Pere nedir, Pere ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Davarların sağıldığı yer, ağıl.

Su bendi.

Başörtüsü.

Durum (insan, hayvan ve bitkiler için): Bu yıl ekinlerin peresi bozuk.

Yara, bere.

Yaprak: Bir pere kağıt.

Tarladan geçen su yolu, ark.

Evlek.

Pere ile ilgili Atasözü veya Deyim

(birine) perestiş etmek : sevmek.

perende atmak : havada çark gibi dönerek takla atmak.

peresesine getirmek : tam sırasını, uygun zamanını bulmak, biçimine getirmek.

pereseye almak : bir işi düşünmek, göz önüne almak.

Pere anlamı, tanımı

Erem perem : Darmadağınık, karışık

Erem peren : Darmadağınık, karışık.

Eren peren : Darmadağınık, karışık.

Eren peren etmek : Darmadağınık, karmakarışık etmek.

Eren peren olmak : Darmadağınık hale gelmek, perişan olmak. Çil yavrusu gibi dağılmak.

Erenk perenk : Darmadağınık, karışık.

Evenk perenk : Darmadağınık, karışık.

Gözü pereltmeyh : Öfkeli ve korkutucu bir şekilde gözlerini açarak bakmak.

Perede : İki tepe arası. Engebeli, bozuk yol.

Pereenti : Yolunu şaşırıp sürüsünden ayrılan ve başka sürüye katılan hayvan.

Pereğenti : Yolunu şaşırıp sürüsünden ayrılan ve başka sürüye katılan hayvan.

Perek : Raf. Kapaksız dolap. Soda. Yalancı altın.

Pereke : Kepenek. (Ortayazı Senirkent Isparta).

Perelemek : Suyu tarlaya iyice akıtarak sulamak, tarlayı suya doyurmak. Koyun sürüsünü çadırın çevresine çöktürmek.

 

Perelendirmek : Kuşu yuvasından soğutmak, kaçırtmak.

Perelenmek : Koşuşmak. Kuşkulanmak, işkillenmek.

Pereli : Yaralı, bereli.

Perem perem : Parça parça. Darmadağın, karmakarışık: Çocuklar bekçiyi görünce perem perem, oldular. Parça parça, bölük bölük. Darmadağın, param parça, perişan.

Perem perem olmak : Darmadağın olmak : Babaları ölünce çocuklar perem perem oldular.

Peremecilik : Peremecinin yaptığı iş.

Peren peren : Parça parça. Darmadağın, karmakarışık. [Bakınız: perem perem].

Peren peren olmah : Şuraya, buraya dağılmak.

Peren peren olmak : Darmadağın olmak.

Perence : Pencere.

Perendebaz : Türk seyirlik oyunlarında çeşitli taklalar atarak beceri gösteren sanatçı. Takla atarak hüner gösteren oyuncu.

Perene : Toprak damlı evlerde, toprağın dökülmemesi için tavana konulan çalı çırpı, kabuk ve benzerleri şeyler : Bu evin perenesi hiç iyi olmamış, toprak dökülüyor.

Perenlemek : Darmadağın olmak.

Perenniyal : Çok yıllık.

Perente perente : Darmadağın, karmakarışık.

Perenti : Yolunu şaşırıp sürüsünden ayrılan ve başka sürüye katılan hayvan. Azar azar yapılan, toptan karşıtı. Parça : Koskoca tarla kaç perentiye ayrılmış. Sonradan eklenen. [Bakınız: pereğenti]. Tek tuk.

Peresek : Fide. Dört köşe ve büyük başlı çivi.

Pereselik : Çalılık. Fidan dikmek için açılan yer.

Peresen dönmek : Hızlı ve çevik davranmak : Aliyi düğünde görseydin peresen dönüyordu.

Pereste : Fide. Görünüm, yapı.

Perestişkar : Tapınan. Delicesine seven.

Pereventi : Ağaçtan toplanırken dağılan zeytin taneleri, döküntü.

 

Pereyiopot : Yengeç ve İstakoz gibi eklem bacaklıların sefalotoraksta dört çift olarak bulunan yürüme ayakları.

Pereme : Gondola benzeyen bir kayık.

Peremeci : Pereme kullanan veya yapan kimse.

Peren : Ülker yıldızı.

Perende : Havada çark gibi dönerek atılan takla.

Perese : Duvarcıların doğrultu bulmakta kullandıkları şakul ipi. Durum, derece, kerte.

Perestiş : Tapınma. Delicesine sevme.

Diğer dillerde Perdrau boyama yöntemi anlamı nedir?

İngilizce'de Perdrau boyama yöntemi ne demek ? : perdrau staining method