Büyümek nedir, Büyümek ne demek

"Büyümek" ile ilgili cümle örnekleri

  • "İkinci de okuduktan sonra kavga büyüdü." - M. Ş. Esendal
  • "Büyür güzellikleri, vücutları, kısmetleri çocuklar uyurken." - F. H. Dağlarca
  • "Barbarosların ülkesi büyüdükçe büyüyordu." - F. F. Tülbentçi
  • "Fakat büyüdükçe o kadar sevdiği bu oyunlara veda etmek lazım gelecekti." - Ö. Seyfettin
  • "İhtiyar Süleyman Çavuş'un ellerinde büyüdüm." - A. Gündüz

Yerel Türkçe anlamı:

Donmak, üşümek

Büyümek tanımı, anlamı:

Büyümüş de küçülmüş : Konuşması ve davranışları yaşına uymayan, büyüklerinki gibi olan.

Büyüme : Büyümek işi.

Büyü : Tabiat kanunlarına aykırı sonuçlar elde etmek iddiasında olanların başvurdukları gizli işlem ve davranışlara verilen genel ad, afsun, efsun, sihir, füsun, bağı. Karşı durulamaz güçlü etki.

Ağzında büyümek : Sevmediğinden veya içi almadığından bir yiyeceği yutamamak.

Baskısız büyümek : Serbest bir biçimde yetişmek.

Burnu büyümek : Kibirlenmek, büyüklenmek.

Çığ gibi büyümek : Bir olay birdenbire ve etkileyici bir biçimde büyümek.

 

Elinde büyümek : Büyütülmek, bakılmak. eğitilmek, bilgi, görgü ve terbiye sahibi olmak, yetiştirilmek.

Gözünde büyümek : Bir şey bir kimseye olduğundan güç veya önemli görünmek.

Karnı büyümek : Hamileliği belirgin durumu gelmek.

Lokma ağzında büyümek : Üzüntü veya iştahsızlık sebebiyle lokmasını yutamamak.

Organizma : Herhangi bir canlı varlık. Canlı bir varlığı oluşturan organların bütünü, uzviyet.

Bölüm : Bir kuruluşun yönetim birimlerinden her biri, departman, seksiyon. Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan birimlerinden her biri, departman. Çağ, devir. Canlıların bölümlenmesinde filumların bir araya gelmesiyle oluşan birlik. Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, kısım. Bölme işlemi sonunda elde edilen sayı.

Boyut : Durum, nitelik. Doğruların, yüzeylerin veya cisimlerin ölçülmesinde ele alınan üç doğrultudan uzunluk, genişlik ve derinlikten her biri, buut. Genişlik, kapsam. Bir cismin herhangi bir yöndeki uzantısı. Film veya fotoğrafta boyut, format.

Artmak : Harcandıktan sonra bir miktar geri kalmak. Çoğalmak. Değeri yükselmek, fazlalaşmak. Büyük heybe.

İrileşmek : İri bir duruma gelmek.

Büyük : Çok, ortalamayı aşan (soyut kavram). Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan (somut nesne), makro, küçük karşıtı. Niceliği çok olan. Üstün niteliği olan. Büyük abdest. Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş. Önemli. Makam, rütbe, derece bakımından daha üst olan kimse.

Durum : Duruş biçimi, konum, tavır. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon.

 

Yetişmek : Eğitim görmüş olmak, öğrenmek, gelişmek. Değmek, uzanıp dokunabilmek. Bir işe başlamış olanlara veya gidenlere sonradan katılmak. Bir zamanda yaşamış olmak, bir zamanı veya kimseyi görmüş olmak. Ortaya çıkmak. İş görebilecek yaşa gelmek, büyümek. Yardım etmek, yardımına koşmak. Ulaşmak, ermek, varmak, vasıl olmak. Vaktinde varmak, vaktinde bulunmak. Vakit bulmak, yapabilmek. Yetmek, yeter olmak, kâfi gelmek. Vaktinde tamam olmak, bitmek, hazırlanmak, hazır olmak. Üremek, büyümek, olmak.

Yaşlanmak : Dayanmak. Yasa bürünmek, yas içinde olmak. Güvenmek.

Güçlenmek : Güçlü duruma gelmek, kuvvetlenmek.

Sayıca : Sayı bakımından, adetçe, adedî.

Genişlemek : Rahat bir duruma gelmek, açılmak, ferahlamak. Geniş duruma gelmek, büyümek. Yaygın duruma gelmek. Bollaşmak.

Önem : Bir şeyin nitelik veya nicelik bakımından değeri olma durumu, ehemmiyet.

Ve : Türk alfabesinin yirmi yedinci harfinin adı, okunuşu. İki kelime veya iki cümle arasına girerek aralarında bir bağ olduğunu anlatan söz.

Değer : Bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, bir şeyin değdiği karşılık, kıymet. Bir değişkenin veya bilinmeyenin sayı ile anlatımı. Bir şeyin para ile ölçülebilen karşılığı, bedel, kıymet, paha, valör. Üstün nitelik, meziyet, kıymet. Üstün, yararlı nitelikleri olan kimse. Bir ulusun sahip olduğu sosyal, kültürel, ekonomik ve bilimsel değerlerini kapsayan maddi ve manevi ögelerin bütünü. Kişinin isteyen, gereksinim duyan bir varlık olarak nesne ile bağlantısında beliren şey.

Kazanmak : Kazanç sağlamak. Tutulmak, yakalanmak. Olumlu, iyi bir sonuç elde etmek. Ele geçirmek, fethetmek, kazanç sağlamak. Kendinden yana çekmek. Yenmek, galip gelmek. Edinmek, sahip olmak. Çıkmak, isabet etmek.

Büyümek ile ilgili Cümleler

  • Ali iki dilli büyümek için şanslıydı.
  • Büyümek istiyorsan, çok süt içmek zorundasın.
  • Büyümekte olan enerjisi olmayan bir çocuğun belki de ilaçlara ihtiyacı vardır.
  • Bir an önce büyümek istiyorum.
  • Büyümek istemiyorum.
  • İyi büyümek için, bu bitkilerin çok fazla nem içermeyen toprağa ihtiyacı var.
  • Tepede bir sürü bodur ağaçlar büyümektedir.

Diğer dillerde Büyümek anlamı nedir?

İngilizce'de Büyümek ne demek? : v. grow, grow up, increase, extend, enlarge, greaten, accrue, augment, bulk, expand, flourish, hatch, outgrow, shoot up, swell, wax, vegetate

Fransızca'da Büyümek : croître, grandir, s'accroitre, s'amplifier, végéter

Almanca'da Büyümek : v. aufwachsen, auswachsen, erwachsen, fortkommen, gedeihen, heranwachsen, herauswachsen, Höhe: in die Höhe wachsen, summen, summieren: sich summieren, wachsen, zuwachsen

Rusça'da Büyümek : v. прирастать, вырастать, разрастаться, увеличиваться, подрастать, расти, возрастать, прирасти, вырасти, подрасти, возрасти