Koymak nedir, Koymak ne demek

  • Bir şeyi bir yere bırakmak, belli bir yere yerleştirmek.
  • Uyulması gereken kuralları belirlemek, ortaya çıkarmak
  • Etkilemek, dokunmak.
  • Bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, ayırmak.
  • Katmak, eklemek.
  • Bırakmak, terk etmek.
  • Bırakmak.
  • İmza, tarih, adres yazmak.
  • Bir kimseyi işe yerleştirmek, birine iş sağlamak.

"Koymak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Bu işe kimi koyacağız?"
  • "Öteki elini doktorun omzuna koydu." - S. F. Abasıyanık
  • "Orduda yaşayan manevi kuvveti de meydana koyuyor." - R. E. Ünaydın
  • "İçeri kimseyi koymuyorlar."
  • "Giderlerini iki ay içinde yerine koydu." - N. Cumalı
  • "Mal üstüne mal koymak için içi giden bir kişidir." - S. Birsel
  • "Kendisinden yakışıklı ve ünlü olan bir adam için terk edilmiş olmak koyuyor olmalı ona." - İ. Aral

Yerel Türkçe anlamı:

Yumurta, un ve peynirle yapılmış olan bir çeşit omlet.

Sokmak, içine yerleştirmek.

Sulu un yemeği, un çorbası

Defnetmek.

2.bk. kuymak-2.

1.bk. kuymak-

Etkilenmek, dokunmak.

Takmak.

Yerleştirmek, koymak.

Tayin etmek, görevlendirmek// goz koymak: göz koymak

Diğer sözlük anlamları:

[Bakınız: ayakta komak]

[Bakınız: komak]

Koymak tanımı, anlamı:

Koyduğum yerde otluyor : "benim öğrettiklerimle kalmış yeni hiçbir şey öğrenmemiş" anlamında kullanılan bir söz.

Koydunsa bul : Arandığı hâlde bulunamayan şeyler veya bulunması gereken yerde bulunmayan kimseler için kullanılan bir söz.

 

Dedikodu : Başkalarını çekiştirmek ve kınamak üzere yapılmış olan konuşma, kov, gıybet, kılükal.

Koyma : Koymak işi.

Ad koymak : Adlandırmak.

Adam yerine koymak : Adamdan saymak, varlığını kabul etmek.

Adaylığını koymak : Bir iş veya göreve seçilmek için kendini ileri sürmek.

Adını koymak : Karşılığını veya fiyatını kararlaştırmak.

Ağırlığını koymak : Kimliğini ve kişiliğini kabul ettirmek.

Ahmak yerine koymak : Bir kimseye aptalmış, anlamazmış gibi davranmak.

Aklına koymak : Bir şeyi yapmaya kesin olarak karar vermek. bir kimse birine, bir şey telkin etmek. çok istemek.

Altına imza koymak : Konuyu veya anlaşmayı kabul ettiğini belirtmek.

Ambargo koymak : Siyasi, ekonomik, sosyal alanlarda caydırmak amacıyla yaptırım uygulamak. gemilerin limanlardan hareketini yasaklamak. bir malın serbest sürümünü engellemek. bir mala el koymak, müsadere etmek.

Aptal yerine koymak : Birine, aptal gözüyle bakmak. hiçbir şeyden anlamaz, bilmez sanmak.

Arabanın tekerine taş koymak : Güçlük çıkarmak.

Aracı koymak : Bir kimseyi, uzlaşma sağlamak için görevlendirmek.

Araya koymak : Bir işte sözü geçer bir kimsenin aracılığına başvurmak.

 

Ayağının altına karpuz kabuğu koymak : Bir yolunu bulup bir kimseyi düzenle işinden uzaklaştırmak.

Bir köşeye koymak : Saklamak, biriktirmek.

Bir yastığa baş koymak : Evlilik hayatını mutlu bir biçimde geçirmek.

Boş koymak : Yoksun bırakmak.

Burnuna koymak : Aldırış etmek, göz önünde tutmak, değer vermek, kale almak.

Çekince koymak : Bir karara katılmadığını belirtmek.

Çelenk koymak : Bir kimseyi anmak için mezarına veya anıtına çelenk bırakmak.

Ekmeğine göz koymak : Birinin geçimini sağlayan işi elinden almaya çalışmak.

El koymak : Bir yolsuzluğu ortaya çıkarmak, incelemek, vaziyet etmek. işi üzerine almak, sorumluluğu üstlenmek. zorla almak. yetkili organ bir malı veya bir kuruluşu kendi yönetimine almak. üstüne konmak.

Elini taşın altına koymak : Bir konuda sorumluluk üstlenmek.

Elini vicdanına koymak : Doğru, yansız, hakça davranmak.

Eylem koymak : Eylemde bulunmak.

Fiile koymak : Eyleme geçirmek.

Gemiyi rotasına koymak : Gemiyi pusula ile gideceği yönde belli olan rota çizgisi üzerine getirmek.

Gönül koymak : Gücenmek, alınmak, darılmak.

Göz koymak : Bir kimseyi veya bir şeyi ele geçirmeyi istemek.

Gümrük koymak : Engel olmak, kısıtlamak.

Gün koymak : Yapılacak bir iş için gün belirlemek.

Haciz koymak : Borçlunun malına el koymak.

Hareke koymak : Harekelemek.

İşi yoluna koymak : İşi yapılabilir duruma getirmek.

İsim koymak : Adlandırmak.

İşini yoluna koymak : İşi veya görevi olumlu olarak yürütmek, sıkıntı çekmeden gerçekleştirmek.

Isıtıp ısıtıp önüne koymak : Daha önce geçmiş bir olayı, bir işi, ileri sürülmüş bir düşünceyi sık sık tekrarlamak.

İşleme koymak : Bir işin gerçekleşmesi için gerekli olan işlemleri başlatmak.

Kafasına koymak : Kararını önceden vermiş olmak, önceden şartlanmak, bir şey yapmaya kesin karar vererek zamanını beklemek.

Kafese koymak : Aldatıp çıkar sağlamak.

Kanını yerde koymak : Birini öldüreni ölümle cezalandırmamak.

Karşı koymak : Boyun eğmemek.

Kayıt koymak : Engellemek, sınırlamak, takyit etmek.

Kılıcı kınına koymak : Savaşı bırakmak, savaştan vazgeçmek.

Kulağına koymak : Bir duruma veya söze hazırlamak için önceden kısaca anlatmak, düşünce aşılamak, telkin etmek.

Manzara koymak : Televizyon yayını sırasında beklenmeyen kesinti aralarını doldurmak için ekrana değişik manzara resimlerini getirip göstermek.

Meydana koymak : Yapıp ortaya çıkarmak, göstermek.

Mikrofona koymak : Hikâye, roman, oyun vb. eserleri radyo için elverişli duruma getirip yayımlamak.

Mikroskop altına koymak : En ince noktasına kadar araştırmak, didik didik edip incelemek.

Mim koymak : Önemli bularak üstünde ısrarlı bir biçimde durmak. unutulmaması için işaret koymak.

Narh koymak : İhtiyaç maddeleri için değişmez fiyat belirlemek.

Nokta koymak : Bir işi bitirmek, tamamlamak. gereken yerde nokta işaretini kullanmak. son noktayı koymak.

Öpüp başına koymak : Bir şeyi memnunlukla karşılamak, saygı duymak, saygıyla karşılamak. bir nimeti veya kutsal sayılan bir varlığı saygıyla el üstünde tutmak, yüksekte tutmak.

Ortaya koymak : Yaratmak, yapmak. herkesin görebileceği yere koymak. açıklamak.

Oya koymak : Bir konuda sonucu belirlemek için oy verilmesini istemek, sağlamak.

Oylamaya koymak : Bir toplantıdaki oy sayısını belirlemek, oy verilmesini istemek, oya sunmak.

Posta koymak : Birini korkutmak, gözdağı vermek.

Rafa koymak : Savsaklamak, artık üstünde durmamak, ihmal etmek.

Rehine koymak : Borçlu daha sonradan almak üzere değerli bir şeyini alacaklıya vermek.

Sahneye koymak : Tiyatro eserini veya müzikal bir oyunu, metin, oyun, yorum, dekor, müzik vb. ögeleri birbiriyle uyumlu duruma getirerek sahne için uygulamak, oynamak, sahnelemek.

Sansür koymak : Sansürlemek.

Sıraya koymak : Düzenlemek, sıralamak.

Son noktayı koymak : Bir işte en son sözü söylemek.

Takoz koymak : Aracın hareketini önlemek için tekerleklerden birinin önüne veya arkasına takoz yerleştirmek, takoz atmak. olacak işi engellemek.

Tanı koymak : Hastalığın ne olduğunu araştırıp ortaya koymak.

Tefe koymak : Biri hakkında alaylı dedikodu yapmak.

Tekerine taş koymak : Tekere çomak sokmak.

Tepki koymak : Bir düşünce veya harekete karşı çıkmak.

Tıkırını yoluna koymak : Geçim düzenini iyi olarak sağlamak.

Torbaya koymak : Sağlamak, elde etmek.

Üstüne koymak : Katmak, eklemek.

Üzerine koymak : Üstüne koymak.

Yerine koymak : Gibi görmek, saymak. yitirilen, elden çıkan bir şeyin, benzerini veya eşini sağlamak.

Yoluna baş koymak : Bir amaca yönelmek, bütün varlığıyla kendini vermek.

Yoluna koymak : İstenilen biçime getirmek, düzene koymak.

Bırakmak : Bir pazarlıkta, belli bir fiyata vermeyi kabul etmek. Bir alışkanlıktan veya bir işten vazgeçmek. Saklamak, artırmak. Ayrılmak, terk etmek. Ölen, ayrılan birinden iş, kişi, nesne vb. şeyler kalmak. Koymak. Sınıf geçirmemek, döndürmek. Bulunduğu yeri veya durumu değiştirmemek. Yapışık olan bir şey yapışıklıktan kurtulmak. Engel olmamak. Bulunduğu veya dokunduğu yerde bir şey oluşturmak, meydana getirmek. Boşamak. Bakılmak, korunmak için vermek. Kötü bir durumda terk etmek. Bıyık veya sakal uzatmak. Bir işin sorumluluğunu, yükümlülüğünü başkasına vermek, görevlendirmek. Yanına almamak, yanında götürmemek. Özgürlük vermek, hürriyetine kavuşmasını sağlamak. Uğraşmaz olmak, artık uğraşmamak. Bir işi başka bir zamana ertelemek. Unutmak. Sarkıtmak. Elde bulunan bir şeyi tutmaz olmak. Sahiplik hakkını başkasına vermek.

Yerleştirmek : Yerine koymak. Yerleşmesini sağlamak. Tokat, şamar vurmak. Söz veya cevabı tam sırasında söylemek.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Sağlamak : Öndeki aracın sağından ilerleyerek önüne geçmek. Elde etmek, sahip olmak. Bir işin olması için gerekli durumu, şartları hazırlamak, temin etmek. Bir işlemin doğruluğunu ortaya koymak.

Katmak : Bir şeyin içine, üstüne veya yanına, niteliğini değiştirmek veya niceliğini artırmak için başka bir şey eklemek, karıştırmak. Döllenmeyi sağlamak için erkek hayvanı dişinin yanına salmak. Bir araya getirmek. Birlikte göndermek.

Eklemek : Bir şeyi ekle tamamlamak, ulamak, ilave etmek. Bir şeyi ek olarak kullanmak.

İmza : İmzalama işi. Bir kimsenin herhangi bir belgeyi yazdığını veya onayladığını belirtmek için her zaman aynı biçimde kullandığı işaret. Herhangi bir alanda ün yapmış kimse.

Tarih : Bir olayın gününü, ayını ve yılını bildiren söz. Tarih dersi. Bir konuyu geçmişi ve gelişimi içinde inceleyen anlatı. Toplumları, milletleri, kuruluşları etkileyen hareketlerden doğan, olayları zaman ve yer göstererek anlatan, bu olaylar arasındaki ilişkileri, daha önceki ve sonraki olaylarla bağlantılarını, karşılıklı etkilenmeleri, her milletin kurduğu medeniyeti inceleyen bilim. Tarih kitabı.

Adres : Kurum veya kuruluşun bulunduğu yer. Bir kimsenin sık olarak gittiği yer. Hedef gösterilen yer. Bir kimsenin oturduğu yer, bulunak.

Yazmak : Açmak. Kaydetmek. Bir bilim veya edebiyat eseri oluşturmak. Yaymak, sermek. Yazı ile bildirmek, haber vermek. Bir göreve almak. Gelinin yüzünü süslemek. Sayaç vb. sayılarla niceliği belirtmek. İnsanın geleceğini belirlemek. Yazı ile anlatmak, yazıya dökmek. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek yaklaşma bildiren birleşik fiiller oluşturur. Söz ve düşünceyi özel işaret veya harflerle anlatmak. Yazar olarak görev yapmak.

Etkilemek : Etkiye uğratmak, tesir etmek. Karşısındaki kişiyi kendi duygu ve istekleri doğrultusuna yöneltmek.

Dokunmak : Onur, anlayış vb. ile uyuşmaz bir durum ortaya çıkmak. Almak, kullanmak, el sürmek. Sağlığını bozmak. Nesnelerin sıcaklık, soğukluk, sertlik, yumuşaklık vb. niteliklerini derinin altındaki sinir uçları aracılığıyla duymak, değmek, el sürmek, temas etmek. Karıştırmak. Dokuma işi yapılmak. Hafifçe değmek. Tedirgin etmek, sataşmak. İlişkin, ilgili olmak, değinmek. İnsanın içine işlemek, duygulandırmak, etkilemek, koymak, batmak.

Terk : Vazgeçme. Bakmama, ihmal etme. Bırakma, ayrılma.

Etmek : Bulmak, erişmek. Kötülükte bulunmak. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Bir işi yapmak. Herhangi bir değerde olmak. Demek, söylemek. Küçük veya büyük abdestini yapmak. Eşit değer kazanmak. Birini bir şeyden yoksun bırakmak.

Koymak ile ilgili Cümleler

  • Kahveme bir küp buz koymak istiyorum, çünkü o genellikle çok sıcak.
  • Uygun olan bir çelik kasaya değerli eşyalarımı koymak istiyorum.
  • Onu aşağıya koymak istemiyorum.
  • Ali her zaman iyi bir fincan kahveyi mahvetmenin en iyi yolunun içine krema ve şeker koymak olduğunu söylüyor.
  • Jale'nin fotoğraflarını albümüme koymak istemedim.
  • Seni dışarı koymak istemiyorum.
  • Ben onu yere koymak istemedim.

Diğer dillerde Koymak anlamı nedir?

İngilizce'de Koymak ne demek? : v. put, place, set, plant, lay, position, rest, stick, closure, dot smb. one, lay down, lay on, park, put down, set down, sting

Fransızca'da Koymak : mettre, apposer, déposer, placer, donner, poster, porter, laisser

Almanca'da Koymak : v. anhängen, anlegen, ansetzen, aufgeben, auflegen, aufsetzen, einlegen, einrücken, einsetzen, hinsetzen, hinstellen, legen, nachgießen, niederlegen, platzieren, postieren, setzen, stellen, tun, ziehen

Rusça'da Koymak : v. класть, вкладывать, накладывать, прикладывать, закладывать, загружать, ставить, выставлять, расставлять, уставлять, составлять, помещать, засовывать, вводить, девать, назначать, возлагать, устанавливать, учреждать, пускать, наливать, засып`ать, всып`ать, разыгрывать, мазать, положить