Show türkçesi Show nedir

  • Şov.
  • Olanak.
  • Göstermek.
  • Açıklamak.
  • Sergi.
  • Belli olmak.
  • Oyun.
  • Gösterim.
  • Görülmeğe değer herhangi bir şey. bir filmin, bir televizyon yayınının ortaya çıkardığı durum.
  • Sirkin kendini tanıtması için kısa gösterilerle yaptığı sergileme.
  • Gösteri.
  • Teşhir.
  • Dışa vurmak.
  • Fırsat.
  • Girişim.
  • Gösteriş.
  • Bir filmi gösterici yardımıyla görüntülük üzerine yansıtarak izlenmesini sağlamak; gösterimi gerçekleştirmek.
  • Gösterilmek.
  • Görünüş.
  • İbraz etmek.
  • Açıklamak delalet etmek.
  • Sergileme.
  • Gösterimde olmak.
  • İş.
  • Görünç.
  • İzleyicileri eğlendirmek amacını güden, hafif müzik, dans, kısa oyun, yarışma gibi çeşitli gösterilerden oluşan izlence.
  • Konu bakımından sıkı bir bütünlüğü olmayan, birbirlerine gevşekçe bağlanmış, tablo ya da skeçlerden kurulu kimi eğlendirici, kimi de alaycı, taşlayıcı özellikte bir gösteri. revü, bir fransız türüdür.
  • Meydana çıkarmak.
  • Öğretmek.
  • Sahnelemek.
  • Revü.
  • Belirtmek.
  • Kendini göstermek.
  • Eğlence izlencesi.
  • Renk vermek.
  • Görünmek.
  • Bir film üzerindeki resimlerin gösterici yardımıyla görüntülüğe yansıtılarak görüntülerin oluşturulması. bu yolla, filmin tümünün ya da bir bölümünün izlenmesinin sağlanması. bir sinemanın belli bir izlencesinin yer aldığı ve belirli bir saatten başlayıp yine belirli bir saatte sona eren çalışması.
  • Bilgisayar, sinema, televizyon, tiyatro alanlarında kullanılır.
  • Kanıtlamak.
  • Belli etmek.
  • Sergilemek.
  • Temsil.
 

Show ile ilgili cümleler

English: A careful observation will show you the difference.
Turkish: Dikkatli bir gözlem sana farkı gösterecektir.

English: Admission to the show is $5.
Turkish: Gösteriye giriş ücreti 5 dolar.

English: Ali and Mary show up at the strangest places.
Turkish: Ali ve Mary en garip yerlerde ortaya çıktı.

English: Ali brought some pictures to show the class.
Turkish: Ali sınıfa göstermek için bazı resimler getirdi.

English: Ali asked Mary to show him some of her artwork.
Turkish: Ali Mary'nin sanat çalışmalarından bazılarını kendisine göstermesini istedi.

Show ingilizcede ne demek, Show nerede nasıl kullanılır?

Show a clean pair of heels : Tüymek. Tabanları yağlamak. Uçarcasına kaçmak. Hızlıca kaçmak. Birisinden hızla kaçmak. Kaçmak.

Show ability : Yapabileceğini göstermek. Kendini göstermek. Yetenek göstermek.

Show active cell : Etkin hücreyi göster.

Show all : Tüm göster. Tümünü göster.

Show all devices : Tüm aygıtları göster.

Show animations : Animasyonları göster. Canlandırmaları göster.

Show around : Dolaştırmak. Gezdirmek.

Show all records : Tüm kayıtları göster.

Show auditing toolbar : Denetim araç çubuğunu göster.

Show bill : Afiş (tiyatro). Tiyatro afişi. Duvar ilanı.

İngilizce Show Türkçe anlamı, Show eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Show ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Asserts : Savunmak. Hakkını savunmak. İleri sürmek (emin bir şekilde). Savunmak (hak). Söylemek. İddia etmek. Öne sürmek. İleri sürmek. Savlamak.

 

Tinge : Hafif renk. Tadı bir yemekte azıcık bulunmak. Renk katmak. İz. Hafifçe boyamak. Renklendirmek (az). Katmak. Hafif renk vermek.

Flashing : Parlama. Parlayan. Kısrakta endometritis tedavisinde döl yatağının serum fizyolojikle yıkanması. aşım zamanında besleme. Flaşing. Yağış sularının, çatının kimi yerlerinden içeri sızmasını önlemek için yapılan sac örtü. (örnek: baca eteği, boru eteği). Baca eteği. Sinyal. Yanıp sönen.

Occasioning : Sebep olmak. Durum. Sebebi olmak. Gereklik. Gerek. -e yol açmak. Vesile. Şatafatlı kutlama. Ortam.

Facility : Sühulet. İmkan. Kolaylık. Yararlı her türlü kuruluş. Avantaj. Her türlü şey. Tesis.

Colour : Algılamanın niteliğinde, ışığın görüntüsel bileşim ayrımlarının doğurabilecekleriyle aynı türden olan ayrımları gözlemeyi ve ayırt etmeyi sağlayan, görsel bir algılanmanın belirtisi. renk bir dalga uzunluğudur. örnek ; kırmızı, görüntüsü açısından en uzun, mor ise en kısa dalga uzunluğu içindedir. İçyüzü. Boyamak. Renk değiştirmek. Nüans. Bet beniz. Etkilemek. Canlılık.

Showed : Renk vermiş. Sahnelenmiş. Kanıtlanmış.

Devices : Eğilim. Arma. Hile. İstek. Aygıtlar. Alet. İşaret. Cihaz. Nişan.

Device : Aygıt. Cihaz. Aparat. Bilgi üretmek üzere seçilen yordamların öngördüğü işlemleri yerine getirmeye yarayan kullanak ya da olanak. Alıcıyı satış konusuna yaklaştıracak, onda ilgi uyandıracak nitelikteki sözler. Makine. İşaret. Nişan. Nisan.

Enlightens : Bilgilendirmek. Aydınlığa kavuşturmak. Işık tutmak. Tenvir etmek. Açıklığa kavuşturmak. Bilgi vermek. Aydınlatmak.

Show synonyms : prove oneself, deliver oneself of, projections, commentation, clarifies, connoting, betokens, appears, potentiality, chanced, account for, showing, argues, assert, possibility, shows, registering, exhibition, exposing, display, inculcate, screening, the possible, film showing, be clear, displaying, chouse, certifying, callings, submits, dig up, canards, externalizing.

Show zıt anlamlı kelimeler, Show kelime anlamı

Negate : İnkar etmek. Aksini ispatlamak. Boşa çıkarmak. İptal etmek. Reddetmek. Değillemek. Olumsuzlamak. Olumsuz yapmak. Etkisiz duruma getirmek.

Disprove : Çürütmek. Aksini ispatlamak. Yalanlamak. Doğru olmadığını kanıtlamak. Yanlış olduğunu kanıtlamak. Aksini ispat etmek. Tersini ispat etmek. Tersini kanıtlamak. Aksini kanıtlamak.

Affirm : İddia etmek. Söz vermek. Tekrarlamak. İleri sürmek. Söylemek. Bildirmek. Tasdik etmek. Olumlamak. Onaylamak. Doğrulamak.

Show antonyms : hide.

Show ingilizce tanımı, definition of Show

Show kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : To exhibit or manifest one`s self or itself. Exposure to sight. To exhibit or present to view. To look. As, to show a house. Exhibition. To display. The act of showing, or bringing to view. To be in appearance. Shopkeepers show customers goods (show goods to customers). To place in sight. To appear. To seem. The thing exhibited being the object, and often with an indirect object denoting the person or thing seeing or beholding. Show your colors.