Kaynamak nedir, Kaynamak ne demek

"Kaynamak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Değerli bir çalışma kaynadı gibi geliyor bana." - S. İleri
  • "Doktorun sade kaynamış kahvesini söylemesini bekledi ve garson gider gitmez konuştu." - T. Buğra
  • "Deniz kaynıyor."
  • "Burada bir iş kaynıyor."
  • "Su, 100 °C'de kaynar."
  • "Burada karıncalar kaynıyor."
  • "Lafa daldık, ders kaynadı."
  • "Şıra kaynamış."
  • "Gittikçe kaynayıp kabaran bir hiddet, taşmak raddesine gelmiş kelimelerle dudaklarına kadar çıkıp titriyordu." - H. Z. Uşaklıgil

Yerel Türkçe anlamı:

Dövmek.

Kapta bulunan su donarak hacmi genişlemek

Yerinde duramamak, oynamak.

Sataşmak, takılmak.

Kaynamak anlamı, tanımı:

Kaynayan kazan kapak tutmaz : "içten içe, gizlice gelişen olaylar veya duygular bir yerde patlak verir" anlamında kullanılan bir söz.

 

Kaynama : Boya filminde hava veya solvent buharının kabarcık durumunda bulunması. Kaynamak işi.

Arada kaynamak : Karışık bir durumda gereken ilgiyi görmemek.

Beyni kaynamak : Aşırı sıcaktan sersemlemek, bunalmak.

Bir kazanda kaynamak : Anlaşmak, uyuşmak, bağdaşmak.

Cadı kazanı gibi kaynamak : Dedikodu, kargaşa çok olmak.

Fıkır fıkır kaynamak : Yerinde duramamak. bir şeyden bir yerde çok bulunmak.

İçin için kaynamak : Aşırı heyecan, gözü peklik ve hareket içindeyken bunu belli etmemek.

Kanı kaynamak : Coşkun ve kıpırdak olmak.

Karınca yuvası gibi kaynamak : Çok kalabalık ve hareketli olmak.

Kazanı kapalı kaynamak : Ne yaptığı, nelerle uğraştığı anlaşılamamak. içyüzü bilinmemek.

Tenceresi kaynamak : Geçimleri az çok yerinde olmak.

Yüreği kaynamak : İçinde şüphe ve endişe uyanmak.

Sıvı : Bulunduğu kabın biçimini alabilen ve üstü yatay bir düzlem durumuna gelebilen akışkan cisim, mayi, likit.

Sıcak : Yakmayacak derecede ısısı olan, yakmayacak kadar ısı veren, soğuk karşıtı. Havadaki yüksek ısı. Dostça olan, sevgi dolu. Hamam. Isısı yüksek olan, çok ısınmış. Sıcak yer.

Derece : Bir çözeltinin yoğunluğunu ölçmede kullanılan birim. Ölçü aletlerinin ölçeğinde belirtilmiş bulunan başlıca bölümlerden her biri. Bir süreç içindeki durumlardan her biri, basamak, aşama, rütbe, mertebe. Sıcaklıkölçer. Denli, kadar. Başarı gösterme. Bir çemberin üç yüz altmışta birine eşit olan açı birimi.

Buhar : Isı etkisiyle sıvıların ve bazı katıların dönüştükleri gaz durumu.

Durum : Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Duruş biçimi, konum, tavır. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon.

 

Fokurdamak : Fokur fokur ses çıkararak kaynamak.

Yiyecek : Yenebilen. Yenmeye elverişli olan her şey.

İçecek : İçilen her şey, meşrubat.

Pişmek : Bunalacak kadar sıcaklık duymak. Meyve olgun duruma gelmek. Bir konuyu iyice öğrenmek. Ateşte, fırında, kaynar suda veya yağda ısı etkisiyle yenilebilir duruma gelmek. Isıtma sonucu belirli bir kullanıma uygun duruma gelmek. Pişik oluşmak. Herhangi bir iş için konuşup hazırlanmak. İşe alışıp beceri ve ustalık kazanmak, zorlukları göğüslemek.

Haşlanmak : Kaynar su vb. ile yanmak. Haşlama işi yapılmak.

Çıkmak : Artırmak, fiyatı yükseltmek. Piyasaya sürülmek. Sıyrılmak, ayrılmak. Bitmek, büyümek, sürmek. Bulunduğu yerden fırlamak, kopmak. Yayılmak, duyulmak. Gelmek. Süresi dolduğunda ayrılmak. Bir iddia ile ortalıkta görünmek. Giderilmek, yok olmak. Yükselmek, artmak. Görünür veya belli bir durumda bulunmak. Verilmek. Bir konu yetkililerce karara bağlanmak. Belirmek, tanınmak. Bir şeyin düzeni bozulmak, eskisinden daha değişik, kötü bir duruma girmek. Mal olmak. Bulaşmak. Herhangi bir durumda olduğu anlaşılmak. Yerinden oynamak. Eksilmek. Yetişecek ölçüde olmak. Bir yere ulaşmak, varmak. Büyük abdest bozmak. Olmak, bulunmak, var olmak. Meydana gelmek. Erişmek, görmek. Vermeye katlanmak. Unutmak. Bir şeyin yukarısına doğru yürümek. Sesini yükseltmek. Karşı gelebilmek, boy ölçüşmek. Karaya ayak basmak. Yapılmak, yürümek. Gerçekleşmek. İçeriden dışarıya varmak, gitmek. Bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek. Bir sebeple bulunulan yerden ayrılmak. Bir inceleme, bir araştırma sonucu bulmak. Niteliği sonradan anlaşılmak. Oyunda herhangi bir rolü oynamak. Yayımlanmak. Yeni yetişip satışa sunulmak. Ay, Güneş görünmek. Bir meslek veya bilim kurumunda okuyup yetişmek, mezun olmak. Yayılmak. Flört etmek. Oluşmak, olmak. Davranışta herhangi bir niteliği bulunmak. Binaya kat eklemek. Ay veya mevsim geçmek. Talihine veya payına düşmek, isabet etmek, vurmak. Yetkili birinin makamına iş için gitmek. Elde edilmek, sağlanmak, istihsal edilmek. Bulunduğu yeri bırakıp başka yere geçmek, taşınmak, ayrılmak, ilgisini kesmek. Harcamak zorunda kalmak.

Yara : Vücutta işlemekte olan çıban. Bir şeyin iç veya dış yüzünde herhangi bir etki ile oluşan ve tehlikeli olabilen oyuk, gedik, yarık. Keskin bir şeyle veya bir vuruşla vücutta oluşan derin kesik. Dert, üzüntü, acı.

Kapanmak : Tatile girmek. Yüzü, gövdesi bir yere gelecek biçimde eğilmek. Dışarı ile ilişiğini kesmek. Kapalı duruma gelmek. Göz kör olmak. Hava bulutlanmak. Son verilmek, kesilmek. Çalışamaz, etkinliğini sürdüremez duruma getirilmek. Yara iyileşmek.

İyileşmek : İyi duruma gelmek. Hastalıktan kurtulmak, sağlığı yerine gelmek, salah bulmak.

Mayalı : Daire şeklinde açılan mayalanmış hamurun, sac veya fırında pişirilmesiyle elde edilen ekmek. Maya ile ekşiyip kabarmış. İçine maya karıştırılmış.

Bir : Ancak, yalnız. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Bir kez. Beraber. Eş, aynı, bir boyda. Tek. Sadece. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Bu sayı kadar olan. Sayıların ilki. Aynı, benzer.

Şey : Madde, eşya, söz, olay, iş, durum vb.nin yerine kullanılan, belirsiz anlamda bir söz. Nesne, madde.

Köpürmek : Çok kızmak, birdenbire öfkelenmek, feveran etmek. Ekşiyip köpüklenmek. Köpük yapmak, köpük oluşmak, köpük çıkararak kabarmak. Gerekli gereksiz, aralıksız ve bıktırıcı konuşup durmak.

Mide : Karın, karın bölgesi. Yemek yeme isteği. Omurgalılarda, sindirim sisteminin, yemek borusu ile onikiparmak bağırsağı arasında besinlerin sindirime hazır duruma getirildiği omurgasız hayvanlarda sindirim kanalının bu bölgeye karşılık olan parçası.

Ekşimek : Ekşi duruma gelmek. Utanmak, mahcup olmak. Kaşlarını çatıp yüzüne küskün veya dargın bir anlam vermek, somurtmak. Mayalanmak. Sırnaşmak, ısrar etmek. Bozulmak.

Çalkantı : Çalkanmış şey. Kargaşa ve bunalımın yol açtığı düzensiz, karışık, sıkıntılı durum. Kalbur yardımıyla ayrılan çer çöp. Coşku. Deniz ve gölde dalgalanma.

Olmak : Geçmek, tamamlanmak. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Sarhoş olmak. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Herhangi bir durumda bulunmak. Yaklaşmak, gelip çatmak. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Sürdürmek, yürütmek. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Yitirmek, elinden kaçırmak. Yetişmek, olgunlaşmak. Uymak, tam gelmek. Bulunmak. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Yol açmak. Gerçekleşmek veya yapılmak. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak.

Dalgalanmak : Hareketli olmak, kıpırdamak. Tutarlı olamamak, tutarlı davranışlarda bulunamamak. Renk, ton değiştirmek. Üzerinde dalga oluşmak.

Çok : Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı. Aşırı bir biçimde.

Bulunmak : Bir yerde olmak. Herhangi bir durumda olmak. Bulma işine konu olmak.

Gibi : -e benzer. -e yakışır biçimde. O anda, tam o sırada, hemen arkasından. İmişçesine, benzer biçimde.

Artmak : Harcandıktan sonra bir miktar geri kalmak. Değeri yükselmek, fazlalaşmak. Büyük heybe. Çoğalmak.

Çoğalmak : Azken çok olmak, çok duruma gelmek, artmak, fazlalaşmak, ziyadeleşmek.

Yoğunlaşmak : Yoğun duruma gelmek, tekâsüf etmek, konsantre olmak. Bütün dikkatini bir konu üzerinde toplamak.

Coşmak : Doğa olaylarından herhangi biri birdenbire çoğalıp hızlanmak. Heyecanlanmak, içten içe kaynamak, aşırı duygulanmak. Duygu ve düşünceleri güçlü bir tepki ile dışarı vurmak, galeyan etmek.

Huzursuzluk : Huzursuz olma durumu. Huzursuzca davranış.

Tedirginlik : Tedirgin olma durumu. Gök cisimlerinin, genel çekim yasasına uygun olarak birbirini çekmesi sebebiyle herhangi bir gezegenin hareketinde görülen karışıklık, sarsım.

Kaybolmak : Yitmek. Görünür olmaktan çıkmak, görünmez olmak.

Diğer dillerde Kaynamak anlamı nedir?

İngilizce'de Kaynamak ne demek? : v. boil, come to the boil, boil away, bubble up, weld, join, abound, conglutinate, seethe, swarm, teem, well

Fransızca'da Kaynamak : bouillir, bouillonner

Almanca'da Kaynamak : v. aufsprudeln, brodeln, kochen, quellen, rollen, schäumen, sieden, sprudeln, wallen, wimmeln

Rusça'da Kaynamak : v. кипеть, вскипать, кипятиться, бурлить, клокотать, кишеть, срастаться, вскипеть, срастись