Whether or türkçesi Whether or nedir

Whether or ile ilgili cümleler

English: Ali couldn't remember whether or not he'd paid the gas bill.
Turkish: Ali benzin faturasını ödeyip ödemediğini hatırlayamadı.

English: Ali is having trouble deciding whether or not to go there.
Turkish: Ali oraya gidip gitmemeye karar vermede zorluk yaşıyor.

English: Ali still doesn't know whether or not he wants to study.
Turkish: Ali çalışmak isteyip istemediğini hâlâ bilmiyor.

English: Ali couldn't remember whether or not he'd locked the door.
Turkish: Ali kapıyı kilitleyip kilitlemediğini hatırlayamadı.

English: Ali is having trouble deciding whether or not he really needs to go.
Turkish: Ali gerçekten gitmesinin gerekip gerekmediğine karar vermekte sorun yaşıyor.

Whether or ingilizcede ne demek, Whether or nerede nasıl kullanılır?

Whether : -ip. -se de -mese de. -mek veya -memek. -meyip -mediği. -ip -mediği. -meyeceğini. Eğer. -ip -meyeceği. Olup olmadığını. -mayıp -madığı.

Or : Ya. Bilemedin. Altın sarısı. Yahut. Veyahut. Veya. Yöneylem araştırması. Ya da. Yoksa.

Whether or no : -sa da -masa da. Ne olursa olsun. Olmalı. Olsa da olmasa da. Olmak zorunda. Her halükarda.

Whether or not : Olsa da olmasa da. -sa da -masa da (yapsa da yapmasa da gibi).

 

Whether he goes or not : Gitse de gitmese de.

Whether you like or not : Beğen ya da beğenme.

İngilizce Whether or Türkçe anlamı, Whether or eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Whether or ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Necessity : Zaruret. Lüzum. Zorunlu durum. Olayların iç özlerindeki düzenlilik, yasalılık ve yapı gereği, belli koşullar altında ortaya çıkması kaçınılmaz olan şey. insanın doğa ve toplumun nesnel yasalarına bağımlı olması durumu. Gereklilik. Hukuk, sosyoloji alanlarında kullanılır. Kaçınılmazlık. Zorluk. Gereksinim. Tümdengelimci bilimlerde öncüllerden çıkarım yoluyla türetilmiş sonuçların öncüllerle bağdaşması ya da bir durumun gerçekleşmesinin mantıksal kaçınılmazlığı.

Involvement : Bağlılık. İlişki. Bulaşma. Sarma. Bir araştırma takımını oluşturan kişilerin üzerlerine aldıkları işlev ya da üstlence. Dahil olma. İlgilenim. İlgi. Dahiliyet.

Exigence : Mecburiyet. Zorunluluk. Acil durum. Gereklilik. İhtiyaç.

Involvements : Bağlılık. Bulaşma. Dahiliyet. Sarma. İlişki. Dahil olma. Bağlanma. Karışma. İlgilenim.

Exigency : Acil durum. Gereklilik. İhtiyaç. Gereksinim. Ani hareket gerektiren durum. Zaruret. Mecburiyet. Zorunluluk. Aciliyet.

Needed : İstenen. İhtiyaç duyulan. Gereken. Lazım.

Necessary : Lüzumlu. Gereken. Lazım. Zorunlu. Vacip. Lazım olan. Gerekli. Kaçınılmaz. Vazgeçilmez. Muhakkak.

Exigences : Gereklilik. İhtiyaç. Acil durum. Mecburiyet. Zorunluluk.

Offer : Açmak (savaş). İkram etmek. Sözleşmeyi yapabilmek için karşılıklı olarak ileri sürülen gerekli istem. İktisat, ekonomi alanlarında kullanılır. Öneri. Fiyat teklifi. Vermek. İcap. Arzetmek.

Occasion : Vesile. Nedence. Lüzum. Uygun zaman. Sebep. Özel durum. Fırsat. Önemli gün. Hal. Sebep olmak.

Whether or synonyms : exigencies, neither, requirement, necessities, occasioning, need.