Precedents türkçesi Precedents nedir

Precedents ingilizcede ne demek, Precedents nerede nasıl kullanılır?

Trace precedents : Etkileyenleri izle.

Precedent value : Gerçek değeri bilinemeyen ya da doğru olarak saptanamayan bir malın satılması durumunda, ortalama fiyat, maliyet ya da takdir yöntemlerinden biri kullanılarak benzerlerine göre belirlenen değer. Emsal değeri. Emsal bedeli.

Remove precedent arrows : Etkileyen okları çıkar.

Binding precedent : Bir dava ile ilgili olarak alınan ve gelecekte de benzer durumlarda örnek alınan hukuki karar (hukuk terimi). Bağlayıcı karar. Bağlayıcı emsal karar.

Condition precedent : Taliki şart. Takaddüm eden şart.

Set a precedent : Emsal teşkil etmek. Emsal olmak. Örnek oluşturmak. Emsal oluşturmak.

Setting a legal precedent : Gelecekteki kurallar veya kararlar için temel oluşturan hukuki kural veya karar. Hukuki bir içtahat yapma.

De facto precedent : Fiilen var olan emsal. Gerçekte olan emsal.

Judicial precedent : Kazai içtihat. Mahkeme içtihatı. Emsal kararlara dayanan hukuk. İçtihat hukuku.

Precedented : Örneğine rastlanmış. i görülmüş. Benzeri yaşanmış.

İngilizce Precedents Türkçe anlamı, Precedents eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Precedents ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

 

Case study : Örnek olay çalışması. Herhangi bir somut birim olgunun (kişi, aile, toplumsal küme, kurum, olay) yaşam ya da oluşum sürecinin türlü belgeler yardımıyla betimlenmesi yöntemi. Örnekolay incelemesi. Bilgisayar, eğitim, ekonomi, iktisat, sosyoloji alanlarında kullanılır. Durum çalışması. Sosyal bilimler araştırma yöntemlerinden biri olup, özgün bir duruma ya da konuya ilişkin sorunların anlaşılmasında ve çözümlenmesinde derinlik kazanabilmek amacıyla yapılan ayrıntılı araştırma. Örnek olay incelemesi. Vaka incelemesi. Örnekolay.

Counterpart : Karşılık. Meslektaş. Mevkidaş. İkinci nüsha. Benzer. Eş. Taydaş. Kopyası. Tam benzeri. Akran.

Ensamples : Örneklerle açıklamak. Örnek göstermek. Nümune. Örnek yoluyla göstermek. Örneklemek.

Dampness : Pusluluk. Yaşlık. Rutubetlilik. Nemlilik. Nem. Rutubet. Islaklık.

Precedency : Öncelik.

Epitomes : Somut örnek. Misal. İdeal. Özet. Simge. Öz.

Priority : Öncelik hakkı. Bir şeyi ötekine karşı yeğleme, üstün tutma. diğer nesnelerden daha üstün tutulan. Kıdemlilik. Paris birliği anlaşması'na göre, bir yıllık kütüğe yazım süresi. Öncelikli şey. Üstünlük. Rüçhan. Bilgisayar, bilişim, hukuk, ekonomi alanlarında kullanılır. Kıdem. Önemli.

Equal to : Akran. Eşit. Aynı miktar. Denk düşmek. Denk gelmek. Eş. -nin üstesinden gelebilen. Eş tutmak. -e eşit.

Copy : (sınavda) kopya çekmek. Bilgisayar, bilişim, hukuk, sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Kopyasını çıkarmak. Çoğaltmak. Örnek almak. Kaynak verilerde hiçbir değişiklik yapmadan, verileri bir veri ortamından okuyup, değişik de olabilen bir fiziksel biçimde, başka bir ortama yazma. örn. bir deste delikli kartı mıknatıslı kuşağa aktarma. sonuç, aktarmanın yapıldığı koşullara bağlı olarak, özgün kaynaktan belli ölçülerde değişik görünümlere de dönüştürülebilir. veri kaynağına ve sonucun amacına göre türlü bağlamlarda "aktarma" sözcüğünün çizelgede gösterilen eşanlamlıları kullanılır: aktarma türleri: ..tablo. Kopyasını yapmak. Bir yapıttan birden çok sayı elde etmek. Kopya çekmek. Basımevinin bulunmasından önce yazmaların elle çoğaltılması işi.

 

Precedents synonyms : front burner, high status, case study, epitome, equal, archetypal, precedent, instance, representative, counterparts, exemplary, coefficient, duplications, exemplars, equals, examples, compeer, floor area ratio, case in point, peer, duplication, exempli, example, module, ensample, exempla, back burner, compeers, fellowing, exemplar, fellow, illustration.

Precedents zıt anlamlı kelimeler, Precedents kelime anlamı

Back burner : İkincil. Bir sobanın arka yakıcısı. Düşük öncelikli. Önemsiz. İkincil durumdaki (argo terim).

International law : Milletlerarası hukuk. Devletler umumi hukuku. Devletler genel hukuku. Beynelmilel hukuk. Devletlerarası hukuk. Devletler hukuku. Uluslararası hukuk.

Precedents antonyms : low status, front burner.