Promises türkçesi Promises nedir

  • Temin etmek.
  • Umut vermek.
  • Benzemek ( ceğe).
  • Söz vermek.
  • Vaat etmek.
  • Umutlu olmak.

Promises ile ilgili cümleler

English: Ali almost always does what he promises to do.
Turkish: Ali yapmaya söz verdiği şeyi neredeyse her zaman yapar.

English: Boys give promises very easily, but they as easily forget them.
Turkish: Erkekler çok kolay söz verirler fakat onları kolay unuturlar.

English: Don't make promises that you cannot keep.
Turkish: Tutamayacağın sözleri verme.

English: Ali makes lots of promises he doesn't keep.
Turkish: Ali tutmayacağı bir sürü söz verir.

English: An evening glow often promises good weather.
Turkish: Akşam parıltısı genellikle güzel hava habercisidir.

Promises ingilizcede ne demek, Promises nerede nasıl kullanılır?

The weather promises fine : Hava düzeleceğe benziyor.

Empty promises : Anlamsız sözler. Temeli olmayan vaatler. Boş umutlar. Boş vaatler. İçi boş vaatler. Boş sözler.

No promises : Vaat etmemek. Kesin olmamak. Söz vermemek.

Vain promises : Yalanlar. Bel bağlanamayacak vaatler. Aldatma. Boş sözler. Aslı olmayan vaatleri. Boş vaatler. Boş söz.

Compromises : Uzlaşmak. Uzlaştırmak. Gölge düşürmek. Riske atmak. Anlaşmak. Ara bulmak.

Breach of promise to marry : Evlenme sözünü tutmama. Evlenme vadini yerine getirmeme.

 

Promise give : Nezretmek. Adamak.

A lick and a promise : Sallapati. Üstünkörü. Baştan savma.

Big promise : Ağır teminat. Büyük vaat. Büyük söz.

Break a promise : Verdiği sözü yerine getirmemek. Sözünden dönmek. Dönmek. Sözünü tutmamak. Verdiği sözü bozmak. Sözünde durmamak.

İngilizce Promises Türkçe anlamı, Promises eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Promises ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Swear off : Bırakacağına yemin etmek. Bir şeyi yapmamak için tövbe etmek. Tövbe etmek.

Contract : Sözlü veya yazılı olarak yapılan icap ve kabul irade bildirimlerinin birbirlerine uygun bir biçimde birleştirilmesiyle hazırlanan ve taraflarca imzalanan belge. Buruşturmak. (hastalığa) yakalanmak. Kontrat yapmak. Yanların ilintisiz isteklerini açığa vurarak anlaşmaları. kişilerin, yandaş olarak bir hakkı değiştirmek, ortaya çıkarmak ya da düşürmek amacıyla yasalar çerçevesinde iç güdülerine dayanarak imzaları altında yaptıkları karşılıklı ve yazılı bildirim. Daralmak. Ölçüsünü küçültmek. Anlaşma yapmak. Bir oyuncunun tiyatro yönetimiyle yaptığı yazılı anlaşma. Bağıtlaşmak.

Insures : Sigorta yapmak. Sağlamak. Sağlama almak. Sigorta olmak. Garantiye almak. Sigorta ettirmek. Sigorta etmek. Emin olmak. Sigortalamak.

Affirm : İleri sürmek. Tekrarlamak. Tekrar söylemek. Söylemek. Onaylamak. Beyan etmek. Doğrulamak. İddia etmek. Bildirmek.

Commit oneself to : Kendini adamak.

Show promise : Umut vadetmek. Başarılı olacağa benzemek.

Assuring : Sigortalamak. Temin edici. Yarılma. Emniyet veren. İnandırma. Sağlama almak. Garanti etmek. Güvenceye almak. Emniyet verici. Garantili.

 

Show some promise : Başarılı olacağa benzemek.

Give an undertaking : Taahhüt vermek. Vaad etmek. Taahhüt etmek.

Covenanting : Sözleşme yapmak. Anlaşmak. Akdetmek. Vadetmek. Mukavele yapmak. Uzlaşmak. Ahdetmek.

Promises synonyms : have access to, give a promise, caters, affirms, dedication, promised, pledged, word, engage, commit, give an assurance, commitment, commits, insure, fend for, give hope to, declare, pledge, troth, assures, engagement, kit out, promise, word of honor, give hope, hold out, cater, oath, lay on, pinning, parole, speech act, undertake.