Heave türkçesi Heave nedir

  • Öğürmek.
  • Çabalamak.
  • Büyük bir güçle fırlatmak.
  • İnip kalkmak (göğüs).
  • Kabarmak.
  • Jeoloji alanında kullanılır.
  • Kusmak.
  • Güçlükle çıkarmak (inilti).
  • Şişirmek.
  • Kaldırmak.
  • Atmak.
  • Çekmek.
  • Yatay atım.
  • Bir kırıkta, iki kanadın yatay kayma ölçüsü.
  • Şişirmek (göğüs).
  • İnip kalkmak.

Heave ile ilgili cümleler

English: Ali ate the delicious meal and thought he must be in heaven.
Turkish: Ali lezzetli yemeği yedi ve onun cennette olması gerektiğini düşündü.

English: Ali and Mary were a match made in heaven.
Turkish: Ali ve Mary cennette yapılan bir eşti.

English: After he heard the news, Tom was in seventh heaven.
Turkish: O, haberi duyduktan sonra mutluluktan havalara uçtu.

English: Ali has died and gone to heaven.
Turkish: Ali öldü ve cennete gitti.

English: After he heard the news, Ali was in seventh heaven.
Turkish: Ali haberi duyduktan sonra çok mutluydu.

Heave ingilizcede ne demek, Heave nerede nasıl kullanılır?

Heave a sigh : İç çekmek. Of çekmek. İç geçirmek. Ah çekmek. İçini çekmek.

Heave in sight : Görüş mesafesine girmek.

Heave no stone unturned : Çalmadık kapı bırakmamak.

Heave to : Demir atmadan veya palamara bağlanmadan geminin suda hareketsiz durması. Rüzgarı başa alıp gemiyi durdurmak. Orsa alabanda eğlenmek. Faça edip durmak.

 

Heave up : Kusup çıkarmak. Vira etmek.

Heavens : Gökkubbe. Gök kubbe. Cennet. Gök kubbesi. Sema. Gök. Mutluluk. Semavat. Gökyüzü.

Heaven : Gök. Tanrı katı. Tanrı. Gökyüzü. Cennet. Ç.gökyüzü. Allah. Mutluluk. Saadet. Sema.

Heaved : Öğürmek. Çekmek. Kusmak. Kabarmak. Kaldırmak. Kaldırılmış. Atmak. İnip kalkmak. Şişirmek.

Heavenly : Semavi. Gökle ilgili. Kutsal. Göksel. İlahi. Nefis. Cennete ait. Çok güzel. Cennetsel. Tanrısal.

Heavenliness : İlahilik. Cennetten olma. Güzellik. Zariflik. Tanrısallık. Eşsizlik. Mutluluk.

İngilizce Heave Türkçe anlamı, Heave eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Heave ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Abyss : Yerde bulunan, çok derin ve dipsiz kuyu. Varta. Dipsiz gibi görünen yer. Dibi olmayan çukur. Boşluk. Derinlik. Olağanüstü derinlikte bir yerkabuğu yarığı. Hufre. Tamu. Cehennem.

Chucked : Gıdaklamak. Kusarak çıkarmak. İstifra etmek. Son vermek. Fırlatmak. Savurmak. Bırakmak. Çenesini okşamak.

Cat : Griva palangası. Kedi. Caz meraklısı kimse. Göcen. Pişik. Kusarak çıkarmak. Dedikoducu kadın. Kedigiller familyasından evlerde beslenebilen küçük memeli. avcı, zaman zaman bitkisel gıdalar da tüketebilen etçil hayvan. Pisi (argo terim).

Endeavouring : Gayret etme. Çaba harcamak. Çalışmak. Çalışma. Emek harcama. Yapmaya çalışma. Çaba gösterme. Gayret etmek. Uğraşmak.

Gag : Hazırcevap olmak; sahnede tuluat yaparak seyirciyi güldürmek. Komiklik yapmak. Konuşmasını önlemek. Haberin yayılmasına engel olmak. Susturmak. Ağzını tıkamak. Gag yaratmak. Gülüt yaratmak. Bir skeçte, revüde ya da bir eğlence gösterisinde herkesin gülebileceği bir nükteyi kapsayan sözler ya da durumlar.

 

Acid fumarole : Asit tüten. 200°-800° c. sıcaklıkta, hcı, so2 nh2 cl, h2o bileşimli gazlar çıkaran fumaroller. Ekşit (asit) tüten. Asit fümarol.

Effervesce : Galeyana gelmek. Köpüklenmek. Kaynamak. Neşelenmek. Gaz kabarcıkları çıkarmak. Coşmak. Dolduruşa gelmek. Köpürmek.

Abysal environment : 2000 m.nin altındaki derin deniz dibi ortamı. Derin ova.

Advance of aglacier : Buzulun önden uzanması. Buzul ilerlemesi.

Chuck up : Yabana atmak. Boşa harcamak. Durdurmak. İstifra etmek. Kesmek. Çıkarmak.

Heave synonyms : let out, blow up, hove, alcalic fumarole, algonkian, abrogate, allured, bestirred, retch, bulks, endeavoured, go for, endeavors, endeavor, appeal, come it too strong, cashiered, endeavour, adventive cone, barf, allure, abrogates, annuller, acrozone, bloat up, attract, keckle, arouses, bellow, endeavours, balloon, boke, cast off.

Heave zıt anlamlı kelimeler, Heave kelime anlamı

Deflate : Boşaltmak (havasını vb). Yükselişe müdahale etmek. Havasını boşatmak. Burnunu sürtmek. Düşürmek. Sönmek. Piyasadaki para miktarını azaltmak. Söndürmek. Gazını boşaltmak. Havasını boşaltmak.

Stand still : Kımıldamamak. Kıpırdamamak. Kımıldamadan durmak. Hareketsiz kalmak. Hareketsiz durmak. Hareket etmemek.

Heave ingilizce tanımı, definition of Heave

Heave kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : To lift. To rise upward, as a tower or mound. To hoist. To be thrown up or raised. To cause to move upward or onward by a lifting effort. An effort to raise something, as a weight, or one`s self, or to move something heavy. As, the wave heaved the boat on land. Often with up. To raise.