Tele nedir, Tele ne demek

Tele; Televizyon, Sinema alanlarında kullanılan bir sözcüktür.

Yerel Türkçe'deki anlamı:

İnce ip, iplik.

Hayvanlar için kurulan tuzak.

Giysi yakalarının içine konulan kolalı bez, tela.

Tuzak.

Bir terzi malzemesi: tela.

Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:

Televizyonun, konuşma dilinde kısaltılmışı.

"Televizyon" sözcüğünden kısaltmayla elde edilen ön ek. (Yabancı dillerde téléciné, téléfilm, teleplayer, ve benzerleri bileşiklerde kullanılır).

Yunanca "tele" (uzak, ırak) sözcüğünden alınarak yabancı dillerde bu anlamda ön ek olarak kullanılan ve çeşitli bileşikler (télécommunication, télégraphe, téléphone, télévision; telefilm, telephoto, teleplayer, telerecorder, television; Telefon, Telefoto, Telegrafie, Teleskop, vb.) türeten sözcük.

Teknik terim anlamı:

Ceketlerin göğüs ve yaka kesimlerini sert tutmak amacıyla kullanılan kıl kumaş. ( Uşak.; Güdül Ankara).

Tele ile ilgili Cümleler

  • Sana telefon numaramı vermeyeceğim.
  • Galileo, Ay'a teleskopla bakan ilk kişiydi.
  • O ve onun kızı sık sık kendi evleri içinde birbirlerine cep telefonuyla mesaj attılar.
  • Telefon çaldı ama yanıt vermedim.
  • “Gönlümü gönlümü cahil gönlümü / Bir güzele telef ettim ömrümü”
  • Televizyon izlerken bir sandalyede oturuyordu.
  • Bu teleskopla yıldızlar ve rüyalar görülebilir.
  • Cep telefonum iki kez çalındı.
  • Ben müşteri hizmetleri temsilcisine ulaşmadan önce telefonda 20 dakika beklemek zorunda kaldım.
  • Telefonu kapat.
  • Telefondaki kimdi?
  • Telefonum tekrar çaldı.
  • Telefon numaram 9876-5432'dir.
  • “Siz gelmeyin, ben telefon eder, gelirim.”
  • O, telefon görüşmesi yapmak için birkaç kez masadan ayrıldı.
 

Tele ile ilgili Atasözü veya Deyim

telef etmek : hayvanı öldürmek Mecaz anlamı mahvetmek, yok etmek.

telef olmak : hayvan, ölmek Mecaz anlamı mahvolmak.

telefon etmek (veya açmak) : birini telefonla aramak ve bir şey söylemek.

teleme peyniri gibi : tombul ve beyaz tenli (kadın).

Tele anlamı, kısaca tanımı

Eğitim televizyonu : Televizyonun eğitimde yardımcı bir araç olarak kullanılmasını amaçlayan, eğitim izlenceleri yayınlayan televizyon kolu

El televizyonu : Genellikle iç dalgalıklı, transistorlu, kent akımı ya da pil, akımtoplar, bataryayla çalışan, elde kolaylıkla taşınabilir boy ve ağırlıktaki almaç. (Boyu genellikle 13, 28, 32, 38 cm'dir).

Elem telem etmek : Boş yere dağıtmak, harcamak.

Genç televizyonu : Gençler için izlence hazırlayan televizyon kolu.

Gösterici ışıtaçlı televizyon : Yüksek gerilimli bir eksiuç ışıtacı yardımıyla televizyon görüntülerini görüntülüğe yansıtan almaç çeşidi.

Kablolu televizyon : Televizyon yayınlarını konutlara elektrik, havagazı, su gibi özel bir dağıtım ağıyla ulaştıran dizge.

Kutucuklu televizyon : İçinde, önceden doldurulmuş mıknatıslı görüntü kuşağı bulunan ya da istenilen televizyon izlencesini saptamak üzere boş mıknatıslı görüntü kuşağı taşıyan televizyon kutucuğunu kullanan televizyon kolu.

 

Lamina septi telensefali : Koku yollarına ait ikincil merkezleri içeren yapraklardan her biri.

Mekanik televizyon : Mekanik taramaya dayanan televizyon.

Okul televizyonu : Okullardaki ders izlencelerine uygun biçimde hazırlanmış yayın.

Özgün televizyon oyunu : Herhangi bir metinden uyarlanmamış, doğrudan doğruya televizyon için hazırlanmış oyun.

Papağangillerin gaga ve telek hastalığı : Genellikle genç papağanlarda ve otuz beşten fazla papağangil türünde, teleklerde ve tüylerde bakışımlı distrofi sonucu dökülme ve kellikle birlikte gaga ve tırnaklardaki biçim bozukluklarıyla belirgin bir sirkovirüs enfeksiyonu.

Paralı televizyon : Tecimsei televizyonun kapalı yayınına dayanan, ancak abonelerin izleyebileceği izlenceleri evlerdeki almaçlara eşeksenli kablolarla dağıtan televizyon dizgesi.

Renkli televizyon işlemleri : Renkli televizyonu gerçekleştirmede kullanılan değişik yöntemler. (Bugün başlıca şu üç işlem kullanılmaktadır: NTSC, PAL, SECAM. Bu üç ayrı işlem birbirine çevrilebilmektedir).

Salon televizyonu : Genellikle möbleli, kapaklı, büyük boy almaç.

Septum telensefali : Truncus corporis callosiyle corpus fornicis arasında gerilmiş yarı saydam bölme, septum pellusidum.

Siyah beyaz televizyon : Yalnız siyah ile beyaz arasındaki gri kertelenmesine uygun elektrik akımı kullanarak doğadaki renkleri ancak bu kerteleme içinde aktarabilen televizyon. Renkli televizyon karşıtı.

Taşınabilir televizyon : El televizyonu ile salon televizyonu arasında yer alan, bir yerden bir yere kolaylıkla taşınabilen almaç.

Tecimsel televizyon : Kamu kuruluşu niteliği taşımayan, kazanç amacıyla çalışan, elden geldiğince geniş izleyici yığınına ulaşabilecek niteklikte izlenceler yayınlayan, genellikle tanıtı geliriyle beslenen özel girişim televizyonu.

Tele alışveriş : Malların tüketiciye televizyon veya bilgisayar aracılığıyla tanıtılılıp, telefon veya bilgisayarla sipariş edilerek satıldığı satış biçimi.

Tele pazarlama : Olası müşterileri telefonla arayarak mal ve hizmetleri tanıtma, sipariş alma gibi etkinlikleri içeren doğrudan bir pazarlama yöntemi.

Teleb : Arapça kökenli taleb: talep.

Telebe : Öğrenci. Talebe. Arapça kökenli talebe: talebe.

Telebiyet : Kaçma; kaybolma.

Telefgin : Savurgan.

Telefonlu : Telefonu olan.

Telefonsuz : Telefonu olmayan.

Telefonsuzluk : Telefonsuz olma durumu.

Telefsimek : Yüreği ezilmek : Yüreğim telefsidi.

Telegıraf : Telgraf.

Teleh : Alınyazısı, baht. Telek, kuş, tavuk kanadı. Arapça kökenli tâli': talih.

Telehe : Arapça kökenli Talih.

Telehli : 1.Sanattan anlayan kimse: Oldukça biz de telehliyiz. 2.İnce düşünceli. Düşkün, tutkun. İyi yazgılı, talihli.

Telejector : Film yayın aygıtıyla kullanılan saydam resim göstericisi. (Televizyon izlencelerine saydam resim katmakta kullanılır; "Telejector", tecim adıdır).

Teleklemek : Yapraklarını koparmak.

Telekler : İzmir ilinde, Emiralem bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Telemark tipi kondrodisplazi : Norveç Telemark sığırlarında çenenin kısa olması, dilin ağızdan sarkması, damak yarığı ve bacakların eğriliğiyle belirgin otozomal çekinik özellikte kalıtsal bir hastalık.

Telembe : Tuzlanmış ekşi nar, erik, çağla ve koruk gibi şeyleri ağzı kapalı bir kap içerisinde sallayıp sulandırarak yapılan bir çeşit yiyecek, çerez.

Teleme olmak : Pirinç ya da bulgur pilavında taneler diri kalmak : Bu pirincin pilavı teleme oluyor.

Telemek : Gözetlemek. Pıhtılaşmak. 1.Görmek : Öğretmen beni teleyor. [Bakınız: tehlemek]. Denemek: Telemeden hiç bir şey almam. Terlemek.

Telemen : Az pişmiş yumurta, rafadan.

Telemir : Peynir mayasıyla kestirilmiş sütten yapılan süzülmemiş peynir.

Telemük : Süpürge çöpü.

Telenk : Kuş, tavuk ve benzerleri hayvanların kanat kalemleri.

Telenmek : Alınmak. İp ya da urgan eskimek.

Telensefalon : Beynin arka bölümü.

Telenzepin : Muskarin almaçlarından M1 almaçlarını baskılayarak uyarı geçişini engelleyen bir ilaç.

Teleolojik etik teoriler : Sonuçcu etik öğretiler.

Teleonomi : Genetik olarak tespit edilmiş olayların anlamlı oluşu ve amaca uygunluğu. Bir organizmada bulunan bir yapı ya da işlevin evrimsel bir avantaj olması gereğine bağlılığı düşüncesi.

Teleostei : [Bakınız: kemikli balıklar]. Gerçek kemikli balıklar. [Bakınız: kemikli-balıklar].

Teleostomi : [Bakınız: tükel ağızlılar]. Tükel ağızlılar. [Bakınız: tükel-ağızlılar].

Teleplasti : Meme başının biçim bozukluklarında başvurulan düzeltme operasyonu.

Telerezektoskopi : Meme başı kanalında bulunan üremelerin endoskopik yöntemle tedavisi.

Telerik : Ölen kimsenin arkasında kalan eşyaları, anıları.

Telerme : Yürek çarpıntısı.

Telermek : Nemlenmek, ıslanmak. Kumaş eskimek, incelmek.

Telesemek : 1.Hızlı hızlı solumak. 2.Kaygıyla ivmek. [Bakınız: telezimek]. Yorgunluktan ya da sıcaktan bayılacak gibi olmak.

Telesi : Kaygı, tasa, evecenlik.

Telesik : 1.İvecen. 2.Tez.

Teleskobik kırık : Kırık uçlardan birinin diğeri içerisine tamamen girdiği kırık türü.

Telesmeğ : İvmek.

Telesmek : Hızlı hızlı solumak. Kaygıyla ivmek. [Bakınız: telesemek]. İvmek. Acele etmek. Sıkılmak, acele etmek. Solumak; soluk soluğa kalmak.

Telesük : Tez, ivecen: Telesük gidir.

Teleşmek : Ağlamak.

Teletür : Çok zayıf kişi.

Teletüs : Yarımyamalak, üstünkörü.

Televisor : İskoçyalı John Logie Baird'in 1922'de Nipkow tekerine dayanarak tecimsel olarak gerçekleştirdiği ilk televizyon almacı.

Televizon : Televizyon.

Televizyon belgesi : Televizyon almacı iyelerinin, almaçlarını ilgili yere yazdırmaları karşılığında aldıkları belge. (Türkiye'de, 3222 sayılı Telsiz Yasasına göre, almaç iyeleri, PTT'den "Genel Telsiz Telefon Neşriyatını Almağa Mahsus Tesisata Ait Ruhsatname" adıyla bu çeşit bir belge almak zorundadırlar).

Televizyon bildirmeni : Televizyon için haber derleyen gazeteci. Derlediği haberleri televizyonda kendi sunan gazeteci.

Televizyon dergisi : Televizyonla ilgili konularda yayınlarda bulunmak üzere çıkarılan dergi.

Televizyon derneği : Televizyon izleyicilerinin kurduğu ve televizyon sanatını tanıtmak, sevdirmek, televizyon bilgi ve kültürünü vermek amacını güden kuruluş.

Televizyon dilbilgisi : Televizyon dilinin kullanılışında, uygulanışında göz önüne alınan kurallar.

Televizyon dili : Televizyonun bir anlatım aracı olarak taşıdığı özellik ve olanakların, kendine özgü sözcük dağarcığının, bunların kullanılış biçiminden doğan deyişin oluşturduğu dil. Televizyonun gereklerine uygun anlatım yolu.

Televizyon dünyası : Televizyoncuların, televizyon kuruluşlarının oluşturduğu çevre.

Televizyon enstitüsü : Televizyon araştırma, inceleme, öğretimini amaçlayan yüksek öğretim kurumu.

Televizyon estetiği : Televizyonu güzel sanatların bir dalı olarak ele alıp, televizyondaki yaratma çabasının dayandığı temelleri, kuralları en geniş biçimde inceleyen, bu incelemelerden bir genellemeye varmaya çalışan estetik dalı.

Televizyon gerçek : Sinemadaki Sinema-Gerçek akımlarının televizyona uygulanmışı.

Televizyon girişi : Bazı almaçlarda mıknatıslı görüntü aygıtı ya da kapalı yayında televizyon alıcısından gelen kablonun bağlandığı yuva.

Televizyon göstericisi : Bir televizyonun verdiği görüntülerin kalabalık topluluklarca izlenmesini sağlayan özel yapıda gösterici.

Televizyon gösterimi : Televizyon yayınının kalabalık izleyici topluluklarınca izlenmesini sağlamak üzere, televizyon görüntüsünün yeterli ışıklılığını koruyacak nitelikteki özel, büyük bir görüntülüğe yansıtılmasıyla gerçekleştirilen gösterim.

Televizyon gösterisi : Televizyonda gösterilmek üzere hazırlanan ve televizyon yayınlarının özelliğini taşıyan gösteri.

Televizyon hakkı : Bir filmin televizyonda gösterimini sağlayan hak; televizyonda yayın hakkı. Herhangi bir yapıtın televizyonla yayınlanmasını sağlayan hak.

Televizyon imi : Televizyon alıcısından çıktıktan sonra işlenen, alıcıdan gelen resim imine, eşleme ve boşluk imlerinin eklenmesinden oluşan, böylelikle yayına hazır duruma gelen karmaşık resim imi.

Televizyon işleyimi : Televizyon yayınlarının hazırlanmasını, yayınlanmasını gerçekleştiren, buna ek olarak televizyon araç ve gereçlerinin üretilmesini sağlayan işleyim kolu.

Televizyon iyesi : Televizyonu olan ve bunun için televizyon belgesi alan kimse.

Televizyon izi : Mıknatıslı görüntü kuşağı ya da televizyon plağında televizyon iminin oluşturduğu iz.

Televizyon kılavuzu : Filmlerin televizyonda gösterimi için film yayıncısına gerekli bilgileri veren kılavuz çeşidi.

Televizyon kitaplığı : Televizyonla ilgili yayınların bir araya toplandığı kitaplık.

Televizyon kukla gösterisi : Televizyon yoluyla kukla gösterisi.

Televizyon kuramcısı : Televizyon kuramı alanında çalışan düşünür.

Televizyon kuramı : Televizyondaki yaratma çabalarına yön veren, televizyon yapıtlarının dayandığı ilkeleri açıklayan görüş, düşünü, tutumların uyuşumlu bir dizge içinde ortaya konmasından oluşan bilgi.

Televizyon kültürü : Televizyonla ilgili konularda yeterli genel bilgilerin tümü.

Televizyon oyuncusu : Televizyon oyunlarında çalışan oyuncu.

Televizyon öğretimi : Televizyon diline yabancı olan kimselere bu dilin özelliklerini öğretmek, televizyonu bir anlatım aracı ve sanat olarak belletmek amacını güden öğretim.

Televizyon öğretmeni : Televizyon ya da televizyonculuk öğretimiyle uğraşan kimse.

Televizyon plağı : Üzerinde resim ve bununla ilgili ses bilgileri taşıyan ve bir televizyon almacında izlenebilen plak.

Televizyon plakçaları : Televizyon plağını okuyan öz yapıdaki plakçalar.

Televizyon sanatçısı : Televizyon sanatının ürünlerini veren kimse.

Televizyon sanatı : Herhangi bir kavramı, bir düşünceyi, bir konuyu, devinimli resimler (görüntüler) yardımıyla ortaya koymak amacını güden sanat dalı. (Televizyon sanatçısı bu çalışmayı gerçekleştirirken televizyon araç ve gereçlerinin sağladığı olanaklardan yararlanır; görüntünün öğelerini en uygun biçimde düzenleyip kullanarak televizyon ürününü gerçekleştirir. Sinemadan değişik olarak televizyon sanatında canlı yayın, yani gerçek ya da görünçlüklemeye dayanan herhangi bir olguyu ortaya çıktığı anda aktarma büyük bir önem kazanır ve televizyona özgüdür. Televizyon kurgusu da sinema kurgusundan ayrılır ve sıcağı sıcağına, aralıksız bir çabayla ortaya çıkar. Televizyonun, sinemaya göre küçük görünçlüğü ve değişik türleri de televizyon sanatının kendine özgü niteliğini yansıtır).

Televizyon takımı : Bir televizyon izlencesini hazırlayan uygulamanlar, işçiler, oyuncular, sanatçılar topluluğu.

Televizyon tarihçisi : Televizyon tarihi üzerine araştırma ve inceleme yapan kimse.

Televizyon tarihi : Televizyonun bulunuş, doğuş, gelişme evrelerini konu alan tarih dalı.

Televizyon toplumbilimi : Televizyonun toplum içindeki yer ve etkisini, toplumbilimsel özelliklerini inceleyen bilim kolu.

Televizyon türesi : Televizyon çalışmalarını düzene bağlayan türe kurallarından oluşmuş türe dalı.

Televizyon türleri : İzlencelerin belli bir konuyu işlerken kullandığı gerece, çeşitli öğelerin kullanılış biçimine, belli bir konuyu ele alış açısına göre ortak yönleri bulunarak yapılan kümelendirme sonunda ortaya çıkan bölümler. Başlıca türler belgesel (haber izlencesi, belgesel izlence, gezi-görüşüm, magazin izlencesi), okul televizyonu, açık oturum, yuvarlak masa izlenceleri, spor izlencesi, televizyon oyunu, dinletiler, eğlence izlenceleri, yarışma izlenceleri, hava durumu, tanıtıdır. Ayrıca, özellikle, spor karşılaşmalarının, tiyatro, opera, eğlence yerlerinin canlı yayınları ile her çeşit film gösterimi de önemli bir yer tutar).

Televizyon uygulayımı : Bir televizyon izlencesini gerçekleştirmek bu izlenceyi yayına hazırlamak için başvurulan uygulayımsal araçların ve yöntemlerin tümü.

Televizyon yapıtı : Bir düşünce, yaratı ürünü olarak televizyon izlencesi. Türe açısından "fikir ve sanat eseri" niteliği taşıyan ürün.

Televizyon yasası : Bir ülkedeki televizyon çalışmalarını ya da bu çalışmaların yalnız bir bölümünü düzene bağlamak amacıyla çıkarılmış yasa.

Televizyon yayacı : Televizyon izlencelerini yayan yayaç.

Televizyon yayın markaları : Televizyon yayınlarında kullanılan sözlü, resimli ya da hem resimli hem sözlü markalar.

Televizyon yazınlığı : Televizyon üzerine yayımlanmış kitap ve süreli yayınların tümü.

Televizyon yinelenimi : Radyo yinelenimleri sınırı içinde yer alan ve televizyon yayınlarında kullanılan yinelenim.

Televizyon yolu : Mıknatıslı görüntü kuşağı ya da televizyon plaklarında televizyon iminin yer aldığı daracık yol.

Televizyona alma : Yayınlanacak konuyu alıcıyla saptama.

Televizyona almak : Televizyona alma eylemi.

Televizyonagider : Bir kimsenin, bir nesnenin, bir varlığın ya da görünümün, görünüş ya da işleniş bakımından televizyona yatkın olması, televizyonda iyi sonuç vermesi niteliği.

Televizyonagiderlik : Televizyonagider olma durumu.

Televizyonculuk okulu : Televizyonculuk öğretimi yapılan, televizyon uygulamanları, oyuncuları, sanatçıları yetiştiren öğretim kurumu.

Televizyonculuk öğretimi : Televizyonun herhangi bir dalında televizyoncu yetiştirmeyi amaçlayan öğretim.

Televizyonculuk uğraşı : Televizyonun çeşitli kollarından herhangi birinde yapılan iş, uğraş konusu.

Televizyonda gösterim : Bir filmin izleyicilere televizyonda sunulması.

Televizyonla eğitim : Televizyonun görsel-işitsel etki ve olanaklarından yararlanarak çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin gereksemelerini karşılamak üzere televizyon yolu ile yapılan eğitim. Kimi okul ve üniversitelerde, özellikle kalabalık sınıflarda birtakım derslerin kısa dalgalı televizyon programları ile verilmesi.

Televizyonla öğretim : Ders izlencelerinin televizyon yayınlarıyla uygulanması.

Televizyonla tanı : Doktor ile hastanın televizyon iletişimi yardımıyla karşılaştırılmaları sonucu gerçekleştirilen tanı.

Televizyonla yayım : Bir yapıtın, resim ve aynı zamanda ses ve im taşıyan araçlar yardımı ile yayımı.

Televizyonla yayım hakkı : Televizyonla yayım için yapıt iyesine tanınmış hak.

Televizyonla yayınlama : Herhangi bir izlencenin, yapıtın televizyon aracılığıyla almaçlara ulaştırılması.

Televizyonla yayınlamak : Televizyonlu yayınlama işi.

Televizyonlu bakaç : Yansımalı bakaçların, kapalı yayınla birleştirilmiş biçimi (Bu durumda ortaya bir elektronik bakaç çıkar. Bu bakaç, alıcının optik bakacına elektroniğin uygulanmasıyla geliştirilmiştir).

Televizyonlu telefon : Telefon ile televizyonun birleşmesinden oluşan ve karşılıklı konuşan kimselerin birbirlerini ufak bir televizyon görüntülüğünde izlemelerini sağlayan aygıt. (Çeşitli ülkelerde değişik tecim adlarıyla (Visiophone, Picturephone. . .) ortaya sürülmüştür).

Televizyonluk : Televizyona özgü olan, televizyon özelliği gösteren, televizyona gider özellikleri bulunan. Televizyon yayınlarının herhangi bir gereç (film, mıknatıslı görüntü kuşağı, televizyon plağı, vb.) üzerine saptanmış olarak saklandığı, korunduğu, sıralandığı yer.

Televizyonsever : Televizyon sanatını, kültürünü benimsemiş, televizyona bundan dolayı bağlı olan kimse; televizyonu bilerek seven izleyici.

Televon : Telefon.

Televsimek : Yorgunluktan ya da sıcaktan bayılacak gibi olmak. Sersemlemek.

Teleye almak : Ceketi astarlamak. (Aksaray Niğde).

Teleyh : Telek; kuş, tavuk ve benzerleri nin kanadı. Kümes hayvanları ve kuşların iri kalın tüyleri.

Teleyh sahal : Uca doğru köşe yaparak incelen sakal.

Telezimek : 1.Yorgunluktan ya da sıcaktan bayılacak gibi olmak. 2.Sabırsızlanmak. 3.Zayıflamak, güçsüzleşmek. 4.Çan çekişmek. 5.Aşırı, taşkın davranışlar yapmak : Çocuklar teleziyip duruyor. Yorgunluktan bitkin düşmek. Cılızlaşmak, zayıflamak.

Tıp televizyonu : Tıp çalışmalarını, özellikle ameliyatları ilgililere aktaran televizyon kolu.

Türkiye radyo televizyon kurumu : TRT. Türkiye'de 1961 Anayasasına göre, 24.12.1963 gün, 359 sayılı yasayla kurulan, radyo ve televizyon yayınlarının tekelini elinde bulunduran, bu yayınları yürütmekle görevli, tüzel kişiliği olan, özerk, kamu iktisadi teşekkülü. (Ancak, kurumun özerkliği, 29 Şubat 1972 gün, 1568 sayılı yasayla kaldırılmıştır. TRT'de televizyon çalışmaları, doğrudan doğruya Genel Müdüre bağlı olan TRT Televizyon Dairesi'nce yürütülür. Birinci Beş Yıllık Plan dönemi olan 1962-1967 arasında Türkiye'de televizyon kurulması öngörülmediği halde, televizyon çalışmaları Batı Almanya'nın uygulayımsal yardım çerçevesinde verdiği televizyon araç ve gereçleriyle 1966'da Ankara'da kurulan ufak bir televizyon işliğiyle başladı. 1968 yılı sonuna dek kapalı yayın biçiminde sürdürülen ve televizyoncu yetiştirmeyi amaçlayan çalışmalardan sonra, 31.1. 1968'de TRT Ankara Televizyonu'nun açık yayına geçmesiyle, İstanbul Teknik Üniversitesi Televizyonu'nun dışında Türkiye'de ilk kez televizyon yayınları başladı).

Ulusal televizyon dizgesi kurulu : ABD'de Federal İletişim Kurulu'nun televizyonla ilgili çalışmalarını yürüten, özellikle televizyon yayın ölçünlerini ve ABD'deki NTSC renkli televizyon işlemini gerçekleştiren kolu.

Uydu televizyonu : Bir yer yayacının aracılığına gerek kalmaksızın doğrudan doğruya bir televizyon uydusundan izlencelerin alınabilmesini sağlayan yayın çeşidi.

Üçboyutlu televizyon : İki mercekli alıcı yardımıyla elde edilen çift resimlerin yayınlanması ve bunların almaç görüntülüğünde gözlükle izlenmesine dayanan işlem.

Ankesörlü telefon : Kutulu telefon.

Araç telefonu : Taşıtlar için geliştirilmiş telefon, mobil telefon.

Cep telefonu : Kişinin yanında taşıyabildiği, kablosuz telefon, mobil telefon.

Cep televizyonu : Çok küçük boyutta veya cebe sığabilecek küçüklükteki televizyon.

El telefonu : Cep telefonu.

Kartlı telefon : Kontör yüklenerek kullanılan cep telefonu.

Kontörlü telefon : Konuşma süresini gösteren sayaçlı telefon.

Kutulu telefon : Halkın kullanımına sunulan, para, jeton veya manyetik özelliği olan, kartla çalışan telefon, ankesörlü telefon.

Mobil telefon : Araç telefonu. Cep telefonu.

Özel televizyon : Kişi veya kuruluşlara ait televizyon kanalı.

Renkli televizyon : Renkleri olduğu gibi ekrana yansıtan televizyon sistemi veya aleti.

Telef : Hayvanı yok etme, öldürme. Boş yere harcama, yıpratma.

Telefat : Hastalık, afet vb. sebeplerle hayvanların toplu ölümü.

Teleferik : Birbirinden uzak iki yüksek yer arasında, havada gerilmiş bir veya birkaç çelik halat üzerinde kayarak hareket eden asılı taşıt.

Telefon : Konuşmaları ileten ve yansıtan düzenek. Birbirinden uzakta bulunan kişilerin konuşmasını sağlayan aygıt.

Telefon diplomasisi : Devletler arası ilişkilerde telefon aracılığıyla kurulan görüşme yolu.

Telefon direği : Telefon tellerinin aktarımı için dikilen ağaç veya metal direk.

Telefon hattı : Telefon tesisini ve iletişimini sağlayan tel örgü ağı.

Telefon kabini : Telefon kulübesi.

Telefon kartı : Telefon edebilmek için kullanılan, manyetik gücü ile telefon makinesini çalıştıran kart.

Telefon kulübesi : Şehir veya mahallelerin belli yerlerinde telefon edilebilecek özel yer, telefon kabini.

Telefon rehberi : Belirli il, ilçe veya kurumdaki telefon numaralarının sahiplerini alfabetik sıraya göre gösteren kitap.

Telefon santrali : Aynı merkeze bağlı ve iletişim akışı için giriş ve çıkışın otomatik olarak yapılmasını sağlayan sistem. Bu sistemin kurulu bulunduğu yer.

Telefon sapığı : Telefonla sürekli tacizde bulunan kimse.

Telefoncu : Telefon düzeni kuran veya telefon onaran kimse. Santral memuru, santralci. Özellkle cep telefonu alıp satan kimse.

Telefonculuk : Telefon kuruculuğu veya onarıcılığı. Telefon santrali memurluğu.

Telefonlaşma : Telefonlaşmak işi.

Telefonlaşmak : Birbiriyle telefonda konuşmak.

Telefonometre : Telefon konuşmalarının süresini ve sayısını gösteren sayaç.

Telefotografi : Fotoğraf, resim, yazı vb. durağan görüntülerin elektrik akımıyla uzaklara iletilmesi yolu.

Telegraf : Bakınız telgraf. Mors alfabesi kullanılarak haberleşmeyi sağlayan eski bir teknoloji cihazı.

Telek : Kuşların gövde, kanat ve kuyruğunda bulunan, uçma, örtü ve kuyruk telekleri olarak üçe ayrılan, çeşitli renklerde kalın eksenli tüy.

Telekart : Telefon etmek için kullanılan kart.

Teleke : Uzun ve sert kanat telekleri.

Telekız : Telefon ile iletişim kurarak fuhuş yapan kötü kadın.

Telekinezi : Uza devim.

Telekomünikasyon : Haber, yazı, resim, sembol veya her çeşit bilginin tel, radyo, optik vb. elektromanyetik sistemlerle iletilmesi, bunların yayımı veya alınması, uz iletişim.

Telekonferans : Ses ve görüntünün uzağa iletilmesi yoluyla katılanların bir arada olmamalarına karşın birbirleriyle konuşup görüşebildikleri elektronik konferans türü.

Teleks : Telsiz ve telem araçlarına uzaktan haber yazdırma düzeni.

Teleksçi : Teleks görevlisi.

Teleksçilik : Teleksçinin işi veya mesleği.

Telem : Bir metnin doğrudan doğruya gönderilmesini ve alıcı olarak basımevi harfleriyle yazılmasını sağlayan araç.

Teleme : Teleme peyniri.

Teleme peyniri : Tuzsuz ve yumuşak bir peynir türü, teleme.

Telemetre : İki nokta arasındaki uzaklığı ölçmeye yarayan gereç. Uzaklık gösteren değerlerin aktarılmasına yarayan araç. Fotoğraf makinelerinde, çekimi yapılacak nesneye olan uzaklığı belirterek bunun ayarını yapan düzen.

Telemetri : Uzaklık ölçümü. Ölçü değerlerinin veya verilerin haberleşme araçları yardımıyla uzak mesafelere otomatik olarak aktarılması.

Teleobjektif : Uzaktaki cisimlerin çok yakın görüntülerinin elde edilmesini sağlayan, çok uzun odaklı mercek türü.

Teleoloji : Erek bilimi.

Teleolojik : Erek bilimsel.

Telepati : Birinin düşündüklerini veya uzakta geçen bir olayı hiçbir bağlantı olmadan algılama, uza duyum.

Telepatik : Telepati ile ilgili.

Teleradar : Televizyon aracılığıyla radar görüntüsü alma işi.

Teles : Yıpranmış, hırpalanmış bir biçimde telleri, lifleri meydana çıkmış.

Telesekreter : Telefon cihazının içinde yer alan, arayanların mesajlarını kaydeden araç.

Telesime : Telesimek durumu.

Telesimek : Yorulmak, güçsüz kalmak, yorgunluktan bayılacak duruma gelmek. Zayıflamak.

Telesinema : Bir sinema filmini televizyonda göstermeye yarayan cihaz. Televizyonda filmleri iletme ve yansıtma işi ile uğraşan bölüm.

Telesiyej : Kayakçıları veya turistleri sürekli hareket hâlindeki bir kabloya asılı oturma yerlerinde taşıyan bir teleferik türü.

Teleskobik : Teleskop aracılığıyla yapılan. Birbiri içine girebilen, boyu uzayıp kısalabilen araç.

Teleskop : Sonsuzdaki bir nesnenin gerçek görüntüsünü, içbükey bir aynadan yapılmış merceğinin odak düzleminde veren ve gök bilimiyle ilgili gözlemlerde kullanılan optik aygıt, gözlemci, ırakgörür.

Teleüt : Batı Sibirya'da yaşayan bir Türk topluluğu.

Teleütçe : Teleüt Türkçesi. Bu Türkçeyle yazılmış olan.

Televizyon : Vericiden iletilen dalgaların görüntü ve ses olarak görünmesini ve duyulmasını sağlayan aygıt, televizyon alıcısı.

Televizyon alıcısı : Televizyon.

Televizyon bandrolü : Televizyon alıcısı ile birlikte verilen ve alıcının vergisinin ödenmiş olduğunu gösteren belge.

Televizyon dizisi : Dizi film.

Televizyon filmi : Televizyonda gösterilmek için hazırlanmış film.

Televizyon oyunu : Televizyonda gösterilmek için hazırlanmış oyun.

Televizyon programı : Televizyonda sunulan, haber, müzik, eğlence gibi kendi başına bir bütün oluşturan yayınlardan her biri.

Televizyon verici istasyonu : Televizyon yayını yapmak üzere donatılmış her türlü hareketli veya sabit tesis.

Televizyon yayını : Televizyon verici istasyonlarının aracılığıyla alıcılara ulaştırılan yayın düzeni.

Televizyoncu : Televizyon satan kimse. Televizyon onarıcısı. Televizyon kuruluşunda çalışan görevli kimse.

Televizyonculuk : Televizyon yapma, onarma veya satma işi. Televizyoncunun yaptığı iş.

Telsiz telefon : Elektromanyetik dalgalar yardımıyla çalışan telefon, radyotelefon.

Yerel televizyon : Belirli bir bölgeye yayın yapan televizyon kanalı.

Diğer dillerde Tele anlamı nedir?

İngilizce'de Tele ne demek ? : tele, tele-