Locating türkçesi Locating nedir

Locating ile ilgili cümleler

English: Why am I so bad at allocating my time?
Turkish: Zaman ayırmada neden çok kötüyüm?

English: Ali is relocating to Boston.
Turkish: Ali Boston'a taşınıyor.

English: Ali will be relocating to Boston soon.
Turkish: Ali yakında Boston'a taşınacak.

English: We're having difficulty locating Tom.
Turkish: Tom'un yerini bulmada güçlük çekiyoruz.

Locating ingilizcede ne demek, Locating nerede nasıl kullanılır?

Error locating system environment : Sistem ortamını bulma hatası.

Allocating : Bölüştürmek. Ayırmak. Ayırma. Paylaştırmak.

Collocating : Sıralamak. Yan yana yerleştirmek. Birlikte bulunmak. Yan yana koymak. Düzenlemek. Dizimlemek. Yanyana koymak. Sıraya koymak.

Dislocating : Şaşırtmak. Oynatmak. Yerinden çıkartmak. Sarsmak. Kaydırmak. Altüst etmek. Yerinden çıkmak. Yerinden oynatmak. Bozmak. Yerinden çıkarmak.

Error allocating memory for print buffer : Yazdırma arabelleği için bellek ayırma hatası.

Relocating : Yeni yerine geçmek. Taşımak. Yeniden yerleştir. Yerini değiştirmek. Taşınmak.

Location information : Konum bilgisi.

Reallocating : Yeniden tahsis etmek.

Location of compare : Karşılaştırma konumu.

Location hunt : Dışarıda gerçekleştirilecek görünçlükler için en uygun yerlerin önceden araştırılıp saptanması. Yer seçimi. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır.

 

İngilizce Locating Türkçe anlamı, Locating eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Locating ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Ensconcing : Yerleşme.

Deployments : Yayılma. Plana göre yerleştirme. Konuşlanma. Dağıtım. Açılma. Mevzilenme. Serme. Konuşlandırma. Savaş düzeni alma.

Become established : Kökleşmek.

Fit well : İyi göstermek (elbise vb). Tam gelmek. Cuk oturmak.

Accommodated : Alıştırmak. Uzlaştırmak. Kalacak yer sağlamak. Sağlamak. Bağdaştırmak. Alışmak. Uydurmak. Uyum sağlamak.

Ensconce oneself : Gizlenmek. Kurulmak. Büzülmek.

Bides : Beklemek. Dayanmak. Sabırla beklemek. Yıkılmamak. Kollamak.

Indwell : Oturtmak. İşlemek. İkamet etmek. Nüfuz etmek.

Apposition : Unvan. Ekleme. Biraraya koyma. Apozisyon. Koşuntu. Kemik büyümesinde olduğu gibi, daha önce oluşmuş bir yüzeye materyal eklenmesi. Şahıs adlarıyla bir arada kullanılarak nezakete yönelik bir hitap biçimini veya şahsın ailedeki, topluluk ve toplumdaki mevkini ve akrabalık derecesini gösteren ad: kağan, tegin, erkin, beg, hatun, paşa, ağa, hanım, abla, dede, amca, teyze, yange, bacı vb. Appozisyon. Bir araya koyma. Ana cümlede anlatılmak istenen duygu ve düşünceyi daha çok açıklamak ve pekiştirmek için kullanılan cümle veya cümleler. açıklama cümlesi, bir önceki cümleye yani, öyle ki, demek ki gibi sonuç ve açıklama bağlantısı kuran kelimeler ile de bağlanabilir. köylüler kış aylarını ocak başında aylak geçirirken kasabaya kağnı yükleriyle odun çekiyor, sözün kısası dev gibi çalışıyordu (k. tahir, köyün kamburu, s. 11). seferberlik olmasa, biz bu ekinden bu kadar daha alırdık hafız oğlum, dedi, alırdık da koyacak yer bulamazdık. (k. tahir, göst. e., s.260). her zamanki gibi ilk anlaşılmamazlık burada da görüldü, yüzler hayret içinde kırıştı (r. h. karay, memleket hikayeleri, s. 132). ama gene sanat olmuyor, sanata benzer bir şey oluyor, yani muvazi gidiyorlar (a.h. tanpınar, huzur, s. 164). nihayet yavaş yavaş yüreğini rahatlandıran karşılığı buldu: nedimeyi ihsan adam etmişti. çerkes dadıyı da makinist oğlu …yani onlara, gece gündüz anlıyacakları dille uğraşmışlar, bıkmadan, usanmadan, kızıp darılmadan söylemişlerdi” (k. tahir, esir şehrin insanları, s. 283). iyi anlamadığımı görünce: yani, parasız devlet talebesi oldum, dedi. (r.n. güntekin, miskinler tekkesi, s. 183.). türkiyemizde bugün her iki parti de hem iktidarda hem de muhalefette bulunmuşlardır. yani, her iki partinin muhtelif zihniyetlerini, politikanın her iki kutbunda görüyor ve serinkanlılıklarını ölçmek imkanına malik bulunuyoruz. (bedii faik, efendime söyliyeyim, s. 86). bir daha yapmam diye bağırdıkça benim dizlerimin bağı çözülüyordu, düşeceğim sanıyordum (a. rasim, falaka s. 112). tren hızını düşürüyordu; istasyona giriyordu (t. buğra, yalnızlar. s. 147). o zamana kadar yapmadığı bir şeyi yaptı; çay ısmarladı (t. buğra, göst.e. s. 105). ikinci kosova’dan sonra o zamanın en büyük ordu kudreti olan macaristan, artık kendi varlığını müdafaaya geçmişti. demek ki fethin saati çalmıştı (y. kemal beyatlı, aziz istanbul, s. 40). fakat bugün uzun bir cenk, bir esaret ve felaket devresinden sonra istanbul’a dönüp de yarı sakat, işsiz, parasız kalınca ve bütün malını, eşyasını elinden çıkarıp bir dilim ekmeğe muhtaç bir hale düşünce bu vakayı ve yahudinin manalı sözlerini hatırlamış, nihayet işte gelip fırçanın kıymetini sormuştu. demek beş paralık bir değeri yoktu ha… (r. h. karay, memleket hikayeleri; garip bir hediye, s. 136). bu şekil, ben hiçbir vakit zihnimde hayatıma verecek kat’i bir karar düşünmedim ve düşünmeğe niyetim yok. demek ki, senin beklediğin tarzda bende bir karar yok. (h. e. adıvar, handan, s. 10). bu sözleri, bu bilgiç edayı, bu bir küçük çocuga yakışmıyacak heyecanlarla değişip karışan küçük çehreyi hiç sevmemiştim. demek ki, ben yanılmış değilim (r. n. güntekin, miskinler tekkesi, s. 178). yine, deli eniştemiz gayet kıskançtı. öyle ki, bu huyunu meydana koymaktan bile çekinmezdi. (a.ş. hisar, çamlıcadaki eniştemiz, s. 127). o gece, ilk defa olarak ağzımdan dökülüvermişti. öyle ki, söyledikten sonra ben de sözümün isabetine şaşakaldım (y. k. karaosmanoğlu, atatürk, s. 105). onunla başbaşa oldukları veya yalnız onunla meşgul olduğu zamanlardaki gibi düşünmüyor yaşamıyordu. öyle ki, kışın ortasına doğru kendisini hakikaten bu ruh dağınıklığına alışmış buldu (a.h. tanpınar, huzur, s. 278).

 

Dwell in : Tevakkuf etmek. İkamet etmek. -de oturmak. Mesken tutmak.

Locating synonyms : juxtaposition, orientation, exposals, exposal, be seated, superposition, ensconces, invention, ingrain, fingering, accommodating, dwell, fix, gear, embedding, localize, domiciles, fitting, localization, detection, stratification, collocation, inventions, location, domicils, find, intervention, domiciling, set, entrenching, bide, come to stay, finding.

Locating zıt anlamlı kelimeler, Locating kelime anlamı

Inactivity : Üşengeçlik. Hareketsizlik. Durgunluk. Etkisizlik. Tesirsizlik. Tembellik. Avarelik.