Atmak nedir, Atmak ne demek

"Atmak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Bilgi yarışmasında attı ama tutturamadı."
  • "Şapka inkılabıyla fesi attık."
  • "Pamuğu atmak."
  • "Bu lüzumsuz eşyayı atmalı."
  • "Bu konunun tartışılmasını gelecek haftaya attılar."
  • "Köprüyü dinamitle attılar."
  • "Suçu onun üzerine attılar."
  • "Sırtına bir şal attı."
  • "Vapurdan iskeleye attılar."
  • "Yabancı cisimleri vücut atar."
  • "Ona üç kurşun attı, vuramadı."
  • "Hazır araba varken eşyayı eve atalım."
  • "Gazel attı."
  • "Mutlaka yemeklerimize biber atmayı âdet edinmişiz." - B. Felek
  • "Mektup atmak."
  • "Gene atmaya başladı."
  • "Kalbi hızlı hızlı atıyor."
  • "Taşı suya atmak."
  • "Gözüne kestirdiği erkeği tavlayıp resmen oraya atarmış." - A. İlhan
  • "Sıcak basınca sırtındaki ceketi attı."
  • "Şimdi arzu buyrulursa dostluğumuzu takviye için şöyle bir iki kadeh atalım." - N. Hikmet
 

Yerel Türkçe anlamı:

Beli gelmek, boşalmak.

Yüklemek: Heybeyi eşşege atdım geldim.

Asmayı yerden yükseltmek için ağaçlarla yapılmış olan çardak.

Hapsetmek // adum atmak: yürümek // zindana atmak: hapsetmek

Fırlatmak, atmak.

Heybe gibi, hayvana yükletilmek için iki tarafı denk olarak hazırlanan yük.

Sinek yumurtlamak.

Yüklemek.

Beli gelmek.

Atmak

Sinek, yumurtlamak.

İngilizce'de Atmak ne demek? Atmak ingilizcesi nedir?:

discard

Atmak kısaca anlamı, tanımı:

Atıp tutmak : Abartmalı konuşmak. bir kimse veya bir şey için kötü konuşmak.

Atıyorum : "varsayımlı örnek veriyorum" anlamında kullanılan bir söz.

Attığı tırnağa değmemek : Tırnağına değmemek.

Attığı tırnak kadar olamamak : Bir kimse, sözü edilenden daha değersiz olmak.

Füzeatar : Otomatik olarak füze atan silah.

Kazaratar : Eklemli bir kol üzerinde hareket eden kepçeli bir çark veya zincirle donatılmış kazı makinesi, kazmaç, ekskavatör.

Kükürtatar : Kükürtlü buhar çıkaran ve üzerinde kükürt biriken alan.

Roketatar : Bazuka.

Atardamar : Kalbin sağ karıncığından akciğerlere, sol karıncığından vücudun diğer bölümlerine kan taşıyan damar, şiryan, arter.

 

Adım atmak : Bir işe ilk kez girişmek. yürümek için ayağını öne doğru uzatıp basmak.

Adımını geri atmak : Başladığı bir işten geri dönmek.

Ağ atmak : Balık avlamak için denize ağ salmak.

Ağzına atmak : Yemek için ağzına koymak.

Ağzına bir kemik atmak : Birini küçük bir çıkarla susturmak.

Altına imza atmak : Destek vermek amacıyla aynı düşüncede olduğunu göstermek.

Arkasından atmak : Dedikodusunu yapmak.

Auta atmak : Topu sahadan dışarıya atmak.

Ayak atmak : İlk kez gitmek. girmek.

Ayak ayak üstüne atmak : Otururken bir bacağını ötekinin üstüne almak.

Bacak bacak üstüne atmak : Bir bacağını ötekinin üstüne koyarak oturmak.

Bakış atmak : Kısa bir süre bakıp geçmek.

Başlık atmak : Bir yazıya başlık olarak ad bulmak.

Benzi atmak : Ansızın yüzünün rengi sararmak, solmak.

Beti benzi atmak : Herhangi bir sebeple kanı çekilip yüzü solmak, korkmak.

Beyni atmak : Tepesi atmak.

Bıçak atmak : Bıçaklamak. bir hedefe bıçak fırlatmak. ameliyat etmek.

Bir ilke imza atmak : Bir konuda hiç kimsenin veya kuruluşun yapmadığı bir işi gerçekleştirmek.

Bir köşeye atmak : Gerektiğinde kullanılmak için bir yere koymak.

Bir tek atmak : Bir kadeh içki içmek.

Bok atmak : Birine leke sürmek, kara çalmak.

Boy atmak : Boyu uzamak, boylanmak, gelişmek.

Boyası atmak : Boyası solmak.

Boyunduruğa atmak : Güreşte hasmın başını koltuk altına alıp boynuna kol dolamak.

Çalım atmak : Çalımlamak.

Çamur atmak : Birini kötü bir işe karışmış göstermek, kara çalmak, iftira etmek.

Çamura taş atmak : Çirkefe taş atmak.

Can atmak : Şiddetle arzu etmek, çok istemek.

Canını dar atmak : Bir tehlikeden güçlükle kurtularak bir yere sığınmak.

Çelme atmak : Birini çelme ile yıkmaya çalışmak. bir işi veya bir kimseyi baltalamak, gelişmesini engellemek.

Çenesi atmak : Can çekişirken çenesi titremek.

Çentik atmak : Çentiklemek.

Çifte atmak : İki namlulu av tüfeğini patlatmak. at, eşek arka ayakları ile vurmak.

Çığlık atmak : Kulak tırmalayıcı korkunç sesler çıkararak acı acı bağırmak.

Çimdik atmak : Çimdiklemek.

Cirit atmak : Bir yerde çokça bulunmak, sık dolaşmak ve serbestçe davranmak.

Çirkef atmak : İftira atmak.

Çirkefe taş atmak : Edepsiz bir kimsenin tepkisine yol açacak bir davranışta bulunmak.

Dağarcığına atmak : Bir bilgiyi eski bilgilerine katmak, zihnine yerleştirmek.

Dalgasına taş atmak : İşini bozmak, keyfini kaçırmak.

Daraya atmak : Değer vermemek.

Dayak atmak : Dövmek, sopa ile dövmek.

Demir atmak : Bir kimse bir yerde uzun süre kalmak. gemi çıpasını denize salmak.

Desteksiz atmak : Abartılı konuşmak, yalan söylemek.

Destursuz atmak : Kolay yalan söyleyebilmek, palavra atmak.

Dikiş atmak : Yarılan veya yırtılan deriyi dikişle bir araya getirip tutturmak.

Dışarı atmak : Zararlı bir maddeyi terleme, idrar vb. yollarla vücuttan çıkarmak. kovmak.

Düğmük atmak : Düğümlemek.

Düğüm atmak : Düğümlemek.

El atmak : Bir işe girişmek, teşebbüs etmek. birisinin işine karışmak, müdahale etmek. sarkıntılık etmek. yardım etmek, ilgilenmek.

Elini kulağına atmak : Ezan okumak, gazel veya türkü söylemek için elini kulak kepçesinin arkasına koymak.

Eteğini başına atmak : Birini azarlamak, onur kırıcı sözlerle suçlamak.

Fareler cirit atmak : Bir yerde hiç insan bulunmamak, o yer çok ıssız olmak.

Fark atmak : İleri gitmek, çok üstün gelmek.

Fesini havaya atmak : Sevinmek.

Fişek atmak : Cinsel birleşmede bulunmak. ortalığı karıştıracak bir söz söylemek.

Format atmak : Biçimlendirmek.

Gerize taş atmak : Edepsiz bir kimseye edepsizliğini göstermeye fırsat vermek.

Gır atmak : Konuşmak, laf atmak.

Göbek atmak : Karnını hareket ettirerek oynamak. çok sevinmek.

Gol atmak : Topun karşı takımın kalesine girmesini sağlamak.

Gövdeye atmak : Oburca yemek.

Göz atmak : Kısa bir süre, fazla dikkat etmeden bakıvermek.

Güm güm atmak : Kalp heyecanla çarpmak.

Gün atmak : Güneş doğmak. davayı ileri bir tarihe bırakmak.

Hallaç pamuğu gibi atmak : Toplu durumda bulunan kişi veya nesneleri darmadağın etmek.

Han kapısından teğelti atmak : Defetmek, kovmak.

Harf atmak : Tanımadığı bir kadına uygunsuz sözler söyleyerek yaklaşmaya çalışmak.

Hava atmak : Herhangi bir üstünlüğünden dolayı şişinmek, caka yapmak.

Havlu atmak : Başarısızlığını kabul edip mücadeleyi bırakmak, pes etmek. çalıştırıcı, sporcusunun karşılaşmayı terk ettiğini bildirmek için ringe havlu fırlatmak.

İçeri atmak : Hapsetmek.

İçine ateş atmak : Aşırı acı, sıkıntı veya üzüntü verecek davranışta bulunmak.

İçine atmak : Yapılan bir kötülüğe karşı sesini çıkarmamakla birlikte bunu unutmamak. sıkıntısını kimseye belli etmemek.

İftira atmak : İftira etmek.

İlmik atmak : İlmik yapmak.

İmza atmak : İmzalamak.

İşkembeden atmak : Uydurarak söylemek.

Jilet atmak : Jiletle saldırmak. kendini jiletlemek.

Kafa atmak : Kavga sırasında karşıdakinin yüzüne, sert ve şiddetli bir biçimde kafayla vurmak.

Kafasının kontağı atmak : Çok sinirlenmek, öfke ile dolmak.

Kahkaha atmak : Yüksek sesle gülmek.

Kamış atmak : Birine oyun etmek, arabozanlık etmek.

Kapağı atmak : Sıkıntısız, rahat bir yere sığınmak, kaçıp kurtulmak.

Kapak atmak : Aşırı, tıka basa dolmuş olmak.

Kazık atmak : Aldatmak, kazıklamak.

Keçeyi suya atmak : Ar ve namusu hiçe saymak.

Kelek atmak : Birisini beklemediği anda hile ve dalavere yaparak zarara sokmak.

Kement atmak : Kemendi bir ucu elde kalacak biçimde ileri doğru fırlatmak.

Kemik atmak : Susturmak, oyalamak için birini küçük bir şeyle avutmak.

Kenara atmak : Bir şeyin üstünde durmamak, önemsememek.

Kendini ateşe atmak : Bile bile tehlikeli bir işe girişmek.

Kendini atmak : Vakit geçirmeden hemen gitmek.

Kendini dar atmak : Güçlükle ve ivedi olarak bir yere sığınmak, kaçmak.

Kendini sokağa atmak : Sıkıntıdan dolayı rahatlamak amacıyla açık havaya çıkmak.

Kesip atmak : Kesin olarak çözmek, bitirmek. uzun uzadıya düşünmeden kesin yargıya varmak.

Kestirip atmak : Ayrıntılı düşünmeden kesin yargıya varmak.

Kıç atmak : Çok istemek. çifte atmak.

Kıçına tekmeyi atmak : Birini kovmak.

Kılçık atmak : Bir kimsenin işini karıştırmak, bozmak.

Kirliye atmak : Yıkanmak için bir kenara koymak, bir yerde biriktirmek.

Kıtır atmak : Yalan söylemek.

Kıyıya atmak : Karaya çıkartmak veya sürüklemek.

Kol atmak : Bitkinin gövdesinden ayrılan bir dal bir yöne uzanmak. çevreye yayılmak, genişlemek, ulaşmak, uzanmak.

Kontak atmak : Elektrik donanımında karşı uçların birbirine dokunmasıyla elektrik akımı kesilmek. dengeyi kaybetmek, sinirlenip olağan dışı davranmak.

Koparıp atmak : İlgisini kesmek, önem vermemek. koparmak.

Köpeğin ağzına kemik atmak : Karşı gelerek bağırıp çağıran birini susturmak için ona bir çıkar sağlamak.

Köprüleri atmak : Bir işten vazgeçme veya geri dönme imkânı kalmayacak biçimde kesin bir davranışta bulunmak.

Kötek atmak : Dövmek, dayak atmak.

Kulaç atmak : Yüzerken kolları, sırayla üstten ileriye doğru atıp suyu arkaya doğru çekmek.

Külahını havaya atmak : Pek çok sevinmek.

Kulun atmak : Kısrak veya eşek yavru düşürmek.

Kündeden atmak : Aldatarak tuzağa düşürmek. güreşçi, rakibini belinden kavrayıp kendi üzerinden aşırarak arka üzeri atmak.

Kurşun atmak : Silahla mermi atmak. düşmanlık etmek.

Kurusıkı atmak : Korkutmak veya yıldırmak amacıyla aslı olmayan söz söylemek.

Laf atmak : Uzaktan, dolayısıyla dokunacak söz söyleyip işittirmek. söyleşmek, konuşmak. sözle sarkıntılık etmek.

Lağımla atmak : Bir kayayı delip içine patlayıcı maddeler koyduktan sonra bu maddeleri ateşleyerek parçalamak.

Madik atmak : Dolap çevirmek, hile yapmak.

Mantar atmak : Yalan söylemek, martaval atmak.

Martaval atmak : İnanılmayacak sözler söylemek, yalan söylemek.

Maskesini atmak : Amaçlarını gizlemesini bilen kimse, bu tutumunu bırakarak gerçek kişiliğini ve amaçlarını açığa vurmak.

Mavra atmak : Palavra atmak. gevezelik etmek.

Mekik atmak : Hiçbir yerde duramayıp iki yer arasında gidip gelmek. mekiği arışlar arasından hızla geçirmek.

Mektup atmak : Mektubu postaya vermek.

Mendil atmak : Herhangi bir duyguyu, gizli bir mesajı haberleşilen insana çeşitli anlamları olan renkli mendille bildirmek.

Menzil atmak : Ok atma yarışlarında rekor kırmak.

Mesaj atmak : Cep telefonu veya Genel Ağ aracılığıyla ileti göndermek.

Mesnetsiz atmak : Dayanağı olmadan konuşmak.

Meteliğe kurşun atmak : Parası kalmamak, hiç parası olmamak.

Meydan dayağı atmak : Birini kalabalık içinde iyice dövmek.

Meydana atmak : Ortaya çıkarmak.

Minder dışına atmak : Ortadan kaldırmak, silmek, kovmak.

Nabzı atmak : Ortaya çıkmak, görünmek, belli olmak. kalp vuruşu sürmek.

Nara atmak : Yüksek sesle uzun uzun haykırmak.

Not atmak : Öğretmen, öğrencinin çalışma durumunu not vererek değerlendirmek.

Nutuk atmak : Uzun, sıkıcı bir konuşma yapmak veya özden yoksun bir söylev vermek.

Ok atmak : Miras kalan malları paylaştırmak için ad çekmek. oku fırlatmak.

Olta atmak : Tuzak kurmak. balık yakalamak için olta takımını suya atmak.

Omzuna atmak : Ceket vb. şeyleri tam olarak giymeden sırtına koymak.

On paraya on takla atmak : Az bir miktar kazanabilmek için bile onursuzca bir sürü şey yapmak.

Ortaya atmak : Söylemek, ileri sürmek.

Ortaya balgam atmak : Bir iş kıvamındayken, biri herkesin zihnini bulandıracak bir söz söylemek.

Osmanlı tokadı atmak : Bir kimseye sert ve etkili bir biçimde tokat atmak. sert ve etkili bir biçimde uyarmak. bir kimseye üstünlüğünü kabul ettirmek.

Pabucunu dama atmak : Kendinden üstün birini gözden düşürmek.

Paçasından tutup atmak : Hakaretle kovmak.

Palavra atmak : Uydurma, asılsız bir söz veya haberi gerçekmiş gibi ortaya atmak. abartarak konuşmak, başarılardan abartarak söz etmek.

Pamuk atmak : Yay ve tokmakla pamuğu ditmek.

Parasını sokağa atmak : Değeri olmayan bir mala para vermek.

Parayı denize atmak : Parayı boşuna harcamak, israf etmek.

Parmak atmak : Sorun yaratmak. birini parmakla taciz etmek.

Partal atmak : Yalan söylemek.

Pas atmak : Karşı cinse umut ve cesaret vermek. bazı top oyunlarında bir oyuncu takım arkadaşına top geçirmek.

Pençe atmak : Yırtıcı hayvan ön ayaklarıyla saldırmak, vurmak. gücüne güvenerek bir şeyi elde etmeye çalışmak.

Perende atmak : Havada çark gibi dönerek takla atmak.

Pıt pıt atmak : Korku, heyecan vb. bir sebeple kalbi fazla çarpmak.

Postaya atmak : Mektup, gazete, paket vb.ni gideceği yere ulaşması için posta kuruluşuna vermek, postalamak.

Remil atmak : Kumda birtakım çizgiler çizerek fala bakmak.

Rengi atmak : Korku, heyecan vb. sebeplerle benzi sararmak. solmak.

Şafak atmak : Korku ve telaşa kapılmak. birden önemli bir durumla karşı karşıya olduğunu anlamak. öfkelenmek.

Safra atmak : Sıkıntı veren bir kimseden veya bir şeyden kurtulmak. insana veya araca fazla yük olan malzemeleri atmak. kusmak.

Salto atmak : Rakibe salto oyunu uygulamak.

Şamar atmak : Şamarlamak.

Şaplak atmak : Elin içiyle vurmak.

Satır atmak : Herkesi öldürmek, kırıp geçirmek.

Segman atmak : Aşınan segmanı değiştirmek.

Servis atmak : Voleybol, masa tenisi vb. oyunlarda oyuna başlama vuruşunu yapmak.

Sigorta atmak : Bir arıza sonucu sigortada elektrik akımı kesilmek.

Sigortası atmak : Çok sinirlenmek.

Silah atmak : Silahtan mermileri boşaltmak.

Silip atmak : İlgi ve ilişkisini tamamen kesmek.

Silkip atmak : Her türlü ilgisini kesmek.

Sırtından atmak : Başından savmak veya birinin, bir şeyin sorumluluğunu, yükünü üzerine almamak.

Slogan atmak : Sloganı bağırarak söylemek.

Sokağa atmak : Birini düşkün, yoksul kalacak biçimde evden, iş yerinden uzaklaştırmak veya kovmak. para, eşya vb.ni boş yere harcamak.

Söküp atmak : Gözden çıkarmak, kıymak, feda etmek.

Sopa atmak : Dövmek.

Söz atmak : Laf atmak.

Stres atmak : Bir etkinlikte bulunarak gerginlikten, sıkıntıdan kurtulmak.

Takla atmak : Takla hareketini yapmak. çok sevinmek. bir kimseye yaranmak için onun hoşuna giden davranışlarda bulunmak, dalkavukluk etmek. kaza sonucu taşıtlar devrilip yuvarlanmak.

Tarih atmak : Bir şeyin üzerine tarih yazmak.

Tavla atmak : Tavla oynamak.

Tekme atmak : Çifte atmak. yarı yolda bırakmak. ihanet etmek. ayakla bir yere sertçe vurmak. terk etmek.

Temel atmak : Bir yapının temellerini yapmaya başlamak. herhangi bir işe başlamak, girişmek, bir şeyin gelişmesinin, büyümesinin başlangıcını oluşturmak.

Temiz bir dayak atmak : Adamakıllı dövmek.

Tepesi atmak : Birdenbire öfkeye kapılmak, öfkelenmek.

Tepesinin tası atmak : Birdenbire çok sinirlenmek.

Ter atmak : Vücudu rahatlatmak amacıyla aşırı derecede terlemek.

Tırpan atmak : Tırpanlamak.

Tokat atmak : Dolandırmak. el içi ile vurmak.

Tomruğa atmak : Tutukevine koymak.

Top atmak : Batkınlığa uğramak, iflas etmek. sınıfta kalmak.

Topu atmak : Sınıfta kalmak. iflas etmek.

Topu taca atmak : Karşılaşmada topu yan çizgi dışına çıkarmak. konuşulan konuyu saptırmak.

Tüfek atmak : Tüfekle ateş etmek.

Tundan tuna atmak : Bir kişiyi uzaklara sürüp dolaştırmak.

Tur atmak : Şampiyon olunca veya galip gelince takım oyuncuları seyircileri selamlayarak sahada dolaşmak. dolaşmak, dolaşıp gelmek, dönmek.

Tüy atmak : Hayvan tüyünü değiştirmek.

Üç buçuk atmak : Çok korkmak.

Uçara atmak : Uçmakta olan kuşu vurmaya çalışmak.

Üstünden atmak : Bir şeyin kendi üzerinde bıraktığı etkiyi kaldırmak. bir şeyi ödev olarak kabul etmemek.

Üstüne atmak : Bir suçu birine yüklemek.

Üzerinden atmak : Sıkıntı veren bir iş veya durumdan kurtulmak. işi başkasına devretmek.

Üzerine atmak : Üstüne atmak.

Vitesten atmak : Çok kızmak.

Volta atmak : Bir aşağı bir yukarı dolaşmak.

Yabana atmak : Önem vermemek, önemsiz görmek.

Yakadan atmak : Savıp kurtulmak.

Yalan atmak : Yalan söylemek.

Yardan atmak : Kazaya uğratmak.

Yavru atmak : Gebe hayvan yavrusunu düşürmek.

Yazı tura atmak : Bir oyunda ilk başlayacak olanı tespit etmek amacıyla veya girişilen bir iddiada kazananı belirlemek için metal parayı havaya döndürerek atmak ve yere düştüğünde hangi yüzün üste geldiğine bakarak karar vermek.

Yorgunluk atmak : Dinlenmek. yaptığı işten, yorgunluğu unutturan, sevindirici bir sonuç almak.

Yüksekten atmak : Yapamayacağı şeyleri yapabilirmiş gibi söylemek.

Yumruk atmak : Yumrukla vurmak.

Zar atmak : Kader ile oynamak, geleceği için plan uygulamak. henüz başarısını kanıtlamamış biri için önceden olumlu düşünce belirtmek. birinin ağzından laf alabilmek için onun düşüncesindeymiş gibi konuşmak. zarı hızla yuvarlamak.

Zarf atmak : Karşısındakinin gerçek duygu ve düşüncelerini öğrenmek için kasıtlı olarak uygun sözler söylemek veya bazı davranışlarda bulunmak. dolandırıcı zarf vb. kullanarak bir tür para sızdırmak veya çarpmak.

Zifos atmak : Kara sürmek, iftira atmak. sataşmak.

Fırlatmak : Hızla atmak, bulunduğu yerden dışarı atmak.

Bırakmak : Yapışık olan bir şey yapışıklıktan kurtulmak. Bir işi başka bir zamana ertelemek. Sahiplik hakkını başkasına vermek. Uğraşmaz olmak, artık uğraşmamak. Bulunduğu yeri veya durumu değiştirmemek. Bakılmak, korunmak için vermek. Bulunduğu veya dokunduğu yerde bir şey oluşturmak, meydana getirmek. Koymak. Sınıf geçirmemek, döndürmek. Ölen, ayrılan birinden iş, kişi, nesne vb. şeyler kalmak. Boşamak. Bir pazarlıkta, belli bir fiyata vermeyi kabul etmek. Engel olmamak. Sarkıtmak. Kötü bir durumda terk etmek. Özgürlük vermek, hürriyetine kavuşmasını sağlamak. Bir alışkanlıktan veya bir işten vazgeçmek. Ayrılmak, terk etmek. Elde bulunan bir şeyi tutmaz olmak. Yanına almamak, yanında götürmemek. Saklamak, artırmak. Unutmak. Bir işin sorumluluğunu, yükümlülüğünü başkasına vermek, görevlendirmek. Bıyık veya sakal uzatmak.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Kesmek : Oyuncuyu takım kadrosuna almamak. Geçişi önlemek. İskambil kâğıtlarında destenin üzerinden bir bölümünü kaldırıp öte yana koymak. Ara vermek. Vahşice öldürmek. Belirtmek, kararlaştırmak. Rüzgâr, soğuk vb. çok etkili olmak. Azaltmak, güçleştirmek. Hasta organı ameliyatla almak. Son vermek, gidermek. Bir şeyden yoksun bırakmak, vermemek. Akımı durdurmak. Kesici bir araçla yaralamak. Karşı cinsten birisini sürekli olarak süzmek, dikkatli bir biçimde bakmak. Uydurmak, yalan söylemek. Düzgün parçalara ayırmak. Verilecek şeyin bir bölümünü alıkoyup vermemek. Yazıyı, filmi kısaltmak. Para basmak. Bölmek, ayırmak. Hayvanın başını gövdesinden ayırmak, boğazlamak. Susmak. Birini yermek, kötülemek. Dibinden ayırmak. Ucunu almak. Bıçak, makas vb. bir araçla bir şeyi ikiye ayırmak, parçalamak, doğramak.

Koymak : Uyulması gereken kuralları belirlemek, ortaya çıkarmak. Etkilemek, dokunmak. Bir kimseyi işe yerleştirmek, birine iş sağlamak. İmza, tarih, adres yazmak. Katmak, eklemek. Bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, ayırmak. Bırakmak. Bırakmak, terk etmek. Bir şeyi bir yere bırakmak, belli bir yere yerleştirmek.

Kenar : Bir biçimi sınırlayan çizgilerden her biri. Merkezden uzak olan, kuytu, ıssız, sapa, tenha yer. Bir şeyin, bir yerin bitiş kısmı veya yakını, kıyı, yaka. Yan. Bir şeyi çevreleyen çizgi. Pervaz, çizgi, antika, baskı vb. çevre süsleri.

Uzatmak : Süreyi artırmak, temdit etmek. Vermek, göndermek. Bir şeyi vermek için birine yöneltmek. Uzamasına sebep olmak, uzamasını sağlamak. Konuşmayı, tartışmayı sürdürmek. Başı, kolları veya bacakları bir yere yöneltmek. Germek.

Bir : Sadece. Bu sayı kadar olan. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Ancak, yalnız. Tek. Bir kez. Aynı, benzer. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Sayıların ilki. Beraber. Eş, aynı, bir boyda. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer.

Doğru : Bir ucundan öbür ucuna kadar yönü değişmeyen, eğri ve çarpık karşıtı. İki nokta arasındaki en kısa çizgi. Karşı yönünce. Yakın, yakınlarında. Yasa, yöntem ve ahlaka bağlı, dürüst, namuslu. Hiçbir yöne sapmadan, dosdoğru, doğruca. Gerçek, yalan olmayan. Yanlışsız, eksiksiz bir biçimde. Akla, mantığa, gerçeğe veya kurala uygun. Gerçek, hakikat.

Rastgele : Gelişigüzel. (ra'stgele) Seçmeden, iyisini kötüsünü ayırmadan, gelişigüzel, lalettayin.

Sille : Elin iç yüzüyle vurulan tokat.

Tokat : İnsana el içi ile vuruş. Tarla, bahçe veya mandıra kapısı. Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yer alan illerinden biri. Hayvan ağılı.

Vurmak : Tavla oyununda pulu kırmak. Olumsuz yönde etkilemek. Piyango vb. çıkmak, isabet etmek. Herhangi bir biçimde haksız yoldan para almak, soymak. İçki içmek. Hızla çarpmak. Kalp, vuru durumunda olmak, çarpmak. Ses çıkarmak için bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca çarpmak. Kadeh tokuşturmak. Etkisi bir yere kadar uzanmak. Silahla yaralamak, öldürmek. Çarpma işlemini yapmak. Ses çıkarmak, ses vermek, çalmak. Çıkmak. Desteklemek, dayamak. Üzerinde görünmek, üzerine düşmek, yansımak, aksetmek. Batıcı veya kesici cisimleri saplamak, kakmak. Takmak, koymak, bağlamak. Bağlama, ilişkilendirmek. Bir şeyi başka bir şey üzerine koymak. Amaçladığı şeye rast getirmek. Dokunmak, hasta etmek. Hızla değmek, çarpmak. Sürmek. Sırtına, omzuna yerleştirmek. Uygulamak, basmak, koymak. Duyulmak, hissedilmek. Manevi olarak yaralamak. Olduğundan başka biçimde görünmek. Elini veya elinde tuttuğu bir şeyi bir yere hızla çarpmak. Soğuk, dolu vb. ürünlere zarar vermek.

Top : Gülle veya şarapnel atan büyük, ateşli silah. Birçok spor oyununda kullanılan, türlü büyüklükte, genellikle kauçuktan yapılmış yuvarlak nesne. Kumaş, kâğıt gibi şeylerin belli miktardaki bağı. Kumaş, kâğıt vb. şeylerin düzenli bir yığın durumuna getirilmiş bağı. Bazı aletlerde bulunan toparlağımsı parça. Homoseksüel erkek. Tamamen, bütünüyle. Yuvarlak biçimde olan, toparlak.

Tüfek : Savaş veya avda kullanılan, uzun namlulu ateşli silah.

Patlatmak : Bir insanın sabrını tüketmek. Bir silahı veya patlayıcı bir maddeyi ateşlemek. Patlama işine yol açmak. Tokat atmak.

Geri : Araba üzerine gerilerek kenarları arabanın korkuluğuna tutturulan ve içine saman veya tahıl doldurulan büyük kıl çuval. Eksik gösteren (saat). "Geri dön, geri git!" anlamında bir söz. Geçmiş, mazi. Geriye doğru. Bir şeyin sona kalan bölümü. Benzerlerine ayak uydurup ilerleyememiş, gelişememiş. Arka, bir şeyin sonra gelen bölümü, art, alt taraf, ileri karşıtı. Aptal, anlayışsız. Son, sonuç. Hayvanda boşaltım organının dışı.

Ertelemek : Sonraya bırakmak, tehir etmek, tecil etmek, talik etmek.

Örtmek : Kaplamak. Kapamak. Kötü bir durumu belli etmemek, gizlemek, saklamak. Korumak, görünmez duruma getirmek veya gizlemek için üstüne bir şey koymak.

Kötü : Zararlı, tehlikeli. Aşırı, çok. Korku, endişe veren. İstenilen, beğenilen nitelikte olmayan, hoşa gitmeyen, fena, iyi karşıtı. Kişi veya toplum üzerinde olumsuz etkileri olan. Kaba ve kırıcı.

Yüklemek : Bir bilgisayar, disket vb.ne gerekli bilgileri aktarmak. Belli bir hizmeti kullanabilmek için özel bir karta gerekli verileri aktarmak. Bir yükümlülük altına sokmak, sorumlu tutmak. Bir yere, taşınması için belli ağırlıkta eşya veya araç gereç koymak. Bir suçu birinin üstüne atmak.

Çıkarmak : Gibi göstermek, bir davranış yüklemek. Fotoğraf çektirmek. Resim yapmak. Yayımlamak. Bulmak, ortaya koymak. Anlamak, ne olduğunu bilmek, sezmek. Sağlamak, elde etmek. Sindirim yolundan dışarı atmak, kusmak. Yollamak, göndermek. Üçüncü bir sayı elde etmek üzere belli bir sayıdan, daha az değerli başka bir sayı kadar birim eksiltmek, tarh etmek. Bir müzik parçasını notalarıyla çalmak. Göstermek. Söylemek. Sonunu getirmek. Sunmak. Hatırlamak. Birinin veya bir şeyin çıkmasını sağlamak, çıkmasına sebep olmak. Yapmak, üretmek. Giysi, ayakkabı vb.ni vücuttan ayırmak, soymak. Gidermek. İlgisini keserek uzaklaştırmak. Boşaltmak. Öfke, hırs, acı vb.nin zararını çektirmek.

Vermek : Bitki ve ağaç, ürün üretmek. Sahip olmasını sağlamak. Ödemek. Kızı, kadını biriyle evlendirmek. Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak. Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek. Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Herhangi bir duruma yol açmak. Dayamak. Döndürmek, çevirmek, yöneltmek. Yaymak. Cinsel yönden kendisini kullandırmak. Ayırmak, harcamak. Hepsini herhangi bir duruma sokmak. Kazandırmak, katmak. Satmak. Ondan bilmek, atfetmek. Bırakmak veya bağışlamak. Tespit etmek. Bir şey üzerinde etki yapmak, biçimini değiştirmek. Doğurmak. Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek.

Patlayıcı : Patlama özelliği olan (madde).

Yıkmak : İnsan, hayvan veya ağaç devirmek. Yük indirmek. Yıkımına yol açmak, mahvına sebep olmak. Bir yana eğmek. Kurulu bir şeyi parçalayarak dağıtmak, bozmak, tahrip etmek. (-i, -e) mec. Herhangi bir suç, iş vb.ni birine yüklemek. Birine yüklemek.

Yay : Farklı amaçlarla çeşitli biçimlerde yapılmış olan esnek parça. Ok atmaya yarayan, iki ucu arasına kiriş gerilmiş, eğri ağaç veya metal çubuk. Keman, viyolonsel vb. çalgılarda sürterek titreşim yoluyla ses çıkarmaya yarayan parça. Bir çember üzerindeki iki nokta ile bu nokta arasındaki çember parçası. Zemberek. Bir eğriden alınan parça. Hallacın pamuk veya yünü atmak için tokmak yardımıyla kullandığı araç. Zodyak üzerinde Akrep ile Oğlak arasında bulunan takımyıldızın adı.

Ve : İki kelime veya iki cümle arasına girerek aralarında bir bağ olduğunu anlatan söz. Türk alfabesinin yirmi yedinci harfinin adı, okunuşu.

Ditmek : Elle çok küçük parçalara ayırmak. Yün, pamuk vb.ni tellere ayırarak kabartmak.

Kabartmak : Kabarmasını sağlamak, kabarmasına yol açmak. Toprağı tırmık, çapa vb. bir araçla karıştırmak, altüst etmek, yumuşatmak.

Çatlamak : Aşırı yemekten, içmekten, yorgunluktan, ağlamaktan ölecek duruma gelmek veya ölmek. Sıkıntı, sevinç, yalnızlık, heyecan, sabırsızlık, kıskançlık vb. ruhsal durumları aşırı derecede duymak. Ses pürüzlü, bozuk çıkmak. Bir yüzeyde kırışıklar, çizgiler oluşmak. Parçaları ayrılıp dağılmayacak bir biçimde yarılmak.

Yırtılmak : Yırtma işi yapılmak veya yırtma işine konu olmak. Çekinmesi, sıkılması kalmamak.

Yapışık : Bir yere yapışmış olan. Dokunan, değen. Fizyolojik yönden birbirlerine bağlı olarak doğan. Sürekli bir arada bulunan.

Ayrılmak : Bir yerden, bir kimseden, bir şeyden uzaklaşmak. Ayırma işine konu olmak. Boşanmak.

Kalp : Yalancı, kendine güvenilmeyen. Sevgi, gönül. Düzme, sahte, geçmez (para). Bir durumdan başka bir duruma çevirme, dönüştürme. Kalp hastalığı. İşe yaramaz, tembel. Duygu, his. Bir ülkenin, bir kuruluşun işleyiş, yönetim ve varlığını sürdürme bakımından en önde gelen yeri. Göğüs orta boşluğunda, iki akciğer arasında, vücudun her yanından gelen kirli kanı akciğerlere ve oradan gelen temiz kanı da vücuda dağıtan organ, yürek.

Nabız : Eğilim, düşünce, niyet. Kalp atışının sağladığı kan basıncından dolayı atardamarlara parmakla basıldığında duyulan vuru.

Çarpmak : Etkisiyle birdenbire hasta etmek. Kurnazlıkla ele geçirmek. Kalp, hızlı hızlı vurmak. Çekiciliğiyle etkilemek, şaşırtmak. Hızla değmek, vurmak. Biri çarpılan, öbürü çarpan denilen iki sayı verildiğinde çarpanı çarpılandaki birim kadar çoğaltarak çarpım adı verilen bir üçüncü sayıyı elde etmek, darp etmek. El çabukluğu ile çalmak, dolandırarak elde etmek. Varlığına inanılan bir gücün öfkesine uğramak.

Eksiltmek : Eksik duruma getirmek, sayısını azaltmak.

Göndermek : Bir kaynaktan çıkıp gelmek, ulaşmak. Yetki vererek gitmesini sağlamak. Bir yere doğru yola çıkarmak, yollamak, ulaşmasını, gitmesini sağlamak, irsal etmek. Araştırma, yazışma vb.nde kaynak kişiye veya esere işaret etmek, atıf yapmak. Yolcu etmek.

Yollamak : Göndermek.

Terk etmek : Salıvermek, vazgeçmek. bırakmak, ayrılmak. bakmamak, ihmal etmek.

Terk : Bakmama, ihmal etme. Vazgeçme. Bırakma, ayrılma.

Etmek : Küçük veya büyük abdestini yapmak. Bir işi yapmak. Eşit değer kazanmak. Bulmak, erişmek. Herhangi bir değerde olmak. Demek, söylemek. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Birini bir şeyden yoksun bırakmak. Kötülükte bulunmak.

Götürmek : Herhangi bir yiyeceği tek başına ve hızlı bir biçimde yemek. Taşımak, ulaştırmak veya koymak. Kaybolmasına, yok olmasına yol açmak. Dayanmak, katlanmak, tahammül etmek. Bir sonuca vardırmak. Tümüyle sahip olmak. Bir kimseyi bir yere kadar yanında yürütmek. Öldürmek. Haksız kazanç sağlamak, mal veya para sahibi olmak. Yerinden ayırıp uzağa atmak veya yok etmek. Birinin yanında yürüyüp ona bir yere kadar arkadaşlık etmek.

Söylemek : Önceden bildirmek, tahmin etmek. Düşündüğünü veya bildiğini sözle anlatmak. Sipariş etmek. Bir düşünceyi ileri sürmek, ortaya atmak. Türkü, şarkı vb. okumak. Haber vermek. Yapılmasını istemek. Yazmak, düzmek. Herhangi bir şeyi bildirmek, anlatmak, demek istemek, hatırlatmak.

Yalan : Uydurma. Yalancı kimse. Doğru olmayan, gerçeğe uymayan söz, kıtır.

Veya : Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz. Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut.

Abartmalı : Abartılı.

Söz : Bir konuyu yazılı veya sözlü olarak açıklamaya yarayan kelime dizisi. Bir düşünceyi eksiksiz olarak anlatan kelime dizisi, lakırtı, kelam, laf, kavil. Kesinlik kazanmayan haber, söylenti. Bir veya birkaç heceden oluşan ve anlamı olan ses birliği, kelime, sözcük. Müzik parçalarının yazılı metni, güfte. Bir işi yapacağını kesin olarak vadetme.

İçki : İçinde alkol bulunan içecek. Bu içeceği içme işi.

İçmek : Bir sıvıyı ağza alıp yutmak. İçki kullanmak. Bir şey, bir sıvıyı içine çekmek, emmek. Sigara, nargile vb.nin dumanını içe çekmek.

Atmak ile ilgili Cümleler

  • Sizi sevmiyorlar atmaktan başka bir iş bilmeyen insancıklar.
  • Tekrar asla yapmak istemediğim tek şey bir puantöre yumruk atmaktır.
  • Tabancayla, tüfekle atış yapmak istiyorum ayrıca öğretilirse pazartesi el bombası atmak istiyorum.
  • Ali eski video kaset çalarını atmak yerine satmaya çalıştı fakat hiç kimse onu almadı bu yüzden sonunda onu attı.
  • Her gün kahkaha atmakla ve ağlamakla çok meşgulüm bu yüzden ders çalışmak için zamanım yok.
  • Onun yüzüne tokat atmak yerine, ona tükürdü ve aşağılayarak uzaklaştı.
  • Yeni bir çalışma 65'ten daha büyük hastaların hastane kayıtlarının çoğunlukla yanlış olduğunu ortaya atmaktadır, bu durum ciddi tedavi hatalarına yol açabilir.
  • İnsanlar, ambalajlar ve gazlı içecek kutuları gibi çöplerini doğaya atmaktadırlar.
  • Yumurta atmak yumurtalar tarafından yapılan hasar 400 doları aşarsa bir suçtur.
  • Yakın tarihe göz atmak bu oyunu çözmeye yeter de artar bile değil mi?

Diğer dillerde Atmak anlamı nedir?

İngilizce'de Atmak ne demek? : v. throw, throw away, throw into, eject, give a kick, tell lies, cashier, cast, cast away, cast off, catapult, chuck, chuck away, chuck out, dart, dash, deliver, discharge, doff, drop, elbow out, elbow smb. out, eliminate, fabricate, fetch, fib

Fransızca'da Atmak : jeter, lancer, chasser, décocher, envoyer, éjecter, se décoller, (silah) tirer

Almanca'da Atmak : v. abschnellen, auswerfen, beilegen, einwerfen, fortschleudern, fortwerfen, lancieren, pfeffern, pochen, sohlen, verstoßen, werfen, zurückschlagen, zuschlagen

Rusça'da Atmak : v. бросать, кидать, швырять, швыряться, бросаться, выгонять, выселять, запускать, набрасывать, перебрасывать, сбрасывать, выбрасывать, стрелять, взрывать, толкать, чесать, биться, выкидывать, перекидывать, колотиться, плескать, подбрасывать, забрасывать, вышибать, метать, подкидывать