Kabarmak nedir, Kabarmak ne demek
- Ağırlığı artmadan hacmi büyümek.
- Deniz dalgalanmak, büyük dalgalar oluşmak.
- Kumaş üzerinde tüyler oluşmak, havlanmak.
- Öfke, sevgi vb. duygular gittikçe güçlenmek.
- Böbürlenmek, gururlanmak.
- Şişmek, genişlemek.
- Kafa tutmak, öfkelenip üstüne yürüyecek gibi davranmak.
- Niceliği artmak, büyümek

- Yağışlardan ya da kaynamaktan taşmaya yüz tutmak.
- Hayvanların tüyleri dikilmek.
- Bulanmak.
- Islanıp veya ısınıp yerinden kurtulmak.
"Kabarmak" ile ilgili cümle
- "Kumandan, atını şahlandırarak hurra hurra diye kendisini alkışlayan keyifli halka boyun kırarak kabarıyordu." - Ö. Seyfettin
- "Masraf kabardı."
- "Ekmek iyi kabardı."
- "Bu kumaş çabuk kabardı."
- "Çay birdenbire kabararak şosenin rampalarını aşar ve epeyce zararlara sebep olur." - R. N. Güntekin
- "Bu olayı duyunca delikanlının yüreği öç alma duygusuyla kabarır." - N. Cumalı
- "Masanın kaplaması kabardı.""Dolabın boyası kabardı."
- "İhtiyarın zayıf damarları kabarmış kıllı elleri dizlerinin üstündeydi." - P. Safa
Yerel Türkçe anlamı:
Gururlanmak.
Kabarmak, gururlanmak
Birisine kafa tutmak, horozlanmak
Kabadayılık yapmak.
1.bk. kabarlamak.
Diğer sözlük anlamları:
Büyümek, şiddetlenmek
Kabarmak anlamı, kısaca tanımı:
Kabarma : Kabarmak işi. Kendini üstün görme, büyüklük taslama. Duygulanma. Ay ve Güneş'in çekim etkisiyle, büyük denizlerde suların yükselmesi, met.
Ayranı kabarmak : Aşırı bir cinsel arzu duymak. öfkelenmek, coşmak.
Damarı kabarmak : Bir huy veya duygu güçlü bir biçimde ortaya çıkmak.
Dosyası kabarmak : Yaptığı yanlış işleri çoğalmak.
Fiske fiske kabarmak : Kabarcıklar oluşmak.
Göğsü kabarmak : Övünç duymak, kıvanmak, iftihar etmek.
Hindi gibi kabarmak : Gururlanmak, kurumlanmak, büyüklük taslamak.
İştahı kabarmak : İsteği çoğalmak, heveslenmek.
Koltukları kabarmak : Kendine veya yakınlarına yapılmış olan övgüden kıvanç duymak.
Öfkesi kabarmak : Çok kızmak, sakinleşmişken yeniden öfkelenmek, tekrar sinirlenmek.
Safrası kabarmak : Açlıktan midesi bulanmak.
Yüreği kabarmak : Midesi bulanmak. içi sıkıntı ile dolup derin soluk alma gereğini duymak.
Artma : Artmak işi.
Büyümek : Sayıca artmak. Yaşı artmak, yaşlanmak. Organizmanın bütününde veya bu bütünün bir bölümünde, boyutlar artmak, irileşmek, eskisinden büyük duruma gelmek. Artmak, güçlenmek, şiddeti artmak. Yetişmek. Önem ve değer kazanmak. Genişlemek.
Yağış : Yağmur. Yağma işi. Yağan yağmur veya kar miktarı. Havadaki su buharının yoğunlaşma sonunda sıvı veya katı durumda yere düşmesi, ağış karşıtı.
Kaynamak : Çalkantı durumunda olmak, dalgalanmak. Yerden çıkmak. Artmak, çoğalmak, yoğunlaşmak. Gerektiği gibi yapılamamak. Bir yerde huzursuzluk, tedirginlik olmak. Coşmak, heyecanlanmak. Yiyecek, içecek pişmek, haşlanmak. Bir sıvı, sıcaklığı belli bir dereceyi bulduğunda buhar durumuna geçerek fokurdamak. Mayalı bir şey kabarıp köpürmek. Arada kaybolmak. Kırık, çatlak kemik veya metal parçalar eski durumunu almak, birbirine yapışmak. Yara kapanmak, iyileşmek. Çok miktarda bulunmak. Mide ekşimek. Gizli bir iş çevirmek, için için hazırlanmak.
Tutmak : İş görebilmek. Kapatmak, sarmak. Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak. Ele geçirmek, yakalamak. Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, markaja almak. Bir yerde kalmasını sağlamak. Uğramak. Sürmek, zaman almak. Kullanmak. Bir kimsenin yerini almak. Yanında bulundurmak, alıkoymak. Bir şeyi kullanması için uzatmak. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek. Sarmak, bürümek. Alacağa veya vereceğe saymak. Uygun gelmek, çelişmez olmak. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak. Hizmetine almak veya kiralamak. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak. Desteklemek, birinden yana çıkmak. Başlamak. Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek. Kaplamak. Ulaşmak, varmak. Hedef olarak almak. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek. Benimsemek, beğenmek. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek. Biriktirmek, tasarruf etmek. Denetimi ve yetkisi altına almak. Varsaymak, farz etmek. Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak. Asılmak, kuvvetlice sarılmak. Sunmak. İşgal etmek. Yaklaştırmak. Elde bulundurmak, ele almak. Bağlamak. Bırakmamak. Beklenen sonucu vermek. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak. Herhangi bir durumda bulundurmak. Bir şey düşünmek. Gereğini yapmak, yerine getirmek. Avlamak. İzlemek.
Nicel : Nicelik bakımından, nicelikle ilgili, kantitatif.
Artmak : Çoğalmak. Değeri yükselmek, fazlalaşmak. Harcandıktan sonra bir miktar geri kalmak. Büyük heybe.
Şişmek : Utanmak, mahcup olmak. Gururlanmak, büyüklenmek. Çok yemek yiyerek rahatsız olacak kadar doymak. Bir şey emerek hacmi büyümek, genişlemek. Vücudun bir yeri içine yabancı bir maddenin girmesiyle veya başka bir etkiyle gerilmek, kabarmak. İçi hava veya gazlarla dolarak gerilmek. Yorularak koşuyu veya müsabakayı sürdüremez olmak.
Genişlemek : Yaygın duruma gelmek. Rahat bir duruma gelmek, açılmak, ferahlamak. Geniş duruma gelmek, büyümek. Bollaşmak.
Dikilmek : Karşı koymak, engellemek. Göz belli bir noktaya uzun süre bakmak. Dikme işi yapılmak. Ayakta durmak. Dikme işi yapılmak. Bazı üreme organları dokularına kan dolmasıyla sert ve dik bir duruma gelmek. Dik duruma gelmek.
Kumaş : Varlığı ve kişiliği oluşturan nitelik veya malzeme. Pamuk, yün, ipek vb.nden makinede dokunmuş her türlü dokuma.
Üzerinde : Üstünde. ... ile ilgili, üzerine.
Oluşmak : Belli bir varlık kazanmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, teşekkül etmek, tekevvün etmek.
Havlanmak : Üzerinde hav oluşmak.
Veya : Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut. Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz.
Kurtulmak : Bağını koparıp kaçmak. Doğurmak. İstenmeyen, sıkıntı veren, hoşlanılmayan bir kimseden, bir yerden, bir durumdan uzaklaşmak. Bir şey bulunduğu veya bağlı olduğu yerden ayrılmak. Tehlikeli veya kötü bir durumu atlatmak.
Deniz : Bu su kütlesinin belirli bir parçası. Geniş alan. Çokluk, yoğunluk. Aydaki düzlükler. Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu su kütlesi.
Dalgalanmak : Renk, ton değiştirmek. Hareketli olmak, kıpırdamak. Üzerinde dalga oluşmak. Tutarlı olamamak, tutarlı davranışlarda bulunamamak.
Büyük : Üstün niteliği olan. Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş. Büyük abdest. Makam, rütbe, derece bakımından daha üst olan kimse. Çok, ortalamayı aşan (soyut kavram). Niceliği çok olan. Önemli. Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan (somut nesne), makro, küçük karşıtı.
Bulanmak : Karışmak. Duruluğunu yitirmek. Parlaklığını ve açıklığını yitirmek. Bulama işine konu olmak, her yanı bir şeyle kaplanmak. Mide bulantısı olmak.
Böbürlenmek : Övünerek kabarmak, üstünlük taslamak, kurulmak.
Gururlanmak : Kendini beğenmek, büyüklenmek, kurumlanmak.
Diğer dillerde Kabarmak anlamı nedir?
İngilizce'de Kabarmak ne demek? : v. swell, rise, arch, blister, bloat, heave, puff, roughen, surge, tumefy, upsurge, vesicate
Fransızca'da Kabarmak : (deniz) grossir, enfler, s'enfler, monter, renfler, bomber, bouffer, s'enorgueillir, hausser, se dresser sur ses ergots, se gondoler
Almanca'da Kabarmak : v. anschwellen, aufblasen: sich aufblasen, aufgehen, auflaufen, aufplustern, aufstoßen, bauschen, pludern, schwellen, verquellen
Rusça'da Kabarmak : v. вздуваться, надуваться, разбухать, набухать, вздыматься, пузыриться, пухнуть, вспучиваться, расти, всходить, пыжиться, вздуться, надуться, набухнуть, вспучиться, взойти, напыжиться

Bu kısımda Kabarmak nedir? Kabarmak ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Kabarmak tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Kabarmak hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.