İsti nedir, İsti ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Sıcak, kaynar.

Sabibi.

[Bakınız: isdi].

Sıcak rüzgâr.

İsti ile ilgili Cümleler

  • Sadece yerli Amerikalıları görmek için Amazon ormanını ziyaret etmek istiyorum.
  • “Kim bilir, bu erkek, kadınların zaafı ile göğsünü gere gere kaç kere istihza etmiştir.”
  • İstifa etmen için hiçbir neden yok.
  • “İstihareye yatmazsın / Doğruca yola girmezsin”
  • “Düşmanın tahrip ettiği raylar ve traversleri balyoz, çekiç yerine istimal ettik.”
  • İstiridye sevmem.
  • “İlk heves günleri istisna edilirse beni sever bile görünmeye kalkışmadı.”
  • “Hâlbuki onlar, işte bu saflığı istismar ediyorlar, bütün düşünceleri seni kullanmak, o kadar.”
  • “Sevgilimizi bazen de gürültülü bir neşe istila ederdi.”
  • “Bizden evvelki zamanların tarihleri ekseriyetle indi vesikalara istinat etmiştir.”
  • Onun yaraları et yiyen kurtçuklarla istila edildi.
  • Burada onlar için olmak istiyoruz.
  • Ben bir mavi, bir kırmızı ve bir siyah kurşunkalem istiyorum.
  • Ali yardım etmek istiyor ama nasıl yapacağından tam olarak emin değil.
  • “Hicaz'a gitmiş, Beytullah'a yüz sürerek tövbe ve istiğfar etmişti.”
  • “Manav Rahmi marullarını ta tavana kadar istif etmiş, aralarına yer yer domatesler sıkıştırmış.”
  • İstifa etmek istiyor musun?
  • “Kulüpten istifa etmiş, bir daha hiç kumar oynamak istemediğini söylüyor.”
  • “Gemi istim üstünde, kalkması yakın. Demir almak için süvari bekleniyordu.”
  • Bu kutuyu buraya bırakmak istiyorum.
  • “Biz yağmur birikintilerinden istifade etmiştik.”
  • İstiyorsan gelebilirsin.
  • “Şahin Efendi, bu saygısız misafiri artık açıktan açığa istiskal ediyordu.”
  • Hindistan'da yaşamak istiyorum.
  • Genç kız Nicki Minaj gibi ünlü olmak istiyor.
  • “Son otuz senede tarihe nasıl bir istikamet verdiğimizi görüyorum.”
  • “Hercümerç ettiğin edvara da yetmez o kitap / Seni ancak ebediyetler eder istiap”
  • “Beni sen istintak edecek değilsin.”
  • “Dünyaya ferman okuduğumuz çağlarda zapt ettiğimiz yerleri öylesine istismar etmek aklımızdan geçmemiş.”
  • İstiyorsanız gelebilirsiniz.
  • “Vuslat, sofada misafirleri istikbal etti.”
  • “Fasih, içini çekti, mukaddes bir taş heykelden istimdat eden bir biçare tavrını aldı.”
  • “Adamcağız o akşam, arkasından bir bisiklet çıngırağı duymuş fakat istifini bozmamıştı.”
 

İsti ile ilgili Atasözü veya Deyim

(birini) istihdam etmek : bir işte, bir görevde kullanmak.

fırsattan istifade etmek : ele geçirilen imkân veya durumdan en iyi biçimde yararlanmak.

istiane etmek : yardım istemek.

istiap etmek : içine almak, sığdırmak.

istibat etmek : uzaksamak, ıraksamak.

istical etmek : ivmek, acele etmek.

isticar etmek : kiralamak.

istidlal etmek : kanıtlara dayanarak bir sonuca varmak.

istif etmek : yıkılmayacak bir biçimde, düzgünce yerleştirmek.

istifa etmek : işinden çekilmek.

istifade etmek : yararlanmak.

istifayı basmak : herhangi bir sebeple görevinden ani bir kararla çekilmek.

istifini bozmamak : aldırış etmeyip durum ve davranışını değiştirmemek.

 

istifra etmek : kusmak.

istiğfar etmek : tövbe etmek.

istihale etmek : biçim değiştirmek başkalaşmak.

istihareye yatmak : girişilecek bir işin hayırlı olup olmadığını göreceği rüyadan anlamak için abdest alıp dua okuyarak uyumak.

istihbar etmek : haber almak, duymak, öğrenmek.

istihdaf etmek : amaçlamak.

istihfaf etmek : küçümsemek, hor görmek, hafifsemek.

istihkar etmek : hor görmek, aşağılamak.

istihlak etmek : tüketmek.

istihraç etmek : sonuç çıkarmak.

istihsal etmek : elde etmek üretmek.

istihza etmek : alay etmek, alaya almak.

istikamet vermek : yön vermek, yöneltmek.

istikbal etmek : karşılamak.

istikrah etmek : tiksinmek, iğrenmek.

istikrar bulmak : karar kılmak yerleşmek.

istikraz etmek : borçlanmak.

istila etmek : bir ülkeyi silah gücüyle ele geçirmek yayılmak, kaplamak, sarmak, bürümek.

istilzam etmek : gerekli bulmak.

istim arkadan gelsin : islim arkadan gelsin.

istim üstünde olmak : buharla işleyen araçlar kalkmaya hazır duruma gelmek Mecaz anlamı hemen gidecek durumda bulunmak.

istimal etmek : kullanmak.

istimdat etmek : yardıma çağırmak, yardım istemek.

istimlak etmek : kamulaştırmak.

istimzaç etmek : sormak, yoklamak.

istinat etmek : dayanmak, yaslanmak.

istinga etmek : yelkenleri toplamak.

istinkaf etmek : çekinmek, geri durmak, sakınmak.

istinsah etmek : yazma bir eseri el yazısıyla kopyalamak.

istintaç etmek : sonuç çıkarmak.

istintak etmek : sorguya çekmek.

istirahat etmek : dinlenmek.

istirham etmek : yalvarmak, dilemek, rica etmek.

istirhamda bulunmak : istirham etmek.

istiskal etmek : hoşnutsuzluğunu belli ederek soğuk davranmak.

istismar etmek : işletmek, yararlanmak birinin iyi niyetini kötüye kullanmak sömürmek.

istisna etmek : ayrı tutmak, dışarıda bırakmak.

istişare etmek : danışmak.

istizah etmek : sorulan soruya açıklayıcı bilgi istemek, bir sorunun açıklanmasını istemek.

istizan etmek (veya eylemek) : yetki istemek, izin istemek.

sardalya gibi istif olmak : bir yerde çok kalabalık ve sıkışık bulunmak.

İsti anlamı, kısaca tanımı

Beraati istihlal : (Divan edebiyatı terimi) (Söz sanatı terimi) Bir yazıya başlarken konunun ne olacağına işaret eden ilk sözler ki buna iptida veya hüsnü iptida da denir

Blok istif : Kenarları düzeltilmemiş tahtaların biçilme sıraları bozulmadan ve tomruğu andıran biçimde, aralarına çıtalar konularak üst üste dizilmeleri.

Destekleme ve fiyat istikrar fonu : Türkiye’de ülke ekonomisi için üretim, dışsatım ve işlendirme bakımından önemli görülen kesimleri desteklemek ve tarımsal girdilere sübvansiyon sağlamak amacıyla oluşturulan; kaynağı çeşitli malların dışsatımı FOB değeri ve dışalım malları CIF değeri üzerinden yapılan kesintiler olan ve 1980 yılında kurulan bütçe içi fon.

Düşey istif : Tahta ya da kalasların düşey konumda yan yana getirildiği bir kereste dizme yöntemi.

Hastalık istidatı : Diyatezis.

Heteredoks istikrar programları : Enflasyonu kısa sürede düşürmek ve enflasyon beklentilerini kırmak amacıyla para ve maliye politikalarına ek olarak döviz kuru çapası, gelirler politikası ya da fiyat denetimlerinden birini veya birkaçını içeren istikrar politikası.

İktisadi istikrar : Bir ekonomide fiyatlar genel düzeyi, işlendirme hacmi, ödemeler bilânçosu, faiz oranları ve döviz kurları gibi değişkenlerin kararlı bir dengede olduğu, iç veya dış faktörler nedeniyle önemli değişikliklerin gerçekleşmesinin beklenmediği durum.

İktisadi istikrar önlemleri : Ekonomide istikrarı sağlamak amacıyla hükümetlerin aldığı kararlar bütünü.

İsti gömlek : Dış fanila, frenkgömleği.

İstibdal : Değiştirme, değişme.

İstici : Dilenci.

İstidam : Hamam.

İstidatlılık : Yeteneklilik.

İstif çıtası : Kurutmak ya da bekletmek amacı ile üst üste dizilen tahta, kalas, tabla ve benzerleri gereçler arasına konulan belli ölçü ve biçimdeki ağaç parça.

İstifa : Kendi isteğiyle işten veya bir hizmetten ayrılma. İşten ayrılma isteğini bildiren dilekçe. İstifrâ.

İstifacı : Kendi yararını düşünen, çıkarcı.

İstifan : Fes.

İstifil olmak : Anlaşmak, hesaplaşmak, yüzleşmek.

İstifleniş : İstiflenme işi.

İstiflenme : İstiflenmek işi.

İstifleyebilme : İstifleyebilmek işi.

İstifleyebilmek : İstifleme imkânı veya olasılığı bulunmak.

İstifleyiş : İstifleme işi.

İstigel taşı : Tabaklarca derileri temizlemekte ve düzeltmekte kullanılan bir çeşit araç.

İstihdam eden : Çalışma yardımcısı kullanan (Borçlar Yasası, 55).

İstihkam : Düşman saldırısını durdurmak, düşmana karşı savunma yapmak amacıyla düzenlenmiş yer. İstihkâm işleriyle uğraşma, istihkâmcılık.

İstihkam sınıfı : Savaşan birliklerin saldırısını kolaylaştıran, savunma gücünü artıran, yapı işleriyle uğraşan teknik askeri sınıf.

İstihkamcı : İstihkâm sınıfında olan kimse.

İstihkamcılık : İstihkâmcının yaptığı iş.

İstihlaf : Ardıl (halef) olma.

İstihsal vasıtaları : Su ürünlerinin istihsalinde kullanılan gemilerle her türlü malzeme, alet, teçhizat, edevat, yemler, takım ve tesisler.

İstihsal yerleri : Su ürünlerinin yetiştirildiği veya doğal olarak ürediği, avlanma, üretim, yetiştirme ve istihsal yapılmak üzere içinde veya üzerinde herhangi bir istihsal vasıtasının veya tesisinin kurulabildiği, kullanılabildiği su alanları.

İstihzasız : İstihzası olmayan.

İstikak : Topuk çalma.

İstikan : [Bakınız: istiken]. Su bardağı. Bardak. Çay bardağı, fincan. [Bakınız: iskan].

İstikar : Tabaklarca derileri temizlemekte ve düzeltmekte kullanılan bir çeşit araç.

İstikar kundağı : Deri parlatmaya yarayan bıçağın tahta sapı.

İstikel : Tabaklarca derileri temizlemekte ve düzeltmekte kullanılan bir çeşit araç.

İstiken : Çay bardağı, fincan: Bir istiken çay ver.

İstiklalbağı : Eskişehir kenti, Sivrihisar ilçesi, merkez bucağına bağlı bir bölge.

İstikrar bozucu spekülasyon : Spekülasyonun olduğu bir piyasada fiyat dalgalanmalarının artmasına neden olan spekülasyon.

İstikrar çözümlemesi : Bir iktisadi sistemde değişkenler denge durumlarından saptığında, bunların zaman içinde eski dengelerine yönelmelerinin ya da bu noktalardan uzaklaşmalarının çözümlenmesi.

İstikrar önlemleri : İktisadi istikrarı sağlamaya yönelik olarak uygulamaya konan araç ve düzenlemeler bütünü.

İstikrar politikası : İktisadi istikrarı sağlamaya yönelik olarak uygulanan iktisat politikası.

İstikrar sağlayıcı spekülasyon : Spekülasyonun olduğu bir piyasada fiyat dalgalanmalarının azalmasına neden olan spekülasyon.

İstikrarlı para : Satın alma gücünü zaman içinde koruyan para.

İstikrarlıca : Dengelice.

İstikrarsızca : Dengesizce.

İstikrarsızlık : İstikrarsız olma durumu, dengesizlik, kararsızlık.

İstil : İnce traş bıçağını bilemeye yarayan araç.

İstilar : Direk.

İstilli : Düzce kenti, merkez ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.

İstimlenmiş kemik unu : Bozuk olmayan kemiklerin basınç altında buharla pişirilerek sterilize edilip kurutulup öğütülmesiyle elde edilen; yağ, jelatin ve et lifleri ayrılmış veya ayrılmamış olabilen; kalsiyum ve fosfor miktarları etiketinde bildirilmesi gereken bir ürün.

İstinatgah : Dayanacak, güvenecek, sığınacak yer, dayanak.

İstinga basmak : Balık sürülerinin etrafını ağla çevreledikten sonra balıkların kaçmalarını önlemek için ağı alttan büzmek amacıyla istiğna halatının toplanması işlemi.

İstinga halatı : Gırgır ağlarında ağın altının kapatılmasına yarayan ve mapaların içinden geçen 14-16 mm kalınlıkta olan çelik tel.

İstinkaf : Çekinme, geri durma, sakınma.

İstiot : Karabiber.

İstip : Araba tekerleğinin demir çemberi. Araba tekerleğinin ağaç çemberi.

İstipi : Gemi kalafatında kullanılan didilmiş kendir, üstüpü.

İstipis : Ekşimiş çorba.

İstipis olmak : Yemek ekşimek, bozulmak.

İstira : Tabaklarca derileri temizlemekte ve düzeltmekte kullanılan bir çeşit araç.

İstirahat zar potansiyeli : Bir uyaran olmaksızın, uyarılabilen bir hücre zarının iç ve dışı arasındaki voltaj farkı, sükun potansiyeli.

İstiran : Dayanma, destek duvarı.

İstirani : Teknelerdeki hamuru kazımaya yarayan araç.

İstirat : İstirahat.

İstirdad : Geri alma.

İstiriç : Bir çeşit meşe.

İstiridye avcısı : Yağmur kuşları (Charadriiformes) takımının yağmur kuşugiller (Charadriidae) familyasından, 42 cm kadar uzunlukta, gagaları ve ayakları kırmızı, Avrupa, Asya, Kuzey Afrika ve Avustralya'da yaşayan, göçmen bir kuş.

İstiridye boyu : Sol taraftaki büyük kabuğun, baştaki tepe noktasından dikey olarak inen çap uzunluğu.

İstiridye kabuğu unu : Beğenilen ve geçerli bir kalsiyum karbonat kaynağı olan, kalsiyum oranı % 33 den aşağı olmaması gereken bir ürün.

İstiridye kabukları : Midye-istiridye kabukları.

İstiridyeler : Kabuklarını açıp kapatarak yüzebilen, üst kapağı bir kapak gibi vücudu örten ve büyük olan alt kapağıyla zemine yapışan, genellikle koloniler hâlinde bir araya gelerek setler oluşturan, yenilen ve yetiştiriciliği yapılan türleri de olan bir familya.

İstirpe : Kibrit.

İstiska : Hidrops asites.

İstisnalı : İstisnası olan.

İstisnasızca : İstisnasız bir biçimde.

İstisnasızlık : İstisnasız olma durumu.

İstiyici : Dilenci.

İstizin : Dantron.

Klasik kafes istirahati : Parçaların deplase olmadığı basit kırıklarda, kemikte belirgin bir bozukluk oluşmadığı durumlarda ve özellikle de raşitik hayvanlarda görülen yaş ağaç kırıklarında ve açılanma oluşmamış kırık olgularında, kedi ve köpeğin en az iki hafta süreyle genişçe bir kafeste veya fazla hareket etmeyecek bir oda ortamında muhafaza edilmesi.

Mali istikrar : Mali altyapının ve piyasaların dengede olduğu, mali krizlerin çıkma olasılığının enaza indirildiği durum.

Medeni haklardan istifade ehliyyeti : Hak yeteneği (Rechtsfaehigkeit).

Midye istiridye kabukları : Midye ve istiridye kabuklarının öğütülmesiyle elde edilen, yapısında % 98-99 oranında kalsiyum karbonat bulunan, en az % 35 kalsiyum içermesi gereken doğal yem, istiridye kabukları.

Ortodoks istikrar programı : Enflasyonu düşürmek ve enflasyon beklentilerini kırmak amacıyla daraltıcı para ve maliye politikaları uygulanmasını içeren istikrar politikası.

Sandık istif : Kenarları düzeltilen tahtaların, aralarına istif çıtası konularak üst üste dizilmiş hali.

Sık istiflenme : Bir kristal yapıda atomların, verilen bir hacim içinde en fazla sayıda kullanacak şekilde düzenlenmesi. Yüzey merkezli kübik sistem ve düzgün sekiz yüzlü kübik sistemde atomlar sık istiflenmiştir.

Su ürünleri istihsali : Su ürünleri üretimi.

Vergi istisnası : Vergiye tabi olması gereken bir iktisadi etkinliğin ya da gelirin kısmen veya tamamen vergi dışı bırakılması.

Yıllık istihsal : Yıllık üretim.

Balık istifi : Çok sıkışık olarak bir yere dolmuş (insanlar).

İstiane : Yardım isteme.

İstiap : İçine alma, sığdırma.

İstiap haddi : Deniz, kara ve hava taşıtlarının yük ve yolcu miktarlarını belirleyen sınır.

İstiare : Ödünç, borç veya eğreti alma, ödünçleme. Bir şeyi anlatmak için ona benzetilen başka bir şeyin adını eğreti olarak kullanma, eğretileme.

İstibat : Olmasını uzak görme, imkân vermeme, uzaksama, ıraksama.

İstibdat : Uyruklarına hiçbir hak ve özgürlük tanımayan sınırsız monarşi, despotluk, despotizm.

İstical : İvedilik, acele etme, müstaceliyet.

İsticar : Kira ile tutma, kiralama.

İsticvap : Sorgulama.

İstida : Dilekçe.

İstidaname : Resmî bir makama yazılan dilekçe yazısı.

İstidat : Yetenek.

İstidatlı : Yetenekli.

İstidatsız : Yeteneksiz.

İstidatsızlık : Yeteneksizlik.

İstidlal : Bir konuda kanıtlara dayanarak sonuç çıkarma. Çıkarım.

İstif : Eşya veya başka nesnelerin düzgün bir biçimde üst üste konulmasıyla oluşan yığın. Kereste, tahta vb. ağaç ürünlerini kurutmak veya bekletmek amacı ile belirli düzenlerde üst üste dizerek yapılmış olan yığın.

İstifade : Yararlanma.

İstifaname : Bir görevden kendi isteğiyle ayrıldığını belirten dilekçe, istifa.

İstifçi : Malları, eşyayı istif eden görevli. Stokçu.

İstifçilik : İstifçinin yaptığı iş. İleride bulunmayacağı veya pahalılaşacağı düşüncesiyle çok mal yığarak piyasada sıkıntıya yol açma, stokçuluk.

İstifham : Soru.

İstifleme : İstiflemek işi.

İstiflemek : Düzgün bir biçimde üst üste yığmak. Stok etmek.

İstiflenmek : İstifleme işi yapılmak.

İstifra : Kusma.

İstifsar : Bir şeyin açıklanmasını, aydınlığa kavuşmasını isteme, anlamaya çalışma, sorma.

İstifsarıhatır : Hâl hatır sorma.

İstiğfar : Tanrı'dan suçlarının bağışlanmasını dileme. Tövbe etme.

İstiğna : Önerilen bir işe karşı nazlanma, nazlı davranma. Doygunluk, gönül tokluğu.

İstiğrak : Dalınç.

İstihale : Biçim değiştirme. Başkalaşma. Başkalaşım.

İstihare : Girişilecek bir işin hayırlı olup olmadığını rüyadan anlamak için abdest alıp dua okuyarak uyuma.

İstihbar : Haber ve bilgi alma. Duyma. Öğrenme.

İstihbarat : Yeni öğrenilen bilgiler, haberler, duyumlar. Bilgi toplama, haber alma.

İstihbarat dairesi : Haber alma dairesi.

İstihbarat servisi : Haber alma işlerini yürüten iş yeri.

İstihdaf : Amaçlama, hedef alma.

İstihdam : Bir görevde, bir işte kullanma.

İstihfaf : Küçümseme, hor görme, hafifseme.

İstihkak : Hakkı olma, hak kazanma. Hak ediş.

İstihkar : Hor görme, aşağılama.

İstihlak : Tüketim.

İstihraç : Çıkarsama.

İstihsal : Elde etme. Üretim.

İstihza : Gizli veya kinayeli bir biçimde alay.

İstihzalı : İstihzası olan.

İstihzar : Hazırlama. Hatırlama, anımsama.

İstika : Ayakkabıların altını parlatmak için kunduracıların kullandığı kemik, isteka.

İstikamet : Doğrultu.

İstikbal : Gelecek. Karşılama.

İstiklal : Bağımsızlık.

İstiklal marşı : Mehmet Akif Ersoy'un sözlerini yazdığı, Zeki Üngör'ün bestelediği 12 Mart 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından oy birliğiyle kabul edilen, Türkiye Cumhuriyeti'nin millî marşı.

İstikra : Tümevarım.

İstikrah : Tiksinme, iğrenme.

İstikrar : Aynı kararda, biçimde sürme, kararlılık, stabilizasyon. Yerleşme, oturma, stabilizasyon. Ödemeler dengesinde, istihdamda düzen, stabilizasyon. Denge, stabilizasyon.

İstikrarlı : Dengeli.

İstikrarlılık : İstikrarlı olma durumu.

İstikrarsız : Dengesiz.

İstikraz : Borçlanma.

İstikşaf : Araştırma. Açınsama.

İstila : Bir ülkeyi silah gücüyle ele geçirme. Yayılma, kaplama, sarma, bürüme.

İstilacı : İstila eden (kimse, devlet).

İstilacılık : İstilacı olma durumu.

İstilzam : Gerektirme.

İstim : İslim.

İstimal : Kullanma.

İstimara : Ölçme, değerlendirme. Bir kabın hacmini veya alabileceği miktarı hesaplama.

İstimator : Gümrüklerde mallara değer biçen görevli.

İstimbot : Çatana.

İstimdat : Yardım isteme, yardıma çağırma.

İstimlak : Kamulaştırma.

İstimna : Mastürbasyon.

İstimrar : Sürüp gitme, süreklilik.

İstimzaç : Bir kimsenin huyunu, kişiliğini tanımak için araştırma. Sorma, yoklama.

İstinabe : Davanın görülmekte olduğu mahkemeye gönderilmek için başka bir yerde bulunan bir tanığın oradaki mahkeme tarafından ifadesinin alınması.

İstinaden : Bir görüşe, bir düşünceye dayanarak, güvenerek.

İstinaf : Mahkemenin verdiği kararı kabul etmeyerek bir üst mahkemeye götürme.

İstinaf mahkemesi : Sulh ve asliye mahkemeleri vb. ilk derece mahkemeler ile temyiz mahkemeleri arasında yer alan ikinci derecede yüksek mahkeme.

İstinas : Alışma.

İstinat : Dayanma, yaslanma. Bir şeyi kanıt sayma. Güvenme, kuvvet alma.

İstinat duvarı : Toprak veya yapının kaymasını önlemek için yapılan, direnç sağlayan duvar.

İstinga : Yelkenleri toplamak için kullanılan halat.

İstinsah : Yazma bir eseri el yazısıyla kopyalama.

İstintaç : Sonuç çıkarma. Bir büyük önermeden küçüğe ve sonurguya, yasalardan olaylara, nedenden sonuca giderek sonuç çıkarma.

İstintak : Sorgu. Sorguya çekme.

İstirahat : Dinlenme, rahat etme.

İstirdat : Geri alma. Bir yeri yeniden ele geçirme, geri alma, kurtarma.

İstirham : Yalvarma, merhamet dileme.

İstiridye : Yassı solungaçlılar sınıfından, ılıman ve sıcak denizlerde yaşayan, güçlü kaslarla birbiri üzerine kapanan iki çeneti olan, eti beğenilen bir deniz yumuşakçası (Ostrea edulis).

İstiskal : Soğuk davranışlarla hoşlanmadığını belli etme.

İstismar : Birinin iyi niyetini kötüye kullanma. Sömürme.

İstismarcı : Birinin iyi niyetini kötüye kullanan (kimse). Sömürücü.

İstismarcılık : İstismarcı olma durumu.

İstisna : Bir kimse ya da bir şeyi benzerlerinden ayrı tutma. Kural dışılık. Ayrı tutulan kimse veya şey.

İstisnai : Ayrıklı.

İstisnasız : İstisnası olmadan, ayrıksız, ayrıcasız, bilaistisna.

İstişare : Danışma.

İstişare heyeti : Danışma kurulu.

İstitrat : Sırası gelmişken söylenen söz. Anlatıma eklenmesi istenen söz.

İstiva : Birden çok şeyin birbirine eşit ve denk olması.

İstiva hattı : Ekvator.

İstizah : Herhangi bir konuda açıklayıcı bilgi isteme, bir sorunun açıklanmasını isteme. Gensoru.

İstizan : Yetki isteme, izin isteme.

Temsili istiare : Alegorik anlatım.

Diğer dillerde İsteyişli fiil anlamı nedir?

Fransızca'da İsteyişli fiil nedir ? : verbe désidératif ou méditatif