Leading türkçesi Leading nedir

  • Önemli.
  • Ana.
  • Kurşun çerçeve.
  • Öncülük eden.
  • Yol gösterme.
  • Önde olan.
  • Rehberlik.
  • Başlıca.
  • En önemli.
  • İma.
  • Temel.
  • Kılavuzluk eden.
  • Kılavuzluk.
  • İleri gelen.
  • Satır aralığı.
  • Yol gösteren.
  • Yöneten.
  • Kurşun kaplama.

Leading ile ilgili cümleler

English: Dr. Jackson is one of the leading cardiologists in Boston.
Turkish: Doktor Jackson Boston'da önde gelen kardiyologlardan biri.

English: Ali is leading Mary astray.
Turkish: Ali Mary'yi ayartıyor.

English: China is the world's leading producer of rice.
Turkish: Çin dünyanın önde gelen pirinç üreticisidir.

English: A leading specialist was brought in to authenticate the painting.
Turkish: Önde gelen bir uzman resmi tasdik etmek için içeriye getirildi.

English: Bob will play the leading role for the first time in the next school festival.
Turkish: Bob gelecek okul festivalinde ilk kez başrol oynayacak.

Leading ingilizcede ne demek, Leading nerede nasıl kullanılır?

Leading article : Başyazı. Başmakale. Müşteri çekici ucuz mal.

Leading axle : Ön aks kılavuz dingil. Kılavuz dingil. Kılavuz boji. Ön aks.

Leading case : Emsal hüküm. Emsal oluşturan olay. Emsal karar. İçtihat. Örnek dava.

Leading character : Önce gelen karakter. Öncü damga.

Leading characters : Önce gelen karakterler. Önde gelen karakterler.

 

Leading in cable : Giriş kablosu. Abone giriş kablosu.

Leading lady : Başrol oynayan kadın. Başrol oyuncusu kadı. Kadın başrol oyuncusu. Başrol oyuncusu kadın. Başroldeki kadın.

Leading current : Evresi önde akım. Ön akım.

Leading edge of a pulse : Darbenin ön kenarı.

Leading indicator : Baş gösterge. (ekonomi) baş gösterge. Bir ekonominin gidişatını tarihsel olarak öngören değişken (ekonomik yavaşlama öncesi azalır ve ekonomik büyüme dönemi öncesi yükselir). Öncü gösterge.

İngilizce Leading Türkçe anlamı, Leading eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Leading ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Fore : Ön. Başa doğru. İlk. Önde. Ön taraftaki. Öndeki. Baş taraf. Pruva. Başta.

Magnate : Sanayici. Fabrikatör. Sermayedar. Büyük adam. Patron. Kodaman. Nüfuzlu kimse. Büyük işadamı.

Stellar : Yıldızlara ait. Gösterişli. Yıldız ile ilgili. Cafcaflı. Yıldız gibi. Yıldızlarla ilgili. Mükemmel.

Top line : Üstün nitelikli. Kaliteli. Mantar yaka. Toplam gelirler. Seçkin.

Presiders : Başı çeken. Başkanlık eden.

Big time : En yüksek düzey. Hem de nasıl. Yüksek rütbeli. Büyük bir başarı. Fena halde. Bir toplantı ya da partide geçirilen eğlenceli vakit. Bir toplantı ya da partide geçirilen iyi vakit. Çok.

Chiefly : En çok. Belli başlı.

Paramount : Rütbece üst olan. Azam. En yüksek. En büyük. Üst. Ala. Ulu. Üstün. Olağanüstü. Veremli.

Back drop : Sahne gerisine konulan resimli perde. Dip perdesi.

Leading synonyms : baselined, administerings, mainly, big, major, doctor, dignitary, base, basic, glimmer, sovran, largely, number one, backdrop, emphatical, wielders, chief, allusion, eyewinks, essential, biggest, anas, pilotages, polar, preeminent, of utmost importance, guidances, sovrans, finger post, presider, lead coating, doctors, allusions.

 

Leading zıt anlamlı kelimeler, Leading kelime anlamı

Minor : Ergin olmayan kimse. Reşit olmayan kimse. İkinci derecede. Ergin olmayan çocuk. Reşit olmayan. Bilgisayar, gitar, veterinerlik alanlarında kullanılır. Küçük. Ufak. Minor. Daha küçük.

Inferior : Bayağı. Alt. Aşağı. Aşağı derecede olan kimse. Ast olan kimse. Ast rütbede. Alt veya aşağı anlamında. Ast. İkinci derecede. İnferiyor.

Leading ingilizce tanımı, definition of Leading

Leading kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : A leading example. The act of guiding, directing, governing, or enticing. Directing. A leading man. Guiding. As, a leading motive. Guidance. Foremost. Controlling.