Kesilmek nedir, Kesilmek ne demek

"Kesilmek" ile ilgili cümle

  • "Üçüncü gün sabahı, o bir kuzu oldu, ben bir iradeli aslan kesildim." - A. Gündüz
  • "Çocuk yiyip içmeden kesildi." - R. N. Güntekin
  • "Rüzgâr kesilmiş, toprak üstüne yalın ayak basılmayacak kadar ısınmıştı." - N. Cumalı
  • "Tam umudumuz kesilecek gibi olup da epey üzüldükten sonra kapı tokmağı tak ederdi." - H. R. Gürpınar
  • "Su kesilmek."
  • "Galip Baba, çeker gider diye çocuk kesilinceye dek böyle yapmayı uygun görmüştü." - M. İzgü
  • "Okulda cumartesi günleri dersler saat kaçta kesiliyor?" - A. Kutlu
  • "Acele yürümeden nefesi tıkanmış ve heyecandan yüzü kıpkırmızı kesilmiş bir hâlde ihtiyarın yanına girdi." - Y. K. Karaosmanoğlu
  • "Sonunda elleri, ayakları yorgunluktan kesilerek uzanıyorlardı yattıkları hasırlara." - N. Cumalı
  • "Senelerden beri hizmetçinin, sütninenin türlü çeşidi ile uğraşa uğraşa insan sarrafı kesilmiş." - R. N. Güntekin
  • "Dışarıdan biri mi geldi de onları söndürdü yoksa şehir cereyanı mı kesilmiş?" - R. N. Güntekin
  • "Muazzez cevap vermedi ve münakaşa kesildi." - P. Safa
 

Yerel Türkçe anlamı:

Doğranmak, kesilmek

(süt) Bozulmak

Süt, ayran bozulmak, ekşimek.

Kurban olmak

Şıra kaynadıktan sonra içinde bulunan pekmez toprağı dibe çökmek, durulmak: Şire kesildi mi?

Diğer sözlük anlamları:

Ayrılmak, uzaklaşmak, ilgiyi kesmek, vazgeçmek

Osmanlıca Kesilmek ne demek? Kesilmek Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

tahassür etmek

Kesilmek anlamı, tanımı:

Kesilen baş yerine konmaz : "kesin olarak yapılıp sonuçlandırılan iş, eski durumuna getirilemez" anlamında kullanılan bir söz.

Kesilme : Kesilmek işi.

Abanoz kesilmek : Kirden dolayı matlaşmak, rengini kaybetmek. sertleşerek dayanıklılığı artmak.

Allame kesilmek : Allamelik taslamak.

Alyon kesilmek : Zenginlik taslamak.

Arkası kesilmek : Tükenmek, son bulmak.

Aslan kesilmek : Aslan gibi güçlü ve cesur duruma gelmek.

Ateş gibi kesilmek : Beklenmedik bir olay karşısında öfke sonucu kanı beynine sıçramak.

Ateş kesilmek : Sonradan çok çalışkan, hareketli ve becerikli olmak. çok kızgın davranışlarda bulunmak, ateş püskürmek.

Ayağı yerden kesilmek : Bir taşıta binip yaya yürümekten kurtulmak. ayağı yere değmez olmak. çok mutlu olmak.

 

Barut kesilmek : Çok öfkelenmek.

Bela kesilmek : Birisine sıkıntı ve eziyet vermek, musallat olmak.

Bembeyaz kesilmek : Beklemediği bir durum karşısında beti benzi atmak.

Bıçak gibi kesilmek : Söz, konuşma, sohbet birden bitmek, duruvermek.

Bülbül kesilmek : Bir etki veya baskı altında çokça konuşmak.

Buz kesilmek : Şaşılacak, üzülecek bir durum karşısında donakalmak.

Canavar kesilmek : Hırçınlaşmak, canavar gibi olmak.

Dermanı kesilmek : Yorgunluktan güçsüzleşmek.

Dikkat kesilmek : Bütün dikkatini bir şey üzerinde toplamak.

Dizleri kesilmek : Dizlerinde derman, güç kalmamak.

Dört yanı deniz kesilmek : Çaresiz ve umutsuz kalmak.

Düşman kesilmek : Düşman olmak, düşman gibi görmek.

Eli ayağı buz kesilmek : Güçsüz, dermansız kalmak.

Erkekliği kesilmek : Erkek fizyolojik görevini yerine getirememek.

Eşek kulağı kesilmekle küheylan olmaz : "aslında niteliksiz olan bir şeye ne yapılsa değişmez" anlamında kullanılan bir söz.

Göz kesilmek : Bütün dikkatiyle bakmak.

Gücü kesilmek : Kuvveti, takati azalmak.

Hayızdan nifastan kesilmek : Verimsiz olmak. menopoza girmek.

Hoşafın yağı kesilmek : Söyleyecek söz, verecek karşılık veya yapacak bir şey bulamayacak bir duruma düşmek.

İfrit kesilmek : Çok öfkelenmek, çok kızmak.

Kalıp kesilmek : Olduğu gibi kalmak.

Karanlık kesilmek : Ortalık birdenbire kararmak.

Kaskatı kesilmek : Aşırı coşku, soğuk, korku, üzüntü vb. etkisiyle hareket edemeyecek, bir şey söylemeyecek duruma gelmek, donup kalmak.

Kıpkırmızı kesilmek : Yüz herhangi bir nedenle çok kızarmak.

Kısmeti kesilmek : Daha önceden kendisine nasip olan bir şey artık nasip olmamak.

Kulak kesilmek : Büyük bir dikkatle dinlemek.

Külçe kesilmek : Dermansız, güçsüz kalıp olduğu yere yığılmak.

Kupkuru kesilmek : Çok kurumak.

Kuzu kesilmek : Uysallaşmak, sessizleşmek, sakin bir durum almak.

Mosmor kesilmek : Kötü duruma düşmek, bozulmak, mahcup olmak.

Mum kesilmek : Sessiz, uslu, doğru düzgün durmak.

Nefesi kesilmek : Hayran kalmak, etkilenmek. güç soluk alacak duruma gelmek veya soluğu büsbütün durmak. bunalmak, sıkılmak.

Pancar kesilmek : Pancar gibi olmak.

Pervane kesilmek : Her isteği yapmak için çevrede dört dönmek. saygı duyduğu bir kişiye hizmet edebilmek için devamlı etrafında olmak, didinip durmak. dönüp durmak.

Pürdikkat kesilmek : Çok dikkat etmek.

Put kesilmek : Sessiz ve hareketsiz bir durum almak.

Sapsarı kesilmek : Çok sararmak.

Ses kesilmek : Ses, artık duyulmamak.

Ses seda kesilmek : Hiçbir ses duyulmamak.

Soluğu kesilmek : Soluk almaz duruma gelmek. aşırı heyecanlanmak. gücü tükenmek.

Tıs kesilmek : Sessiz kalmak.

Yemeden içmeden kesilmek : Bir üzüntü veya heyecan sebebiyle yiyemez, içemez duruma gelmek, iştahı kesilmek.

Yer bakır gök demir kesilmek : Tamamen tükenmek, bitmek, yoksul duruma düşmek.

Yüzü kireç kesilmek : Yüzünde renk kalmamak.

Zehir kesilmek : Çok acı ve yakıcı olmak. ortalık ümit, sıkıntılı bir durum olmak.

Zindan kesilmek : Çok sıkıcı ve içinde yaşanmaz duruma gelmek. çok karanlık duruma gelmek.

Kesme : Çizgisel iki doğru parçası ve bir eğri yayı ile sınırlanan düzlem yüzeyi. İki çekimin birbirine doğrudan doğruya bağlanmasından, iki ayrı çekimin birbirini izlemesinden doğan durum. Teneke, sac vb.ni kesmek için kullanılan makas. Kesin, değişmez, maktu. Kıyılarımızda yaygın olarak bulunan, yuvarlak tepeli, 5 metre kadar boylu, her dem yeşil, yaprakları küçük ve kenarları testere dişli, çiçekleri yeşilimsi beyaz renkli olan bir süs ağacı, akçakesme (Phillyrea latifolia). Küp biçiminde veya köşeli olarak kesilmiş olan. Nazımda veya nesirde, bir cümleyi sonu anlaşılacak biçimde yarım bırakma sanatı, kat. Kesme işareti. Lokum. Kesmek işi.

Yapılmak : Gerçekleştirilmek, ortaya çıkarılmak. Yapma işine konu olmak.

Bitkin : Gücü tükenmiş olan, çok yorgun, argın, aygın, dermansız.

Durum : Duruş biçimi, konum, tavır. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri.

Gelme : Yetişme. Gelmek işi. Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi. Gelmiş olan.

Takat : Bir şeyi yapabilme, başarabilme gücü, güç, hâl, derman, kuvvet.

Yorulmak : Bir sebebe bağlanılmak, yorumlanmak. Yorgun duruma gelmek.

Gibi : İmişçesine, benzer biçimde. -e benzer. -e yakışır biçimde. O anda, tam o sırada, hemen arkasından.

Olmak : Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Yetişmek, olgunlaşmak. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Sarhoş olmak. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Yaklaşmak, gelip çatmak. Geçmek, tamamlanmak. Uymak, tam gelmek. Herhangi bir durumda bulunmak. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Sürdürmek, yürütmek. Bulunmak. Gerçekleşmek veya yapılmak. Yitirmek, elinden kaçırmak. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Yol açmak.

Benzemek : İki kişi veya nesne arasında birbirini andıracak kadar ortak nitelikler bulunmak, andırmak. Sanısını uyandırmak, gibi görünmek.

Dönmek : Kendini bir yandan bir yana çevirmek. Yönetilmek, düzene konulmak, çekip çevrilmek. Sapmak. İnanç, din veya düşüncesini değiştirmek. Belirli bir yerde dolaşmak. Bırakılan bir konu veya işe başlamak. Bir şeyi andıracak duruma girmek, benzemek. Durumdan duruma geçmek, değişmek, olduğundan daha değişik bir durum almak, benzemek. Sınıfta kalmak. Hileyle, gizlice yapılmak. Geri gelmek, geri gitmek. Kendi ekseni üzerinde veya başka bir şeyin dolayında hareket etmek. Söz konusu etmek, hatırlamak. Yönelmek.

Süt : Eskiden bazı bitkilerden, bugün sodyum klorürden elde edilen sodyum karbonatın ticaretteki adı.

Ayran : Süt veya yoğurt yayıkta çalkalanarak yağı alındıktan sonra kalan sulu bölüm. Yoğurdun sulandırılıp çalkalanmasıyla yapılmış olan içecek.

Bozulmak : Sağlığını yitirip zayıflamak. Dağılmak, bozguna uğramak. Yiyecek kokmak, yenilemeyecek duruma gelmek, ekşimek. İyi ve değerli niteliğini yitirmek. Taşıt arızalanmak. Bozma işine konu olmak. Bir şeye kızmak, içerlemek.

Ekşimek : Utanmak, mahcup olmak. Kaşlarını çatıp yüzüne küskün veya dargın bir anlam vermek, somurtmak. Mayalanmak. Sırnaşmak, ısrar etmek. Ekşi duruma gelmek. Bozulmak.

Dinmek : Sona ermek, bitmek, durmak. Kar ve yağmurun yağması, rüzgârın esmesi kesilmek veya durmak. İyileşmek.

Sona ermek : Son bulmak.

Ermek : Erişmek. İnsan veya bitki büyüyüp gelişmek, yetişmek. Kendini Tanrı yoluna vermiş kimse insanüstü kutsal bir aşamaya erişmek. Yetişip dokunmak. Ürün olgunlaşmak. Kavuşmak.

Akım : Sanatta, siyasette, düşünce hayatında ortaya çıkan yeni bir görüş, yöntem, hareket, cereyan, tarz. Akma işi. Hava, su vb. akışkan maddelerin veya elektrik yüklerinin belli bir yönde akışı, yer değiştirmesi, cereyan. Debi.

Son : Ölüm. Artık ondan ötesi veya başkası olmayan. Şimdiki zamana en yakın zamandan beri olan veya bu zamanda yapılmış, olmuş olan, ilk karşıtı. Döl eşi. Bir şeyin en arkadan gelen bölümü, bitimi, nihayet, akıbet. En arkada bulunan. Olanca. Uç, sınır.

Veya : Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut. Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz.

Aralık : Iğdır iline bağlı ilçelerden biri. Toplu beden eğitiminde art arda dizilenleri ayıran açıklık. Yılın on ikinci ayı, ilk kânun, kânunuevvel. Tuvalet. Portenin paralel çizgileri arasındaki boşluk. Basımcılıkta harfler veya satırlar arasındaki açıklık, espas. Ara. Borsada hisse senetlerinin alım satım emirlerinin verildiği süre. Evin iki bölümü veya iki oda arasındaki dar geçit, geçenek, koridor. Bir sesi bir başka sesten, kalına veya inceye doğru ayıran uzaklık. Yarı açık, tam kapanmamış. Uygun, elverişli durum, fırsat. İki nota arasındaki perde uzaklığı.

Verilmek : Verme işine konu olmak.

Tutulmak : Kapatılmak, sarılmak. Tutuk duruma gelmek. Tutma işi yapılmak veya tutma işine konu olmak. Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncu yakından izlenmek, tutulmak, markaja alınmak. Yakalanmak. Bir organ veya bir şey hareket edemez olmak. Birine tutkun olmak, sevmek. Ay ve Güneş, tutulma olayına uğramak. Ünlü olmak, meşhur olmak.

Kapatılmak : Kapatma işine konu olmak veya kapatma işi yapılmak. Bir yerde tutulmak, hapsedilmek. Ortadan kaldırılmak, feshedilmek.

Makaslanmak : Kesilmek. Makas almak işine konu olmak.

Durmak : Bir yerde olmak veya bulunmak. Varlığını sürdürmek. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur: Çalışadurmak, bakadurmak, getiredurmak, yiyedurmak gibi. Kalmak. Beklemek, dikilmek. Var olmak. İşlemez olmak, çalışmamak. Yaşamak. Ara vermek. Dinmek, kesilmek. Birisinin malı olarak bulunmak veya o malla ilişkisi olmak. Bir yerde bir süre oyalanmak, eğlenmek, eğleşmek, tevakkuf etmek. Hareketsiz durumda olmak. Bir konuyla çok ilgilenmek, üstüne düşmek. Belli bir durumda, bir görevde bulunmak.

Yoksun kalmak : Sahip olunan bir şeyi kaybetmek, kullanamamak.

Yoksun : Belli bir şeyden kendisinde olmayan, belli bir şeyin yokluğunu çeken, mahrum.

Kalmak : Bir şeyle kaplanmak, bir şeye bulanmak. Sınıf geçmemek. Oturmak, yaşamak. Oyalanmak, vakit geçirmek. Hayatını sürdürmek, yaşamak. İşlemez, yürümez duruma gelmek. Olduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek. Herhangi bir durumu sürdürmek. İleriye atılmak, ertelenmek. Bir işi belli bir noktada bırakmak, ara vermek. Sınırlanmak. Eğleşmek. Varlığını korumak, sürdürmek. Yapamamak. Miras olarak geçmek. Olmak, herhangi bir durumda bulunmak. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e), -ıp (-ip) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Yetinmek. Konaklamak, konmak. Belli bir gelirle geçinmek zorunda bulunmak. Zaman, uzaklık veya nicelik belirtilen miktarda bulunmak.

Sünnet olmak : Sünnet edilmek.

Sünnet : Sünnet düğünü. Erkek çocukta, erkeklik organının ucundaki derinin çepeçevre kesilmesi. Hz. Muhammed'in Müslümanlarca uyulması gerekli sayılan davranışları ve herhangi bir konuda söylemiş olduğu söz.

Çok : Aşırı bir biçimde. Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı.

Beğenmek : Onaylamak, kabul etmek, tasvip etmek. Benzerleri arasından birini seçip ayırmak. İyi veya güzel bulmak.

Hoşlanmak : Hoşuna gitmek, hoş bulmak, hazzetmek, sevmek.

Diğer dillerde Kesilmek anlamı nedir?

İngilizce'de Kesilmek ne demek? : v. be cut, cease, stop, be interrupted, become, turn sour, go sour, close down, clot, curdle, die away, die down, drop, dry up, go down, go off, intermit, let up, shear, sour, surcease

Fransızca'da Kesilmek : être coupé, cesser, discontinuer, s'arrêter, finir, devenir, se sectionner

Almanca'da Kesilmek : v. sauer werden, verstummen

Rusça'da Kesilmek : v. кроиться, прекращаться, прерываться, обрываться, смолкать, замолкать, утихать, отшуметь, перекрываться, отключаться, прокисать, рваться, подкашиваться, пр