Beklemek nedir, Beklemek ne demek

"Beklemek" ile ilgili cümleler

  • "Eşyayı beklemek. Tutukluları beklemek."
  • "Ben de seni bekliyordum zaten." - A. Ümit
  • "Bu tecrübeli deniz kurdunun muhakkak bir beklediği var." - F. F. Tülbentçi
  • "Bu ikramın sebebini anlamak için telaşsız bekledi." - N. Hikmet
  • "Oysa bizi bekleyen yaşam bu değildi." - R. Mağden
  • "Nikâhtan bu kadar keramet bekleme!" - P. Safa

Beklemek kısaca anlamı, tanımı:

Bekle yarin köşesini : Yakında gerçekleşeceği beklenmeyen umutlar için söylenen bir söz.

Bekleme : Beklemek işi.

Ağzına verilmesini beklemek : Çalışmayıp işlerinin başkaları tarafından yapılmasını beklemek.

Alesta beklemek : Hazır durumda beklemek.

Aportta beklemek : Köpek avını kovalamak üzere hazırda beklemek. fırsat kollamak.

Bebek beklemek : Kadın gebe durumda bulunmak.

Dört gözle beklemek : Çok isteyerek veya özleyerek beklemek.

Fırsat beklemek : En uygun şartı, durumu veya zamanı kollamak.

Hacı bekler gibi beklemek : Büyük bir sabırsızlıkla beklemek.

Kısmet beklemek : Evlenmeyi, evleneceği kimseyi beklemek.

Nefesini tutup beklemek : Heyecan, merak veya endişeyle sonucu izlemek.

 

Nöbet beklemek : Kurum ve kuruluşlarda işlerin aksamadan yürümesi için sıra ile görev yapmak. asker, polis vb. bir yeri, bir kimseyi, bir aracı gözetlemek, korumak gibi amaçlarla bulunduğu yerden belli bir süre ayrılmamak.

Pusuda beklemek : Gizlenerek saldırıya hazır durumda olmak.

Sol eli beklemek : Yemeğe beklenilen birine, yemeğe başlandığını anlatmak için kullanılan bir söz.

Tetik üstünde beklemek : Hazır, dikkatli, uyanık bulunmak, tetikte olmak.

Yolunu beklemek : Gelmesini beklemek.

Durmak : Kalmak. Beklemek, dikilmek. Yaşamak. Belli bir durumda, bir görevde bulunmak. Ara vermek. Birisinin malı olarak bulunmak veya o malla ilişkisi olmak. Bir konuyla çok ilgilenmek, üstüne düşmek. Var olmak. Bir yerde olmak veya bulunmak. Dinmek, kesilmek. Bir yerde bir süre oyalanmak, eğlenmek, eğleşmek, tevakkuf etmek. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur: Çalışadurmak, bakadurmak, getiredurmak, yiyedurmak gibi. Varlığını sürdürmek. Hareketsiz durumda olmak. İşlemez olmak, çalışmamak.

Tanımak : Daha önce görülen, bilinen bir kimse veya şeyle karşılaşıldığında bunun kim veya ne olduğunu hatırlamak. Boyun eğmek, yargısına uymak, saymak. Sorumlu bilmek. Daha önce görmüş olmak, ilişkisi bulunmak, bilmek. Varlığını kabul etmek. Bir kimse veya şeyle ilgili, doğru ve tam bilgisi bulunmak. Bir şeyin yapılması, bitirilmesi için belli bir süre vermek. Bilip ayırmak, seçmek, ayırt etmek.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Gözetmek : Bir sonuca giderken bütün ayrıntı ve etkenleri dikkate almak. Kayırmak. Önem vermek, göz önünde bulundurmak, ayrı tutmak. Korumak, bakmak, özen göstermek, himaye etmek. Kollamak, beklemek.

 

Korumak : Tehlikeli, zararlı durumları önlemek. Tehlikeye karşı denetimi altında bulundurmak, savunmak, müdafaa etmek. Bir kimseyi veya bir şeyi dış etkilerden, tehlikeden, zor bir durumdan uzak tutmak, esirgemek, muhafaza etmek, vikaye etmek, sıyanet etmek. Güçlü bir kimse veya kuruluş, güçsüz birini veya bir şeyi desteklemek, himaye etmek. Bir şeyin eskimesini, yıpranmasını önlemek için gereken dikkat ve özeni göstermek. Süregelen bir durumun değişikliğe uğramasını önlemek. Karşılamak, denk gelmek.

Muhafaza : Koruma, saklama, korunum.

Ummak : Bir şeyin olmasını istemek, beklemek. Sanmak, tahmin etmek.

Süre : Kur'an'ın yüz on dört bölümünden her biri.

Acele : Hızlı yapılan, çabuk, tez, ivedi. Tez davranma gerekliliği. Vakit geçirmeden, tez olarak.

Karşılaşma : İki sporcu veya iki takım arasında, karşılıklı olarak kazanmak amacıyla yapılmış olan yarışma, maç. Karşılaşmak işi.

Bulunmak : Bulma işine konu olmak. Herhangi bir durumda olmak. Bir yerde olmak.

Aramak : Önem verip istemek. Ziyarete, hatır sormaya gitmek. Bir kişiyle görüşmek üzere telefon etmek. Bir şeyin yokluğunu duyarak geri gelmesini istemek, özlemek. Birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak. Şart koşmak. Araştırmak, yoklamak.

İstemek : Gerek olmak. Görmek istediğini bildirmek. İstek duymak, arzulamak. Evlenmek dileğinde bulunmak. Bir şeyin kendisine verilmesini veya yapılmasını söylemek, dilemek.

Oyalanmak : Beklemek. Oyalama işine konu olmak. Boşuna zaman harcamak. Vakit geçirmek.

Beklemek ile ilgili Cümleler

  • Şimdi tüm yapabileceğim beklemek.
  • Böyle beklemekten nefret ediyorum.
  • Beklemek ister misin?
  • Ben müşteri hizmetleri temsilcisine ulaşmadan önce telefonda 20 dakika beklemek zorunda kaldım.
  • Beklemek ister misiniz?
  • Beklemek istediğinizi düşündüm.
  • Beklemek istediğini düşündüm.
  • Beklemek dışında yapabileceğimiz bir şey yok.
  • Ali Mary'yi beklemek zorunda kalmayacak.
  • Daha ne kadar beklemek zorunda kalacağız?
  • Ne yazık ki, polis seri katil hakkında daha fazla bilgi bulmaya çalışmak için başka bir mağdur buluncaya kadar beklemek zorunda kaldı.
  • Beklemek beni öldürüyor!
  • Beklemek istemiyorum.
  • Ali uzun süre beklemek zorunda kalmayacak.

Diğer dillerde Beklemek anlamı nedir?

İngilizce'de Beklemek ne demek? : v. wait, wait for, hope, expect, look forward to, watch, abide, anticipate, await, bargain for, bide, hang about, hang around, hold on, look for, have smth. in prospect, stand by, stay, tarry; mark time

Fransızca'da Beklemek : attendre, durer, escompter, s'attendre, se réserver

Almanca'da Beklemek : v. abpassen, entgegensehen, erwarten, hoffen, parken, rechnen auf, vermuten, warten, zusehen, zuwarten

Rusça'da Beklemek : v. ждать, выжидать, поджидать, ожидать, пережидать, обождать, дожидаться, дежурить, подстерегать, стоять, рассчитывать, медлить, подождать, выждать, переждать, дождаться, подстеречь, рассчитать, помедлить