Oturmak nedir, Oturmak ne demek
- Vücudun belden yukarısı dik duracak biçimde ağırlığı kaba etlere vererek bir yere yerleşmek.
- Toprak veya yapı çökmek, aşağı inmek.
- Benimsenmek, yerleşmek, kökleşmek.
- Yer almak, geçmek.
- Hiçbir iş yapmadan boş vakit geçirmek, boş durmak.
- Bir yerde sürekli olarak kalmak, ikamet etmek.
- Bir işi yapmakta olmak, bir işe başlamak üzere olmak.
- Sıvı tortuları dibe çökmek, dipte toplanmak.
- Bu biçimde yerleştiği yerde kalmak.
- Belli bir yörüngede dönmeye başlamak

- Biriyle beraber yaşamak.
- Uygun gelmek, ölçüleri tam olmak.
- Herhangi bir durumda belli bir süre kalmak.
"Oturmak" ile ilgili cümle
- "O günden beri enişte beyle oturuyorum." - S. M. Alus
- "Ütüsüz ve beli oturmamış pantolonunu çekti." - T. Buğra
- "Böyle oturacağınıza çalışsanız olmaz mı?"
- "Gelenekler gün geçtikçe iyice oturdu."
- "Aynı semtte oturdukları için komşu da sayılırlar." - B. Felek
- "Bir sandalyenin üzerinde oturmuş, önüne bakıyordu." - S. F. Abasıyanık
- "Uydu yörüngeye oturdu."
- "Temelin bu tarafı on santim oturmuş."
- "Bakın, hikâye zordur, acımasız ve hoşgörüsüzdür. Oturursunuz ve başından kalkamazsınız." - T. Dursun K
- "Valilik makamına oturdu."
- "Arif gibi bir adamla çene yarışına girmek istememekle beraber susup oturamazdı." - M. Ş. Esendal
Yerel Türkçe anlamı:
Hükümran olmak, hükümdar olmak// rahat oturmak: meşakkatten uzak olmak.
[Bakınız: otumak]
Oturmak (bk. uturmak)
Diğer sözlük anlamları:
Sakinleşmek, sükûnet bulmak.
Oturmak tanımı, anlamı:
Oturup kalkmak : Hareket etmek.
Oturma : Oturmak işi. Kısa süre için konukluğa gitme.
Ağır oturmak : Ağırbaşlı olmak.
Bey oturmak : Aşık, çukur yüzü yere yumru yüzü üste gelerek durmak.
Bir köşeye oturmak : Gelin olmak, evlenmek.
Boş oturmak : Hiçbir işi olmamak.
Büzülüp oturmak : Bir kenarda çekingen bir tavırla oturmak.
Ciğerine oturmak : Masraf çok ağır gelmek.
Diken üstünde oturmak : Bir yerde tedirginlik duymak.
Doğru oturmak : Uslu oturmak.
Eğreti oturmak : Bir yerde çok kısa süre kalacakmış gibi oturmak.
El el üstünde oturmak : Herhangi bir iş yapmadan boş oturmak.
Gemi karaya oturmak : Gemi, sığ bir yere saplanıp kalmak.
Gemisi şapa oturmak : İş, düzelemeyecek kadar bozulmak.
Hokka gibi oturmak : Giysi, vücuda iyice uymak.
İçine oturmak : Çok etkilenmek, çok üzülmek.
İğne üstünde oturmak : Diken üstünde oturmak.
Kalıp gibi oturmak : Giysi, vücuda tam uymak.
Kalkıp kalkıp oturmak : Öfke, heyecan vb. duygular sebebiyle yerinde duramaz olmak, hop oturup hop kalkmak.
Kan oturmak : Bir damarın çatlamasıyla sızan kan, dokular arasına akıp kalmak.
Karaya oturmak : Gemi denizin sığ bölümüne saplanıp kalmak.
Kıçüstü oturmak : Herhangi bir konuda yenilmek, umduğuna ulaşamamak. kıçı yere gelir duruma düşmek.
Kirada oturmak : Kira ile tutulmuş bir yerde yaşamak.
Kucağına oturmak : Dizlerinin üstüne oturmak. yaltaklanmak. birinin amaçlarına alet olmak.
Külçe gibi oturmak : Yorgun veya bitkin bir durumda çöküvermek.
Kuluçkaya oturmak : Genellikle dişi kuş yavru çıkarmak için yumurtaların üzerine yatmak.
Masaya oturmak : Bir anlaşmazlığı çözümlemek üzere bir araya gelmek, toplanmak.
Mideye oturmak : Yenilen şey sindirilmeyip mideye rahatsızlık vermek.
Misafir gibi oturmak : Hiç iş yapmamak. bulunduğu yerden her an ayrılacakmış gibi eğreti, üstünkörü oturmak.
Postuna oturmak : Bir başkasının makamına geçmek.
Üstüne oturmak : Hakkı yokken bir şeyi kendisine mal etmek.
Üzerine oturmak : Üstüne oturmak.
Uzun oturmak : Uzanarak oturmak, yarı yatmış durumda oturmak. yatmak.
Yan gelip oturmak : Yan gelmek.
Yerine oturmak : Bir durum, bir düşünce vb. benimsenmek, yaygın duruma gelmek, yerleşmek. iyi yerleşmek.
Yerli yerine oturmak : Uygun düşmek.
Yörüngesine oturmak : Yapma uydu uzayda istenilen yörüngede hareket etmek. bir iş yoluna girmek.
Yüreğine oturmak : Çok üzmek.
Biçim : Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format. Yakışık alan şekil, uygun şekil. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil. Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Biçme işi. Herhangi bir şeyin benzeri. Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu. Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl. Tarz.
Yerleşmek : Yer bulup oturmak. Yerine iyice oturmak, yerinde sabit olmak. Sınav sonucuna göre herhangi bir eğitim kurumunda okumaya hak kazanmak, okumaya başlamak. Eşyayı yerli yerine koymak. Bir yerde oturmaya, yaşamaya başlamak. Çalışmak üzere bir iş yerine başlamak. Rahat bir biçimde oturmak. Alışılmak, kullanılır olmak. Yaygın duruma gelmek, tutunmak.
Uygun : Elverişli, yarar, müsait, muvafık. Yakışır, yaraşır, mutabık, mütenasip. Orantılı, oranlı.
Gelme : Gelmek işi. Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi. Yetişme. Gelmiş olan.
Ölçü : Bir niceliği, o nicelik için kabul edilmiş birimlerden birine göre oranlayarak değerlendirme, mizan. Ölçme sonucu bulunan rakam. Ölçüt. Belirlenmiş boyut. Bir şiirdeki dizelerin hece ve durak bakımından denk oluşu, vezin. Aşırı olmama, ılımlı, uygun olma durumu. Değer, itibar. Bu değerlendirmede kullanılan birim, ölçme birimi. Bir ezginin eşit bölümlere ayrılışı.
Sürek : Süren, devam eden zaman. Hızlı süren, hızlı giden. Satmak için pazara götürülen hayvan sürüsü.
İkamet : Bir yerde oturma, eğleşme.
Bu : Yerde, zamanda veya söz zincirinde en yakın olanı gösteren bir söz. En yakında bulunan bir varlığı veya biraz önce anılan bir şeyi işaret yolu ile belirtmek için kullanılan bir söz.
Kalmak : Oyalanmak, vakit geçirmek. Oturmak, yaşamak. Sınırlanmak. Miras olarak geçmek. Belli bir gelirle geçinmek zorunda bulunmak. Bir şeyle kaplanmak, bir şeye bulanmak. Eğleşmek. Varlığını korumak, sürdürmek. Sınıf geçmemek. Bir işi belli bir noktada bırakmak, ara vermek. Herhangi bir durumu sürdürmek. Konaklamak, konmak. Hayatını sürdürmek, yaşamak. Yetinmek. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e), -ıp (-ip) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Olmak, herhangi bir durumda bulunmak. Zaman, uzaklık veya nicelik belirtilen miktarda bulunmak. Olduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek. Yapamamak. İşlemez, yürümez duruma gelmek. İleriye atılmak, ertelenmek.
Gelmek : Ulaşmak, varmak. Olmak, -e uğramak. Mal olmak. Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek. Başlamak, ortaya çıkmak. Oturmaya, ziyarete gitmek. Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar. Akmak. İsabet etmek. İzlemek, takip etmek. Katılmak, eklenmek. Türemek. Kazanılmak, sağlanılmak. Belli bir zamana ulaşmak. -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar. Çıkmak, yönelmek. Sonuç çıkmak. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Uymak. Görünmek, sanılmak. Biriyle birlikte gitmek. Dayanmak, tahammül etmek. Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek. Etkisini herhangi bir biçimde göstermek. Getirmek. -dikçe, -esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil. Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek. Düşmek, rast gelmek. Uygun düşmek. Belli bir süre dolmak. Kendine yapılmış olan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak. Herhangi bir sırada bulunmak. Ortaya çıkmak, doğmak. İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil. Kadar olmak. Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak.
Tam : Gerçek, kusursuz. Amerikan doları. Eksiksiz, kesintisiz. Ehliyetli, yetkin. O sırada, o anda. Tıpkı. Bütün, tüm. En elverişli, en uygun.
Olmak : Uymak, tam gelmek. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Yitirmek, elinden kaçırmak. Yaklaşmak, gelip çatmak. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Sarhoş olmak. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Yetişmek, olgunlaşmak. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Herhangi bir durumda bulunmak. Gerçekleşmek veya yapılmak. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Yol açmak. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Bulunmak. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Geçmek, tamamlanmak. Sürdürmek, yürütmek. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak.
Beraber : Aynı düzeyde. Birlikte, bir arada. -e rağmen, -e karşın.
Yaşamak : Yasa koymak. Düzen vermek.
Yer : Otel, motel vb.nde kalınacak oda. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Durum, konum. Yerküre. Ülke. Önem. Durum, konum, vaziyet. Görev, makam. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal. Ekime elverişli toprak parçası, arazi. Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân. İz. Gezinilen, ayakla basılan taban. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa.
Almak : Kazanç sağlamak. Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak. Yolmak, koparmak. Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek. Kazanmak, elde etmek. Başlamak. Bürümek, sarmak, kaplamak. Kendine ulaştırılmak, iletilmek. Soldurmak. Temizlemek. Satın almak. Yol gitmek, mesafe katetmek. Yutmak, kullanmak. Örtmek, koymak. Kısaltmak, eksiltmek. İçine sığmak. Görevden, işten çekmek. Erkek, kadınla evlenmek. Sürükleyip götürmek. Çalmak. İçeri girmesini sağlamak. Kabul etmek. Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. İçecek veya sigara içmek. Göreve, işe başlatmak. Yer değiştirmek. Birlikte götürmek. Ele geçirmek, fethetmek. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. İçeri sızmak, içine çekmek. Gidermek, yok etmek. Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak. Tat veya koku duymak.
Geçmek : Sönmek. Bir yeri aşmak, öbür yana ulaşmak. Üstünlük sağlamak. Olmak, vuku bulmak, cereyan etmek. Söylemeden veya bitirmeden atlamak. Bir şeyi bundan böyle yapma durumunda olmamak. Yaşamak. Okulda, sınavda başarı göstermek. Sürümü olmak, satılmak. Bir konu üzerinde veya bir yerde çalışmış olmak. Çok bekletilmekten çürümeye yüz tutmak. Hastalık bulaşmak, sirayet etmek. Yerini bırakıp başka yer almak. Bırakmak, vazgeçmek. Birinden meşk etmek. Zamanı aşmak, geride bırakmak. Bazı kelimelerle birleşik fiil yapar. Çekiştirmek, yermek. Kullanımda olmak, tedavülde olmak. Yazılmak, girmek. Konuşmada sözü geçmek veya basında yer almak. Bulunduğu yeri veya konumu değiştirmek. Sıyrılmak, kurtulmak, işin içinden çıkmak. Bir yere gidip oturmak. Görev almak. Bir duruma uğramak, konu olmak. Bir yerden başka bir yere gitmek. Tükenmek, bitmek, sona ermek. Kalmak, devrolmak. Haberi bir iletişim aracı ile bildirmek. Yol, araç veya akarsu bir yerin yakınından veya içinden gitmek. Kabul edilemez olmak. Bir müzik parçasını meşk ederek öğrenmek, çalmak veya söylemek. Geride bırakmak, aşmak. Bir yandan girip diğer yandan çıkmak. Herhangi bir durum, soya çekim yoluyla birinde görünmek. Etki yapmak, işlemek. Harcamak.
Benimsenmek : Benimseme işine konu olmak.
Kökleşmek : Güçlü bir biçimde yerleşmek, yer etmek, kök salmak.
Belli : Bilinmedik bir yanı olmayan, malum. Gizli olmayan, ortada olan, anlaşılan, bedihi, zahir, aşikâr. Belirli, muayyen. Beli olan.
Bir : Aynı, benzer. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Ancak, yalnız. Beraber. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Sadece. Bir kez. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Eş, aynı, bir boyda. Tek. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Sayıların ilki. Bu sayı kadar olan.
Başlamak : Görünmek. Bir işe girişmek, harekete geçmek. Etkisini göstermek. Olmak, oluşmak, ortaya çıkmak, doğmak. Çalışır, işler, yürür duruma girmek.
Oturmakçı : Konuk: Akşam bizde oturmakçılar vardı.
Oturmak ile ilgili Cümleler
- Oturmak ister misin?
- Alice nehir kıyısında kız kardeşinin yanında oturmaktan sıkılmaya başlamıştı ve yapacak da bir şeyi olmadığından bir iki kez kız kardeşinin okuduğu kitaba çaktırmadan bakıverdi fakat kitapta resim ya da diyalog yoktu, Alice de "resimsiz ve diyalogsuz bir kitap ne işe yarar" diye kendi kendine düşündü.
- Oturmak istedin mi?
- Oturmak ister misiniz?
- Oturmak isteyebilirsin.
- Oturmak için hiç yer kalmadı.
- Ön sıraya oturmak istiyorum.
- Bu gece Tom'un yanında oturmak istemiyorum.
- Canım oturmak istemiyor.
- Oturmak isteyebilirsin. Bu biraz zaman alacak.
- Bu havada dışarı çıkmayıp evde oturmak en doğrusu.
- Oturmak için sandalyeler arıyorlar.
- Tom'un gerçekten tek istediği oturmak ve dinlenmek için bir yerdi.
- Sonunda oturmak ve gazete okumak için zaman buldum.
Diğer dillerde Oturmak anlamı nedir?
İngilizce'de Oturmak ne demek? : v. sit, sit down, be seated, take a seat, sit oneself, seat oneself, sit on, fit, live, reside, occupy, dwell in, indwell, inhabit, gear, hang out, locate, lodge, park oneself, perch, room, set, settle, stable, tenant
Fransızca'da Oturmak : s'asseoir, se mettre, habiter, demeurer, résider, chausser, habiller, (konutta) loger
Almanca'da Oturmak : v. bewohnen, hausen, hinsetzen: sich hinsetzen, leben, niederlassen, niedersetzen: sich niedersetzen, Platz nehmen, residieren, setzen: sich setzen, sitzen, wohnen
Rusça'da Oturmak : v. садиться, сидеть, рассаживаться, усаживаться, просиживать, оседать, жить, проживать, обитать, квартировать, ставить, сесть, засесть, рассесться, усесться, просидеть, осесть, прожить, поставить

Bu kısımda Oturmak nedir? Oturmak ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Oturmak tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Oturmak hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.