Dikilmek nedir, Dikilmek ne demek

  • Dikme işi yapılmak.
  • Dikme işi yapılmak.
  • Ayakta durmak
  • Karşı koymak, engellemek.
  • Dik duruma gelmek.
  • Bazı üreme organları dokularına kan dolmasıyla sert ve dik bir duruma gelmek.
  • Göz belli bir noktaya uzun süre bakmak.

"Dikilmek" ile ilgili cümleler

  • "Buraya anıt dikilecek. Bahçeye ağaçlar dikildi."
  • "Bebelere çedik, kadınlara, erlere çizme, çarık dikildi." - N. Araz
  • "Herkesin gözleri hayret ve tecessüsle onun üzerine dikilir." - A. M. Dranas
  • "Bütün o ağrılı, uzun gecelerimde yatak odasının kapısında dikilir, bana bakardı." - A. Ağaoğlu

Yerel Türkçe anlamı:

Pike uçuşu yapmak.

Vücudun belirli bir yerine sancı girmek, saplanmak

Ayakta durmak, ayağa kalkmak, dik durmak

Diğer sözlük anlamları:

Tayin edilmek, nasbolunmak

Dikilmek kısaca anlamı, tanımı:

Dikilip durmak : Bir yerde kısa bir süre ayak üstünde durmak.

Dikilip kalmak : Bir yerde kısa bir süre ayakta beklemek.

Dikilme : Dikilmek işi.

Karşısına dikilmek : Engel olmak. karşıt olmak. birinin karşısında durmak.

Kulağı dikilmek : Konuşulanları dinlemek için dikkat kesilmek.

Tepesine dikilmek : Başına dikilmek.

Dikme : Yük kaldırmakta kullanılan bir direkli maçuna. Ağaç, direk. Ahşap yapılarda pencere ve kapı yanlarına dikilen direklerden her biri. Bir evde aileyi sürdürecek olan tek çocuk. Dikey olan doğru veya düzlem, amut. Dikmek işi. Fidan, yeni dikilmiş fidan.

 

Yapılmak : Yapma işine konu olmak. Gerçekleştirilmek, ortaya çıkarılmak.

Durum : Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Duruş biçimi, konum, tavır. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl.

Gelme : Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi. Yetişme. Gelmek işi. Gelmiş olan.

Ayak : Mayalardan önce, makama uygun olarak çalınan veya söylenen beste. Kömür ocaklarında kömürün çıkarıldığı galeri. Halk edebiyatında uyak. Birtakım şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek veya bunlardan her biri. Yürüyüşün ağırlık veya çabukluk derecesi. Vücudun belden aşağı bölümü. Bacak. Altılı ganyanda yer alan her bir koşu. Futun küpü alınarak hesaplanan değer. Bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü. Yarım arşın veya 30,5 santimetre uzunluğundaki ölçü birimi, kadem, fit, fut. Bir doğrunun başka bir doğruyu veya bir düzlemi kestiği nokta. Halk edebiyatında koşuklarda kısa yedekli dizeler. Göl ayağı. Karakucak ve yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden biri. Basamak.

Durmak : Bir konuyla çok ilgilenmek, üstüne düşmek. Kalmak. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur: Çalışadurmak, bakadurmak, getiredurmak, yiyedurmak gibi. Dinmek, kesilmek. Hareketsiz durumda olmak. Bir yerde olmak veya bulunmak. Birisinin malı olarak bulunmak veya o malla ilişkisi olmak. Belli bir durumda, bir görevde bulunmak. Yaşamak. İşlemez olmak, çalışmamak. Bir yerde bir süre oyalanmak, eğlenmek, eğleşmek, tevakkuf etmek. Ara vermek. Varlığını sürdürmek. Beklemek, dikilmek. Var olmak.

 

Nokta : Çok küçük boyutlarda işaret, benek. Bazı harflerin üzerine konulan ufak işaret. Nöbetçi, gözcü, bekçi. Hiçbir boyutu olmayan işaret. Sınır, derece, radde. Yer. Konu, konu ile ilgili önemli bölüm. Nöbetçi bulunan yer. Cümlenin bittiğini anlatmak için sonuna konulan, küçük benek biçimindeki noktalama işareti (.). Orta nokta.

Dik : Yatay bir düzleme göre yer çekimi doğrultusunda bulunan, eğik olmayan. Yatık durmayan, sert. Ters, aksi (söz). Birbirine dikey olan doğrulardan oluşmuş. Kaba, yersiz (davranış). Sert (bakış). Sert, kalın, tok (ses).

Gelmek : Uymak. Oturmaya, ziyarete gitmek. Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek. Belli bir süre dolmak. Başlamak, ortaya çıkmak. Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak. İzlemek, takip etmek. Ulaşmak, varmak. -dikçe, -esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil. Ortaya çıkmak, doğmak. Etkisini herhangi bir biçimde göstermek. Biriyle birlikte gitmek. Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar. Olmak, -e uğramak. Düşmek, rast gelmek. Belli bir zamana ulaşmak. Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek. Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek. Kendine yapılmış olan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak. Dayanmak, tahammül etmek. Çıkmak, yönelmek. Katılmak, eklenmek. Herhangi bir sırada bulunmak. Kazanılmak, sağlanılmak. Uygun düşmek. Kadar olmak. Mal olmak. Getirmek. İsabet etmek. Görünmek, sanılmak. İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil. -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar. Sonuç çıkmak. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Türemek. Akmak.

Ayakta : Ayağa kalkmış durumda. Telaşlı, heyecanlı bir biçimde.

Karşı : İçin, hakkında. Karşılık olarak, mukabil. Yüzünü bir şeye doğru çevirerek. -e doğru. Karşıt, zıt, muhalif. Ön, kat, huzur. Yol, deniz, ırmak vb.nin öbür kıyısı veya yanı. Bir şeyin, bir yerin, bir kimsenin, esas tutulan yüzünün ilerisi. Bulunan yere göre önde, ileride olan.

Koymak : İmza, tarih, adres yazmak. Uyulması gereken kuralları belirlemek, ortaya çıkarmak. Bir kimseyi işe yerleştirmek, birine iş sağlamak. Etkilemek, dokunmak. Bırakmak, terk etmek. Katmak, eklemek. Bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, ayırmak. Bir şeyi bir yere bırakmak, belli bir yere yerleştirmek. Bırakmak.

Engellemek : Güreşte hasmı çaprazda sürerken düşürmek için ayağına basmak veya topuğuna ayak takmak. Bir şeyin gerçekleşmesini veya yapılmasını önlemek.

Diğer dillerde Dikilmek anlamı nedir?

İngilizce'de Dikilmek ne demek? : v. stand up, stand, stand on, stand upon, stick up, be planted, be sewn

Fransızca'da Dikilmek : se cabrer, se planter

Almanca'da Dikilmek : v. hinstellen: sich hinstellen

Rusça'da Dikilmek : v. стоять, устремляться