Durmak nedir, Durmak ne demek
- Hareketsiz durumda olmak.
- Ara vermek.
- Varlığını sürdürmek.
- Birisinin malı olarak bulunmak bulunmak ya da o malla ilişkisi olmak.
- İşlemez olmak, çalışmamak

- Dinmek, kesilmek.
- Bir konuyla çok ilgilenmek, üstüne düşmek.
- Beklemek, dikilmek.
- Bir yerde olmak veya bulunmak.
- Yaşamak.
- Bir yerde bir süre oyalanmak, eğlenmek, eğleşmek, tevakkuf etmek.
- Kalmak.
- Belli bir durumda, bir görevde bulunmak.
- Var olmak.
- Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur: Çalışadurmak, bakadurmak, getiredurmak, yiyedurmak gibi.
"Durmak" ile ilgili cümle örnekleri
- "Artık çok durmamış, yanındaki hanımla birlikte balodan çıkmış." - M. Yesari
- "Yağmur durdu."
- "Anneannen duruyor mu?"
- "Aspirin getirmeyeceğini adı gibi biliyordu çünkü çekmecesinde dokunulmamış bir kutu duruyordu." - T. Buğra
- "Bileğimdeki saat durmuş." - A. Gündüz
- "Yolda nerede çeşme gördümse durdum, elimi yüzümü yıkadım, su içtim." - N. Cumalı
- "Yazlık eviniz hâlâ duruyor mu?"
- "Bu kadar dersim dururken sinemaya nasıl gideyim?"
- "Türklerin yüzlerce yıl önceki kitabeleri hâlâ duruyor."
- "Oturacak değil, ayakta duracak yer yok." - R. N. Güntekin
- "Her gelişimde ben de maçları seyreder, kaleci dururdum." - H. Taner
- "Motorlu su taşıtlarından biri de kanal rıhtımının tam bizim önümüze düşen bir noktasında demir atmış duruyordu." - Y. K. Karaosmanoğlu
- "Sabahtan beri hiç durmadım."
Yerel Türkçe anlamı:
Saklanmak, muhafaza edilmek.
Durmak, vaziyet almak.
Birinin hizmetine girmek.
Arta kalmak, artmak
Beklemek.
Mahrumiyet üzere devam etmek.
Durmak, beklemek, kalmak
Diğer sözlük anlamları:
Yaşamak, çok yaşamak.
Karşı durmak, karşı koymak.
Kıyam etmek, ayağa kalkmak.
Bağlanmak, kendini vermek, mülâzemet etmek.
Erişmek, yerleşmek
Kurulmak, yapılmak.
Vaz geçmek, geri durmak.
Kopmak, meydana gelmek.
İngilizce'de Durmak ne demek? Durmak ingilizcesi nedir?:
halt
Durmak kısaca anlamı, tanımı:
Dur : "biraz zaman geçsin" anlamıyla cümlelerin başına gelen bir söz.
Dur durak yok : Durup dinlenmeden sürekli çalışmayı anlatan bir söz.
Durduğu yerde : Suçsuz yere. gereği yokken. hiçbir emek harcamadan.
Duran top : Atış yapmak üzere bekletilen ve hareketsiz olan futbol topu.
Durmuş oturmuş : Aşırılığa kaçmamış. Derli toplu. Olgun, davranışları tutarlı (kimse).
Dursuz duraksız : Durmadan, durmaksızın.
Durup dinlenmeden : Arası kesilmeksizin, arka arkaya, sürekli olarak.
Durup durup : Ara sıra, zaman zaman, bekleyerek. Durarak.
Durup dururken : Ansızın. Gereği veya nedeni yokken.
Süreduran : Süredurum durumunda olan, atıl.
Durma : Durmak işi.
Ağır durmak : Ciddi, ağırbaşlı, oturaklı, soğukkanlı hareket etmek.
Akan sular durmak : İtiraz edememek, söyleyecek sözü kalmamak.
Aklı durmak : Düşünemez bir duruma gelmek, şaşırmak.
Alarga durmak : Deniz aracı kıyıdan veya başka bir deniz aracından uzakta beklemek. uzak durmak, karışmak istememek, ilgisiz davranmak.
Alargada durmak : Uzakta durmak. deniz aracını kıyıdan veya başka bir deniz aracından uzakta bekletmek.
Alesta durmak : Alesta beklemek.
Ayakları üstünde durmak : Başkasının yardımına ihtiyaç duymadan güçlü bir biçimde sorunları çözebilecek durumda olmak.
Bir kenarda durmak : Gerektiği zaman kullanmak üzere hazırda tutmak.
Boğazına durmak : Yediği şeyi yutamamak.
Boş durmak : İşsiz kalmak, çalışmamak.
Dargın durmak : Küskün durumda olmak.
Deniz durmak : Denizdeki fırtına geçmek.
Didişip durmak : Sürekli olarak birbirini hırpalamak.
Dikilip durmak : Bir yerde kısa bir süre ayak üstünde durmak.
Dili durmak : Susmak, dedikodu etmemek.
Dimdik ayakta durmak : Karşılaşılan her zorluğa rağmen yıkılmamak, sorunların üstesinden gelebilmek.
Dimdik durmak : Tam dik durumda olmak. tutumunu değiştirmemek, yılmamak.
Divan durmak : El pençe divan durmak.
Doğru durmak : Uslu durmak. dik durmak.
Dolanıp durmak : Sürekli olarak aynı yerde gezinmek.
Dolap beygiri gibi dönüp durmak : Dar bir çevrede hep aynı işi yapmak.
El pençe divan durmak : Saygı gösterilen kimse karşısında el kavuşturmuş bir biçimde.
Eli kolu bağlı durmak : Bir şey yapmadan beklemek.
Geri durmak : Bir iş yapmaktan kaçınmak.
Kafası durmak : Zihin yorgunluğundan düşünemez olmak.
Karşı durmak : Direnmek, dayanmak.
Kızıp durmak : Sürekli olarak kızmak ve söylenmek.
Kukumav kuşu gibi düşünüp durmak : Çok üzüntülü bir durumda düşünmek.
Meyveye durmak : Meyve verecek duruma gelmek.
Nabzı durmak : Ölmek.
Namaza durmak : Namaza başlamak.
Nefesi durmak : Ölmek. şaşkınlık içinde kalmak.
Rahat durmak : Yaramazlık etmemek veya kımıldamamak.
Rölantide durmak : Motorlu taşıtlarda, motor boşta çalışmak.
Sağlam durmak : Rüşvet, yıldırma gibi durumlara karşı güçlü durabilmek. gücünü, yeteneğini ve cesaretini toplamak.
Sak durmak : Dikkatli, uyanık durumda bulunmak.
Salta durmak : Köpek arka ayakları üzerine kalkmak.
Selam durmak : Bir büyüğe, bir üste veya saygı duyulan bir şeye ayakta selam vermek.
Sıkı durmak : Güçlü, dayanıklı olmak, dikkatli bulunmak.
Soğuk durmak : İlgisiz, sevimsiz davranmak.
Sözünde durmak : Verdiği sözü yerine getirmek, verdiği sözden dönmemek, verdiği sözü tutmak.
Sürtünüp durmak : Çıkarı, kazancı için yaltaklanıp durmak.
Sürtüp durmak : Yersiz, sebepsiz olarak durmadan dolaşmak.
Susta durmak : Hazır durumda beklemek. köpek arka ayakları üzerinde durmak. korktuğu bir kimsenin karşısında saygılı ve çekingen davranmak.
Tek durmak : Uslu durmak, yaramazlık etmemek, sessiz kalmak.
Tetik durmak : Hazır ve uyanık bulunmak.
Uslu durmak : Yaramazlık etmemek.
Üstünde durmak : Bir işe önem vermek, bir işle yakından ve sürekli ilgilenmek.
Uzak durmak : Yaklaşmamak, karışmamak.
Üzerinde durmak : Bir işe önem vermek, bir işle yakından, sürekli ilgilenmek.
Vaadinde durmak : Vaadini tutmak.
Yabancı gibi durmak : Bir işe karışmamak, ilgi göstermemek, çekinmek.
Yama gibi durmak : Bulunduğu yere uymamak, eklendiğini belli etmek.
Yanıp durmak : Pişman olmak.
Zınk diye durmak : Birdenbire durmak.
Hareketsiz : Hareket etmeyen, yerinden kımıldamayan, durgun, durağan.
Durum : Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Duruş biçimi, konum, tavır. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri.
İşlem : Bir işi sonuçlandırmak için yapılmış olan iş veya uygulamaların hepsi, muamele, muamelat. Ham veya ara malları ve maddeleri fiziksel, kimyasal değişikliklerle daha uygun, kullanılır duruma getirme, muamele. Sayıları karşı karşıya getirip belirli birtakım kurallara uygun olarak birbiri üzerine etkilendirme yöntemi. Madde üzerinde her türlü değişim yapma işi, muamele. Bir amaca ulaşmak için tutulan yol, prosedür. Nakit veya menkul değerleri kullanarak alım satım, takas, borçlanma vb. piyasa hareketi.
Çalışma : Çalışmak işi, emek, say. Bir yapı elemanının yük altında biçim değiştirmesi, az veya çok zorlanması. Bilimsel ve sanatsal amaçlı ürün. Bünyesindeki suyun azalması veya çoğalması sonucu ağacın biçim ve boyutlarının değişmesi.
Oyalanmak : Boşuna zaman harcamak. Oyalama işine konu olmak. Beklemek. Vakit geçirmek.
Eğlenmek : Bir yerde durmak, beklemek, tevakkuf etmek. Neşeli, hoşça vakit geçirmek. Oyalanmak. Bir kimsenin herhangi bir kusuru veya zayıf noktası ile alay etmek.
Eğleşmek : Bir yerde oturmak, ikamet etmek. Oyalanmak, eğlenmek, tevakkuf etmek.
Olmak : Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Gerçekleşmek veya yapılmak. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Bulunmak. Yitirmek, elinden kaçırmak. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Geçmek, tamamlanmak. Yaklaşmak, gelip çatmak. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Sarhoş olmak. Uymak, tam gelmek. Herhangi bir durumda bulunmak. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Yetişmek, olgunlaşmak. Yol açmak. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Sürdürmek, yürütmek. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Bir şeyi elde etmek, edinmek.
Dinmek : Kar ve yağmurun yağması, rüzgârın esmesi kesilmek veya durmak. Sona ermek, bitmek, durmak. İyileşmek.
Kesilmek : Çok beğenmek, çok hoşlanmak. Tutulmak, kapatılmak. Durmak. Yoksun kalmak. Bitkin duruma gelmek, gücü, takati kalmamak, çok yorulmak. Kesme işi yapılmak. Sona ermek. Akım gelmez olmak. Kendini herhangi bir şey gibi göstermek. Sünnet olmak. Son veya aralık verilmek. Akmamak. Makaslanmak. Gibi olmak, benzemek, dönmek. Dinmek. Kendinden önceki kelimeyi "olmak" anlamıyla pekiştiren bir fiil. Süt, ayran vb. bozulmak, ekşimek.
Sürdürmek : Devam ettirmek. Bir durumun, bir şeyin sürmesini, olmasını sağlamak. Sürme işini yaptırmak.
Var olmak : Sağ olmak, yaşamak.
Var : Sahiplik bildiren olumlu ad cümleleri kuran bir söz. Mevcut, evrende veya düşüncede yer alan, yok karşıtı. Elde bulunan her şey.
Beklemek : Ummak. Süre tanımak, acele etmemek. Aramak, istemek. Karşılaşma ihtimali bulunmak. Bir iş oluncaya, biri gelinceye değin bir yerde kalmak, durmak. Bir şeyi, bir kimseyi gözetmek, korumak, muhafaza etmek. Oyalanmak.
Dikilmek : Dik duruma gelmek. Dikme işi yapılmak. Ayakta durmak. Dikme işi yapılmak. Karşı koymak, engellemek. Bazı üreme organları dokularına kan dolmasıyla sert ve dik bir duruma gelmek. Göz belli bir noktaya uzun süre bakmak.
Yaşamak : Yasa koymak. Düzen vermek.
Kalmak : Oturmak, yaşamak. Oyalanmak, vakit geçirmek. Yetinmek. Bir şeyle kaplanmak, bir şeye bulanmak. Olmak, herhangi bir durumda bulunmak. Konaklamak, konmak. Hayatını sürdürmek, yaşamak. Olduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek. Bir işi belli bir noktada bırakmak, ara vermek. Belli bir gelirle geçinmek zorunda bulunmak. Yapamamak. İleriye atılmak, ertelenmek. Miras olarak geçmek. Sınırlanmak. Zaman, uzaklık veya nicelik belirtilen miktarda bulunmak. Sınıf geçmemek. Herhangi bir durumu sürdürmek. İşlemez, yürümez duruma gelmek. Varlığını korumak, sürdürmek. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e), -ıp (-ip) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Eğleşmek.
Bir : Tek. Eş, aynı, bir boyda. Ancak, yalnız. Sadece. Beraber. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Sayıların ilki. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Bu sayı kadar olan. Bir kez. Aynı, benzer. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı).
Veya : Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz. Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut.
Bulunmak : Bir yerde olmak. Herhangi bir durumda olmak. Bulma işine konu olmak.
Ara vermek : Yeniden başlamak için bir işi bir süre bırakmak, durmak. yeniden başlamak üzere konuşmayı durdurmak.
Ara : Spor karşılaşmalarında oyuncuların dinlenmek ve taktik almak için kullandıkları süre. İki olguyu, iki olayı birbirinden ayıran zaman, fasıla. Kişilerin veya toplulukların birbirine karşı olan durumu veya ilgisi. Toplu jimnastik dizilmelerinde, sıradakilerin birbirlerinden yanlamasına olan uzaklıkları. İç. İki şeyi birbirinden ayıran uzaklık, aralık, boşluk, mesafe. Bir oyunda, bir filmde izleme sırasında dinlenmek üzere verilen kısa süre, antrakt.
Vermek : Yaymak. Hepsini herhangi bir duruma sokmak. Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek. Dayamak. Satmak. Cinsel yönden kendisini kullandırmak. Tespit etmek. Doğurmak. Ödemek. Ayırmak, harcamak. Bırakmak veya bağışlamak. Bitki ve ağaç, ürün üretmek. Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Ondan bilmek, atfetmek. Kazandırmak, katmak. Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek. Kızı, kadını biriyle evlendirmek. Sahip olmasını sağlamak. Herhangi bir duruma yol açmak. Bir şey üzerinde etki yapmak, biçimini değiştirmek. Döndürmek, çevirmek, yöneltmek. Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak.
Durmak oturmak : Düşüp kalkmak, ülfet etmek
Durmaksızın : Hiç durmadan, ara vermeden. İlgili cümle: "Bir hafta süreyle durmaksızın işkence ettiği tutuklusunun yüzüne bile bakmamıştı." O. Aysu.
Durmak ile ilgili Cümleler
- Durmak zorundasınız.
- Durmak zorunda olduğumu biliyordum.
- Ali kuyrukta durmak istemedi.
- Durmak zorundayım.
- Durmak zorunda kaldık.
- Sadece durmak istedim.
- Durmak istesemde duramadım.
- Tren o kadar kalabalıktı ki yol boyunca ayakta durmak zorunda kaldım.
- Sadece ayakta durmaktan usandım.
- Ben durmak üzere değilim.
- Durmak isteyen sendin.
- Durmak zorundasın.
- Gerçekten durmak istemiyorum.
- Ayakta bu kadar uzun durmaktan bacağıma kramp girdi.
Diğer dillerde Durmak anlamı nedir?
İngilizce'de Durmak ne demek? : v. stop, cease, stand, hold, hold on, remain, come to a stop, be, endure, discontinue, draw up, halt, come to a halt, harp, intermit, keep, let up, linger, pull-in, pull up, draw rein, rest, stay
Fransızca'da Durmak : s'arrêter, rester, demeurer, arrêter, cesser, discontinuer, se fixer, stationner
Almanca'da Durmak : v. absetzen, aussetzen, bleiben, einhalten, halten, Halt machen, stagnieren, stillstehen, stocken, verharren, verweilen
Rusça'da Durmak : v. стоять, вставать, сидеть, становиться, останавливаться, прекращаться, переставать, стопориться, пребывать, простаивать, сохраняться, удерживаться, встать, стать, остановиться, прекратиться, перестать, застопориться, простоять, сохраниться, удержаться

Bu kısımda Durmak nedir? Durmak ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Durmak tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Durmak hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.