Yalan nedir, Yalan ne demek

"Yalan" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Yalanı en güzel kullanmış olanlar eski Şarklılardır." - A. Haşim
  • "Yalansın bizim oğlan."

Yerel Türkçe anlamı:

Yalancı: Adama garşı yalan çıktım.

Diğer sözlük anlamları:

Yalancı, vefasız, sözünde durmaz.

Yalan hakkında bilgiler

Yalan, herhangi bir kişi, topluluk veya kuruma, yanıltmak amacı güdülerek yapılmış olan rol veya doğru olmayan herhangi bir ifadedir. Daha yalın bir anlamda, yalan yanlış olduğu (doğru olmadığı) bilinmesine rağmen, üçüncü partinin (kişi, topluluk veya kurumun) doğru olarak algılamasını amaçlayan bir hareket veya ifadedir. Yalanın toplumda her zaman yakalanmamasının nedeni karşılıklı güven olarak ifade edilebilir. Genelde çoğu ahlâk geleneğince, yalan kötü olarak kabul edilse de, yalan ahlâkının etik içerisinde çok farklı boyutları vardır ve farklı durumlar içerisinde tartışılır. Zaman zaman bu tartışmalar sonucu, yalan her daim, kötü olarak sınıflandırılmayabilir: örneğin, bir kişinin hayatını kurtarmak için yalan söylemek gibi. Bununla birlikte genel olarak yalan tarih boyunca büyük bir ahlâksızlık, kötü bir hareket olarak görülmüştür. Yasal olarak yalanın tarifi ve getirileri de etikteki gibi farklıdır ve durumlara, yasalara ve yasal sistemlere göre büyük farklılık gösterir. Dinler tarihinde de yalanın çok önemli bir yeri vardır. Birçok din yalanı yasaklar örneğin, İbrahimi dinler yalanı günah sayarlar. Adli makamlar ve güç sahipleri yalanı sistemli şekilde yakalamak üzere çeşitli mekanizmalar geliştirmiştir. Bunlara örnek olarak kayıt sistemleri ve yalan makineleri sayılabilir. Yine de her zaman yalanı yakalamada başarılı olunduğunu söylemek güçtür. Örneğin stres durumlar yalan makinesinde yalan söylemiş gibi kalp atış hızı değişikliklerine yol açabilirler. Bazı kişiler karşısındakinin yalan söyleyip söylemediğini anladığına inanırlar. Ancak istatistiklere göre ortalama bir insanın karşısındakini %50 oranında yakalayabilmektedir. %90 doğruluğa yaklaşanlara ise ancak 1/10.000 oranlarında rastlanır. Yalan sadece insanlara özgü olmayıp hayvanlar dünyasında da yaşamda kalmak için kendini olduğundan farklı göstermek, başka birine veya ortama benzeme örnekleri yaygındır. Yalan söyleyen yakalanmadığı sürece yalanı uzun süre sürdürebilir. Ancak bu kendisi için bir ekstra bir yük teşkil eder.

 

Yalan ile ilgili Cümleler

 
  • Ali haberi yalanladı.
  • Yalan ortaya çıktı.
  • Sana bir daha yalan söylemeyeceğime söz veriyorum.
  • Neden onun yalancı olduğunu söylüyorsun?
  • Yalan insana şüphe verir, doğruysa inanç.
  • Ben o yalana izin vermeyeceğim.
  • Ali o haberi yalanladı.
  • Yalan söylediği için Mary kızını cezalandırdı.
  • Gerçekten Tom'a yalan söylemedin, değil mi?
  • Yalan konuşmadığımı ve yalan söylemeyi sevmediğimi siz biliyorsunuz ama bana oyun oynadıkça ve beni sinirlendirdikçe hiçbir zaman doğru konuşmayacağım.
  • Yalan konuşma öğretmen yalan konuşma.
  • Yalan koşullarınızı kabul etmiyorum.
  • Ali sınıfı hakkında yalan söyledi.
  • Yalan söyledi.

Yalan tanımı, anlamı:

Yalan atmak : Yalan söylemek.

Yalan çıkmak : Yalan olduğu anlaşılmak.

Yalan yere : Gerçeğe uygun olmayarak, doğru olmadığını bile bile.

Yalan yere yemin etmek : Gerçeğe uygun olmayarak, doğru olmadığını bile bile yemin etmek.

Yalana şerbetli olmak : Çekinmeden yalan söyleyebilmek.

Yalanı çıkmak : Bir kimsenin yalan söylediği anlaşılmak.

Yalanını yakalamak : Bir kimsenin yalan söylediğini anlamak.

Yalan dolan : Hile, aldatmaca. Gerçek dışı söylenen birçok söz.

Yalan dünya : Geçici, ölümlü hayat, yalancı dünya.

Yalan haber : Gerçek olmayan, uydurma haber.

Yalan makinesi : Suçluların suçlarını itiraf etmesi amacıyla özel olarak yapılmış makine. Çok kolay ve sık yalan söyleyebilen kimse.

Yalan yanlış : Üstünkörü, karmakarışık. Doğru, düzgün olmasına önem verilmeyerek. Gerçek olmayan, yanlış şeylerle dolu.

Beyaz yalan : Karşısındakini üzmemek veya zarar vermemek için söylenen masumca yalan.

Katmerli yalan : Üst üste söylenmiş yalanlar.

Kuyruklu yalan : Çok büyük yalan. Birkaç tane arka arkaya söylenen yalan.

Yalancı : Yalan söylemeyi huy edinmiş olan kimse. Gerçek olmayan, gerçeğe benzetilmiş.

Yalancı akasya : Akasya.

Yalancı ayak : Bir hücreli hayvanlarda hareket ve beslenmeye yarayan protoplazma uzantısı.

Yalancı biber : Akdeniz ülkelerinde süs ağacı olarak yetiştirilen, 5-10 metre yüksekliğinde, kışın yaprak dökmeyen bir ağaççık (Schimus mollis).

Yalancı cep : Ceket, yelek vb.nde cebin olması gereken yerde bulunan dikili kapak.

Yalancı çıkarmak : Birinin yalan söylediğini ortaya koymak veya yalan söylememesini sağlamak.

Yalancı çıkmak : Sözünü yerine getirememek. bilmeyerek yalan söylemiş bulunmak. yalan söylediği anlaşılmak.

Yalancı dolma : Biber, patlıcan, asma yaprağı gibi sebzelerle yapılan, kıymasız, zeytinyağlı dolma.

Yalancı dünya : Yalan dünya.

Yalancı gebelik : Kadının gebe olmamasına karşın gebelik belirtilerini duyumsaması.

Yalancı ilaç : Hastanın ilaç olarak kabul etmesi için görünüşü tıpatıp ilaca benzetilerek içinde etken madde olmadan hazırlanan, hastayı ruhsal açıdan rahatlatma amacıyla kullanılan bir ürün.

Yalancı meyve : Meyve görünümünde yapılmış süs eşyası.

Yalancı öd ağacı : Kalembek.

Yalancı pehlivan : Yapamayacağı bir işi yapabilecekmiş gibi görünen kimse.

Yalancı safran : Birleşikgillerden, çiçekleri safrana benzeyen bir bitki, papağanyemi, aspur (Carthamus tinctorius).

Yalancı şahit : Yalancı tanık.

Yalancı şöhret : Birdenbire ün kazanmış kimse.

Yalancı tanık : Bilgisine başvurulduğunda doğruyu söylemeyen kişi, yalancı şahit.

Yalancı taş : Değerli taşların camdan yapılmış taklidi.

Yalancıktan : Yalandan.

Yalancılık : Yalancı olma durumu, yalan söyleme huyu. Yalan söz söyleme.

Yalancının evi yanmış kimse inanmamış : "yalan söylemeyi huy edinen kimsenin sözlerine, gerçeği söylediği zaman bile inanılmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Yalancının mumu yatsıya kadar yanar : "söylenen söz yalansa durum çok geçmeden anlaşılır" anlamında kullanılan bir söz.

Yalancısı olmak : Doğruluğu bilinmeyen bir bilgiyi başkasından duyup iletmek.

Yalandan : Gerçek olmayarak, yapmacık bir biçimde, oyun olsun diye, yalancıktan, sureta. Gösteriş olsun diye, özen göstermeden, önem vermeyerek, üstünkörü.

Yalanış : Yalanma işi.

Yalanlama : Yalanlamak işi.

Yalanlamak : Haber veya sözün gerçek olmadığını bildirmek, yalan olduğunu açıklamak, tekzip etmek.

Yalanlanma : Yalanlanmak işi.

Yalanlanmak : Yalanlama işi yapılmak veya yalanlama işine konu olmak.

Yalanma : Yalanmak işi.

Yalanmak : Kendini yalamak. Yalama işi yapılmak veya yalama işine konu olmak.

Yalansız : Doğru bir biçimde. İçinde yalan olmayan.

Ağlarsa anam ağlar gayrısı yalan ağlar : "insanın sıkıntısını yürekten paylaşan yalnızca annesidir, diğerlerinin üzülmesi yüzeyseldir" anlamında kullanılan bir söz.

Ardıcın közü olmaz yalancının sözü olmaz : "ardıç ağacının ateşi çabuk geçer, kül olur; yalancının sözü de böyledir, ona da güvenilmez" anlamında kullanılan bir söz.

Arife günü yalan söyleyenin bayram günü yüzü kara çıkar : "bir sözün yalan olduğu çabuk anlaşılır ve söyleyen toplum içinde utanılacak bir duruma düşer" anlamında kullanılan bir söz.

Bir ayak üstünde bin yalan söylemek : Çok kısa sürede pek çok yalan söylemek.

Bir ayak üstünde kırk yalanın belini bükmek : Çok kısa sürede pek çok yalan söylemek.

Dünya tükenir yalan tükenmez : "dünyada çok sayıda yalancı vardır, bunları huylarından vazgeçirmek de imkânsızdır" anlamında kullanılan bir söz.

Mal da yalan mülk de yalan var biraz da sen oyalan : "bu dünya gelip geçicidir, mala mülke fazla değer vermemek gerekir" anlamında kullanılan bir söz.

Sana yalan bana gerçek : "söylediğim şeyi sen bilmiyorsun ancak doğrudur, ben biliyorum" anlamında kullanılan bir söz.

Kıtır : Patlamış mısır. Minderin sertleşmesini sağlayan içindeki saman parçaları. Yalan.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Uydurma : Uydurmak işi. Yeni bir biçim verilmiş. Şişirme haber. Gerçek dışı, uydurulmuş olan, yalan, sahte, asılsız, düzme.

Kişi : Erkek. Çekimli fiillerde ve zamirlerde konuşan, dinleyen, sözü edilen varlık, şahıs. Eş, koca. Kadın veya erkeğe verilen genel ad, şahıs, zat, nefer. Oyun, roman, hikâye vb.nde yer alan kimse.

Topluluk : Müzik eserlerini birden fazla ses veya sazla seslendirmek için oluşturulan grup, ansambl. Aynı türden canlıların bir araya gelmesiyle oluşan küme. Vücudun dolgun olma durumu. Sanatçı grubu. Aynı yerde bulunan insan kalabalığı. Nitelikleri bakımından bir bütün oluşturan kimselerin hepsi, toplum, camia, cemiyet.

Kuruma : Kurumak işi. Boyanın çözücüsünün buharlaşması veya bağlayıcısının kimyasal tepkime gibi çeşitli yollarla sert bir film oluşması.

Yanıltmak : Yanılmasına yol açmak.

Yalan ant : Bilgisini dinlemeye yetkili bir memur ya da kurul önünde gerçeğe aykırı olarak andiçme.

Yalan bezemek : Yalan uydurmak.

Yalan çıkarmak : Yalan isnadetmek.

Yalan eylemek : Yalancı çıkarmak.

Yalan kılmak : Yalanlamak, tekzip etmek.

Yalan tanıklık vermek : Yalancı şahitlik yapmak, yalan şahadette bulunmak.

Yalan yağşış : Yalan yanlış, gelişigüzel.

Yalan yapıldak : Uydurarak: Yalan yapıldak konuşma

Yalan yarıştırması : Masal.

Yalanbiçimli : Yabancı, başka bir mineralin dış biçimini alan mineral.

Diğer dillerde Yalan anlamı nedir?

İngilizce'de Yalan ne demek? : adj. hollow, made up, mendacious, quack, telltale, untrue, untruthful

n. deceit, fabrication, falsehood, falseness, fib, flam, gammon, invention, lie, plumper, prevarication, sham, shave, tale, taradiddle, tarradiddle, untruth

v. lick one's lips

Fransızca'da Yalan : faux/fausse, mensonger/ère

Almanca'da Yalan : n. Ausrede, Lug, Lüge, Unwahrheit

adj. erlogen, erstunken, unwahr, unwahrhaftig

Rusça'da Yalan : n. ложь (F), неправда (F), ложность (F), обман (M), вранье (N), вымысел (M), выдумка (F), лживость (F), враки {разг.} (PL)

adj. ложный, лживый