Prestige türkçesi Prestige nedir

  • Bir bireye ya da bir toplumsal kümeye başka birey ya da kümelerle olan ilişkilerinde üstünlük sağlayan toplumsal-ekonomik durum ya da orun.
  • Ün.
  • Normalden daha yüksek sınıf veya standart.
  • Saygınlık.
  • Tesir.
  • Nüfuz.
  • İtibar.
  • Prestij.
  • Sosyoloji alanında kullanılır.

Prestige ile ilgili cümleler

English: Tom's prestige too is being eroded.
Turkish: Tom'un prestiji de erozyona uğruyor.

English: I tried to repair his damaged prestige.
Turkish: Hasarlı saygınlığını onarmayı denedim.

English: The problem affects the prestige of our school.
Turkish: Sorun bizim okulun prestiji etkiler.

Prestige ingilizcede ne demek, Prestige nerede nasıl kullanılır?

Prestige linked question : Kişileri olduklarından daha üstün, beklenene daha uygun görünmeye yönelten yanlı soru. Saygınlık ilintili soru.

Prestige pricing : Tüketicilerin piyasada satılan malın fiyat ve kalitesi arasında tek yönlü doğrudan bir ilişkinin olduğuna inandığı durumda, malın kalitesinin yüksek olduğu izlenimi yaratılarak fiyatın yüksek olarak belirlenmesi. Prestij fiyatlandırma. Saygınlık fiyatlandırması. Prestij amaçlı fiyatlandırma.

Enhancing his prestige : Prestijini artırma. İtibarını yükseltme. Etkisini veya nüfuzunu artırma.

Prestiges : Tesir. Saygınlık. İtibar. Ün. Normalden daha yüksek sınıf veya standart. Nüfuz. Prestij.

 

Prestigious : Nüfuzlu. Ünlü. Prestijli. Tanınmış. Saygın. İtibarlı.

Prestation : Ödeme. Başdiyokoz ve diğer ruhani liderlerin yıllık olarak kiliseye ödedikleri para. Başdiyakozların yıllık olarak piskoposlara ödedikleri ücret. Hizmet ödemesi.

Prestressed : Öngermeli. Öngerilme. Öngerilmeli. Öngerilimli. Ön gerilmeli.

Prestigiousness : Prestijlilik.

Prestos : Presto. Çabuk. Hızlı tempo ile. Hızlı.

Presternum : Presternum. Manubriyum ya da sternumun ön kısmı. 2.böcek sternumunun ön skleriti.

İngilizce Prestige Türkçe anlamı, Prestige eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Prestige ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Augustness : Azamet. Soyluluk. Asalet. İhtişam. Asillik. Ululuk. Yücelik.

Diffusion : Doğrultulu bir ışınımın bir ortamdan geçerek ya da bir yüzeyden yansıyarak uzaysal dağılışının değişmesi ve birçok doğrultulara yayılması. Özdeciklerin, derişikliğin daha az olduğu yerlere zamanla yayılmaları olayı. Yayılma. Yayınma. Dağılma. Yayın. Bir uçunun, bir sıvının ya da bir çözeltinin özdeciklerinin devinimleri yüzünden tektürelleşmesi. Yeniliklerin piyasada ve piyasa dışı kanallarda yayılma biçimi. Moleküllerin ya da iyonların yüksek konsantrasyonlu bir alandan düşük konsantrasyonlu alana geçişleri. Kültür öğelerinin ya da kültür karmaşalarının coğrafya bakımından yer değiştirerek bir toplumdan başka bir topluma yayılması süreci.

Efficiency : İşgüzarlık. Etki. Etkinlik. Yeterlik. Verim. Bir iş başarma ya da amaç gerçekleştirme güç ve olanağı. Yaparlık. Verimlilik. Rasyonellik.

 

Credibilities : Kredibilite. Doğruluğuna güvenirlik. İnanılırlık. Güvenilirlik. İnanırlılık. Güvenirlik.

Abilities : Yetenek. Kabiliyet. Beceri. İktidar. Geniş anlamında, bireyin, davranışlarını düzenleyen, etkinliklerini koşullandıran ve dirimbilimsel-toplumsal olarak belirlenen özellikleri. dar anlamında, bireyi belli bir uğraşsal etkinliğe uygun kılan bir dizi ruhsal özellikleri. Güç. Yeterlik. Yetenekler.

Celeb : Şöhret. Tanınmış kimse. Ünlü kimse. Ünlü.

Effect : Sonuca vardırmak. Bir oyun sırasında belirli bir etki yapmak için kullanılan müzik, gürültü, sis, yağmur, kar, güneş, gece, fırtına, yıldırım gibi her çeşit ses ve ışık öğelerinin tümü. Etki etmek. Etki. Sonuç. Sonuçlandırmak. Bulgu sonucu. Sonuç vermek. Elektronik devreler yardımıyla gitar sesi üzerinde yapılan değişiklik ve süslemeler. Birtakım sonuçlar, tepkiler, olaylar ya da görüngüler ortaya çıkaran neden.

Esteem : İnanmak. Gözüyle bakmak. Saygı göstermek. Düşünmek. Takdir etmek. Kanı. Rağbet. Saygı duymak. Değer vermek.

Clouts : Etki. İndirmek (argo terim). İndirmek. Patlatmak. Torpil. Darbe. Vurmak. Güç.

Face : Kaplamak. Karşı koymak. Göğüs germek. Karşılamak. Karşı karşıya olmak. Tavır. Karşı çıkmak. Şeref. Bakmak.

Prestige synonyms : eminency, cacheting, standing, ascendancy, eminences, affection, clouted, distinctions, inoperation, authority, dignities, gloried, acclimatation, age group, agnation, impression, goodwills, impressure, ascendance, infiltration, prestiges, credit, flagrance, fames, adaptive behavior, effectiveness, considerations, cachet, eminence, age grade, goodwill, dominance, penetration.

Prestige ingilizce tanımı, definition of Prestige

Prestige kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : Illusion. Trick. Delusion.