Dokunmak nedir, Dokunmak ne demek

"Dokunmak" ile ilgili cümle

  • "Bu kâğıtlara kimse dokunmasın."
  • "Bu yemek bana dokunur. Bu hava dokundu."
  • "Rüzgâr estikçe dal antene dokunuyor."
  • "Halılar dokundu."
  • "Eğitim konusuna dokunan bir yazı."
  • "Buğdaydan, bulgurdan ne varsa kimse dokunmuyor, daha zor günlere saklıyordu." - N. Araz
  • "Bu karıncaya dokunmayan çocuk o kocaman adamın oracıkta pestilini çıkaracaktı." - S. F. Abasıyanık
  • "Bir elektrik zilinin düğmesine dokunduk." - A. Haşim
  • "Hiçbir gözyaşının bana onunkiler kadar dokunduğunu hatırlamıyorum." - R. N. Güntekin

Dokunmak anlamı, tanımı:

Dokunma : Dokunmak (I) işi, temas. Dokunmak (II) işi.

Arına dokunmak : Utanç duymak.

Asabına dokunmak : Sinirine dokunmak.

Faydası dokunmak : Yararı dokunmak.

Gayretine dokunmak : Bir işi yapamayacağını ileri sürenlere kızarak veya kendisinin yapması beklenen işi başkasının yapmasından utanç duyarak başarmaya çalışmak.

 

Gönlüne dokunmak : Üzülmek, rahatsızlık duymak.

Gururuna dokunmak : Kişiliği zedelenmek, onuru kırılmak.

Hayrı dokunmak : Yararlı olmak.

Haysiyetine dokunmak : Onuru incinmek.

Hizmeti dokunmak : Görevde bulunmak, iş yapmak.

İçine dokunmak : Dertlendirmek, üzmek.

İşin ucu birine dokunmak : Bir işten dolaylı olarak zarar görmek.

İyiliği dokunmak : Yararlı olmak, yararını görmek.

İzzetinefsine dokunmak : Gücüne gitmek. onuruna dokunmak.

Kalbe dokunmak : Acı veya üzüntü vermek.

Kanına dokunmak : Çok sinirlenmek.

Kibrine dokunmak : Gururu zedelenmek.

Kurşun dokunmak : Mermi isabet etmek.

Merakına dokunmak : İlgisini çekmek.

Namusuna dokunmak : Birinin namus ve onurunu olumsuz biçimde etkilemek.

Onuruna dokunmak : Birinin gururunu, haysiyetini incitmek.

Ucu dokunmak : Birine olumsuz etkisi veya zararı gelmek.

Yararı dokunmak : Yararlı olmak, kâr sağlamak.

Yüreğine dokunmak : Üzülmek.

Zararı dokunmak : Kötülüğe uğratmak.

Nesnel : Nesne ile ilgili, nesneye ilişkin, öznel karşıtı. Bireyin kişisel görüşünden bağımsız olan, objektif. Gerçeğe varmak amacıyla, taraf tutmadan inceleme yapan, hüküm veren, objektif.

Sıcaklık : Bir araçla veya cihazla ölçülebilen ısı derecesi, suhunet. Sıcak olan şeyin durumu, etkisi veya sıcak olan şeyin niteliği, hararet. Hamamlarda yıkanılan sıcak yer. Sevgi, içtenlik ve sevimlilik.

 

Soğukluk : Soğuk, sevimsiz ve ilgisiz davranış, ilgisizlik. Kırgınlığa, dargınlığa yol açabilen sevgi azalması. Hamamlarda yıkanılan yerle giyinilen yer arasındaki az ısıtılan yer. Sevimsiz olma durumu, antipati. Soğuk olma durumu, soğuk bir etki yapan şeyin özelliği, bürudet. Cinsel istek duymama durumu. Yemeğin sonunda yenen meyve, hoşaf, komposto vb. şeyler.

Sertlik : Sert, kırıcı, katı davranış, şiddet, husumet. Sert, katı olma durumu. Minerallerin çizilmeye karşı gösterdikleri direnç.

Yumuşaklık : Yumuşak olma durumu, mülayemet.

Nitelik : Bireyi, nesne veya yaşantının bir yönünü ötekilerden ayırt etmeye yarayan ve ölçülebilen özellik, keyfiyet. Bir şeyin iyi veya kötü olma özelliği, kalite. Bir şeyin nasıl olduğunu belirten, onu başka şeylerden ayıran özellik, vasıf, keyfiyet.

Derin : Uzun süren. Yüzeyden içeri inen. İçten gelen. Ayrıntılı. Dip. Dibi yüzeyinden veya ağzından uzak olan. Kendi türünde çok gelişmiş, en ileri durumda olan. Yoğun.

Karıştırmak : Yemeği dibinin tutmaması için kaşıkla altüst etmek. Karışma işini yaptırmak. İçinde ne olduğunu anlamak veya aradığını bulmak amacıyla elle yoklamak. Göz atmak, araştırmak, incelemek. Ayırt edememek, tam olarak seçememek. Üstünkörü okumak. Kurcalamak, oynamak.

Almak : Birlikte götürmek. Tat veya koku duymak. Kazanmak, elde etmek. Kazanç sağlamak. Soldurmak. Başlamak. İçine sığmak. Bürümek, sarmak, kaplamak. Çalmak. Yol gitmek, mesafe katetmek. Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. Görevden, işten çekmek. Erkek, kadınla evlenmek. Sürükleyip götürmek. Kendine ulaştırılmak, iletilmek. Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. İçeri girmesini sağlamak. Yutmak, kullanmak. Satın almak. Temizlemek. Kabul etmek. Kısaltmak, eksiltmek. Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak. Ele geçirmek, fethetmek. Yolmak, koparmak. Örtmek, koymak. İçecek veya sigara içmek. Göreve, işe başlatmak. İçeri sızmak, içine çekmek. Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek. Gidermek, yok etmek. Yer değiştirmek.

Kullanmak : Kelimeyi yazmak, söylemek. Giymek, takmak. Harcamak, sarf etmek. Bir kimseyi bir hizmette bulundurmak, çalıştırmak. İşletmek, değerlendirmek. Bir şeyden belli bir amaçla yararlanmak. Araç veya aleti işletmek, yönetmek. Sigara, içki vb. şeylere alışmış olmak, içmek. Bir şeyin gereklerini yerine getirmek. Amacına ulaşmak için birinden veya bir şeyden yararlanmak, onu amacına alet etmek, sömürmek, istismar etmek.

El : Halk, ahali. İskambil oyunlarında her bir tur. Bazı nesne ve araçların tutmaya yarayan bölümü. Kez, defa. Kolun bilekten parmak uçlarına kadar olan, tutmaya ve iş yapmaya yarayan bölümü. İskambil oyunlarında oynama sırası. Oba, aşiret. Yakınların dışında kalan kimse, yabancı. Ülke, yurt, il. Sahiplik, mülkiyet.

Sürmek : Zaman geçmek. Yasal olmayan yolla piyasaya para çıkarmak. Devam etmek. Önüne katıp götürmek. Bitki, ot yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek. Zaman almak. Herhangi bir durum içinde bulunmak. Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak. Yönetip yürütmek, sevk etmek. Olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak. Uzatmak, ileri doğru itmek. Pulluk veya sabanla toprağı işlemek. Oturduğu, bulunduğu yerden, ülkeden ceza olarak başka bir yer veya ülkeye göndermek, nefyetmek. Olmaya devam etmek. Dokundurmak, değdirmek. Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak, dökmek, serpmek.

Bozmak : Biçimini ve kullanılışını değiştirmek. Büyük parayı küçük birimlere ayırmak. Bağ veya bostanın son ürününü toplamak. Dokunmak, zarar vermek. Bırakmak, dağıtmak. Kötü duruma getirmek. Bozguna uğratmak, yenmek, mağlup etmek. Yabancı ülke parasını Türk parasına çevirmek. Bir yerin, bir şeyin düzenini karıştırmak. Kızlığına zarar vermek. Bir kimseyi beklemediği bir davranış karşısında bırakarak veya sözünü yalana çıkararak küçük düşürmek. Aklını yitirecek derecede bir şeye düşkün olmak. Altını paraya çevirmek, bozdurmak. Geçersiz bir duruma getirmek. Bir şeyi kendisinden beklenilen işi yapamayacak duruma getirmek.

İlişkin : İlgisi, ilişiği olan, bağlı, ilgili, ait, merbut, müteallik.

İlgili : İlgilenmiş olan, ilgisi bulunan, alakalı, alakadar, müteallik.

Olmak : Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Bulunmak. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Yitirmek, elinden kaçırmak. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Geçmek, tamamlanmak. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Yaklaşmak, gelip çatmak. Sürdürmek, yürütmek. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Uymak, tam gelmek. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Gerçekleşmek veya yapılmak. Yetişmek, olgunlaşmak. Herhangi bir durumda bulunmak. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Yol açmak. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Sarhoş olmak.

Değinmek : Bir konuyu ele alarak ondan kısaca söz etmek, dokunmak, temas etmek.

Hafifçe : Hafif olarak, hafif bir biçimde, belli belirsiz.

Değmek : Zevk veren şeyler hoşa gitmek. Herhangi bir nitelikte olmak. İstenilen yere düşmek, rast gelmek, isabet etmek. Değerinde olmak. Aralık kalmayıncaya kadar birbirine yaklaşmak, dokunmak, temas etmek. Karşılık olmak. Ulaşmak, erişmek. Eş değerde olmak.

Tedirgin : Rahatı, huzuru kaçmış, bizar.

Etmek : Herhangi bir değerde olmak. Küçük veya büyük abdestini yapmak. Birini bir şeyden yoksun bırakmak. Eşit değer kazanmak. Bulmak, erişmek. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Kötülükte bulunmak. Bir işi yapmak. Demek, söylemek.

Sataşmak : Bir kimseyi rahatsız edecek davranışta bulunmak, musallat olmak. Sarkıntılık etmek.

Dokuma : Tezgâhta dokunarak elde edilen (kumaş). Minder örtüsü, yatak kılıfı vb. için kullanılan ve boyalı pamuk ipliğinden dokunan bez. Kumaş olabilen, kumaş yapılabilen. Yapı, oluşum. Dokumak işi, tekstil.

Yapılmak : Gerçekleştirilmek, ortaya çıkarılmak. Yapma işine konu olmak.

Dokunmak ile ilgili Cümleler

  • Hala elime dokunmak istediğini biliyorum.
  • Ali tavana dokunmak için yeterince uzun.
  • Bana dokunmaktan vazgeçin.
  • Ben bir çocukken, böceklere dokunmak beni bir parça rahatsız etmezdi. Şimdi neredeyse onların resimlerine bakmaya katlanamıyorum.
  • Hiç kimse buna dokunmak istemiyor.
  • Ona dokunmak istediğimden emin değilim.
  • Ali Mary'ye dokunmak için uzandı.

Diğer dillerde Dokunmak anlamı nedir?

İngilizce'de Dokunmak ne demek? : v. touch, contact, feel, handle, tip, affect, disagree, be intolerant of, clap, kiss

Fransızca'da Dokunmak : toucher, nuire à, toucher à, aller au cìur, atteindre, entamer, lécher, toquer, tripoter

Almanca'da Dokunmak : v. angreifen, anrühren, anspinnen, befühlen, berühren, bewegen

Rusça'da Dokunmak : v. касаться, прикасаться, дотрагиваться, трогать, притрагиваться, соприкасаться, доставать, вредить, волновать, действовать, задевать, затрагивать, коснуться