim.

Haber kaynağı : Haber değeri olan bilginin alındığı kişi veya yer.

Haber kipi : Bildirme kipi.

Haber merkezi : Bir yayın organının haberleri derleyip toparlamak ve değerlendirmekle sorumlu ve yükümlü haber birimi.

Haber stüdyosu : Ses düzeni, ses geçirmezlik özelliği ile radyo, televizyon vb. yayın organlarında yalnız haber okunmak için ayrılmış özel bölüm veya oda.

Haberci : Haber getiren kimse, ulak. Karakulak. Bir durumun, bir olayın belirtisi. Muhbir, ihbar eden kimse. Bir haberi usulünce hazırlayan ve yayın organlarında yayımlayan kimse.

Haberdar : Haberli, bilgili.

Haberdarlık : Haberdar olma durumu.

Haberleşme : İletişim. Yazışma.

Haberleşmek : Bir durumu karşılıklı olarak iletmek, karşılıklı olarak haber alıp vermek, iletişmek, muhabere etmek.

Haberli : Bir olay veya durum üzerine bilgisi olan, haberi olan. Haber vermiş veya almış olarak.

Haberlik : Haber durumunda olan.

Haberlilik : Haberli olma durumu.

Habersiz : Haberi olmayan, haber almamış, hiçbir bilgisi olmayan, bihaber. Haber vermeden, habersizce, bihaber.

Habersizce : Haber vermeden, haberi olmadan, habersiz, gizlice.

Habersizlik : Habersiz olma durumu, bihaberlik.

Habeş : Derisinin rengi çok koyu esmer olan (kimse). Etiyopyalı.

Kara haber : Ölüm veya felaket haberi, kötü haber. Kötü, üzücü veya sıkıntı yaratan haber, bilgi, kötü haber.

Kitle haberleşmesi : Kitle iletişimi.

Kötü haber : Kara haber.

Şişirme haber : Uydurma, gerçek olmayan, gerçekmiş gibi gösterilen haber, uydurma, asparagas.

Tekmil haberi : Askerlikte astın üste verdiği sözlü rapor, tekmil. Bir işin tamamlanmış olduğu haberi, tekmil.

Yalan haber : Gerçek olmayan, uydurma haber.

Diğer dillerde Haar tümlevi anlamı nedir?

İngilizce'de Haar tümlevi ne demek ? : haar integral