Storeys türkçesi Storeys nedir

  • Bina katı.
  • Binada kat.
  • (binada) kat.
  • Kat.
  • Apartman katı.
  • Kat (binada).
  • Kat (yapı).

Storeys ile ilgili cümleler

English: You need an elevator if you want to go down twenty storeys.
Turkish: Yirmi kat aşağıya gitmek istiyorsan bir asansöre ihtiyacın var.

Storeys ingilizcede ne demek, Storeys nerede nasıl kullanılır?

Two storey house : İki katlı konut. Her katında ayrı ayrı ailelerin yaşadığı, iki kattan oluşan bir konut türü.

Half storey : Çekme kat.

Two storey : 2 katlı. İki katlı.

Upper storey : Yukarı kat.

Storey : Kat (binada). Bir yapının, yapımı bitmiş tabanı ile onun üzerindeki tavanın arasında kalan bölümü. Bina katı. Apartman katı. Kat (yapı). Binada kat. Kat. (binada) kat.

Store in : Saklama yeri.

Store cupboard : Erzak dolabı.

Store house : Ambar. Ticari ve kişisel eşyaların saklanmak, sahibine verilmek veya bir yere nakledilmek üzere bırakıldığı mekan. Barhana.

Multistorey : Çok katlı. (bina) çok katlı.

Store glossary entry : Kavram dizini öğesini depola.

İngilizce Storeys Türkçe anlamı, Storeys eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Storeys ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Decks : İskambil destesi. Deste. Güverte. Üst kısım.

Fold : Çökmek. Coğrafya, madencilik, jeoloji alanlarında kullanılır. Çırpmak. Ağıla kapamak. Kıvrılmaya uğramış bir bölgede, dalgalı bir görünüş yaratan inişli çıkışlı kabartıların her biri. bk. kemer, tekne. Kıvırmak. Yavaş yavaş katmak. Katlamak. Kıvrılmak.

 

Set off : Meydana getirmek. Tetiklemek. Yola koyulmak. Ateşlemek. Patlak verdirmek. Patlatmak. Girişmek. Karşı dava açmak. Meydana çıkarmak. Alacakla vereceği sayışma yoluyla karşılama. karşılıklı para ve aynı türden benzeri özdeklere ilişkin önemli alacakların birbirini karşılayarak borçlu ve alacaklı durumu ortadan kaldırmaları. herhangi bir sayışımı yazılımdan çıkarma ya da sayışma yoluyla ortadan kaldırma, bir belgitin parasını ödeyerek sayışımı kapatma.

Background : Sosyal çevre. Özgeçmiş. Dip. Işınım, ses, toz vb. niceliklerini ölçerek yapılan deneylerde, yayıldığı kaynaklar kapalı olduğu ya da çalışmadığı durumlarda da bunların ortamda her zaman bulunan nicelikleri. Bir sayaç algıcına, incelenen bir ışımetkin kaynak dışından gelen asalak ışınların yol açtığı saymalar. Geçmiş deneyimler. Ardyöre. Görünçlüğün gerisinde yer alan, geriye düşen yerler. ön karşıtı. Geri. Arka plan.

Express : Ekspres. Belli etmek. Belli. Kesin. Süratli. Hızlı. Özel. Açık. Ekspresle göndermek (mektup). Sarih.

Storey : Bir yapının, yapımı bitmiş tabanı ile onun üzerindeki tavanın arasında kalan bölümü.

Bring out : Üretmek. Ortaya çıkarmak. Yapmak (yeni bir şeyi). Piyasaya sürmek. Cesaret vermek. Görülmesini sağlamak. Piyasaya yeni mal sürmek. Yapmak. Çıkarmak. Yayınlamak.

Horizon : Yeryüzüyle gökyüzünün birleşmiş gibi göründüğü yer. Ufki. Anlayış. Uzamda, insan gözünün erişebileceği geniş alanın sınırı. Gözerimi. Coğrafya, uzay, madencilik, veterinerlik, jeoloji alanlarında kullanılır. Gözlemcinin bulunduğu noktadan yeryuvarlağına çizilen teğet düzlemin gökküresi ile ara kesit dairesi. Tabaka. Horizon.

 

Lasher : İşkenceci. Kırbaç. Bağ. Kırbaçlayan kimse.

Evince : Belli etmek. Açıkça göstermek. Belirtmek. Göstermek. Açığa vurmak. Açığa çıkarmak.

Storeys synonyms : pitch accent, point up, press home, re emphasise, re emphasize, topicalize, ram home, tonic accent, coating, convolution, downplay, underscore, storying, kat, apartment, layer, underline, coat, floor, prosody, flat, lashers, play down, accent, inflection, accentuate, deck, sentence stress, word accent, crease, emphasise, word stress, covering.

Storeys zıt anlamlı kelimeler, Storeys kelime anlamı

Play up : Daha yüksek sesle çalmak. Vurgulamak. Üzerinde durmak. Daha sesli çalmak. Sorun çıkarmak. Elinden gelenin en iyisini oynamak (spor terimi). Oyun oynamak. Yaramazlık etmek. Abartmak. Belirtmek.

Foreground : Ön. Bilgisayar, sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Önalan. Görünçlüğün önündeki bölüm; öne düşen yerler. dip karşıtı. bazı ikinci, üçüncü sınıf sinemalarda görüntülüğe en yakın sıralar. En öndeki görüntü. Ön plan. Ön plana almak. Önplan.

Lose : Kaçırmak. Yitirmek. Mağlup olmak. Şaşırmak. Kaybetmek. Geri kalmak. Kaybolmak. Geri kalmak (saat). Heba etmek. Zayi etmek.