Ödün nedir, Ödün ne demek

Ödün; Gümrük alanında kullanılan bir sözcüktür. Dil bilgisi yönünden Türkçe'de isim olarak kullanılır.

  • Uzlaşmaya varabilmek için hak, istek veya savlarının bir bölümünden, karşı taraf yararına vazgeçme, ödünleme, ivaz, taviz

Teknik terim anlamı:

Bir ülkenin yaptığı anlaşma ile, başka ülke ya da ülkelerin mallarına uygulanacak bildirmelik yönünden tanıdığı ayrıcalık.

Ödün ile ilgili Cümleler

  • Ödünç alabileceğim bir kravatınız var mı?
  • “Kısa ve uzun vadeli hiçbir ödünç alma imkânı yoktu.”
  • Başka birine ödünç vermemen koşuluyla, bu CD'yi sana ödünç vereceğim.
  • “Karşılıklı ödünler vererek hoşgörü havası içinde dostluklarını sürdürüyorlardı.”
  • Ödünç alabileceğim büyük bir kâseniz var mı?
  • Ödünç alabileceğim bir mektup açacağın var mı?
  • Kaç tane kitap ödünç alabilirim?
  • Onun onu bana ödünç verip vermeyeceği umurumda değil.
  • Ali artık Mary'den ödünç para almaması gerektiğini biliyor.
  • Ödünç alabileceğim bir çim biçme makinen var mı?
  • Yeterli paran yoksa, sana biraz ödünç veririm.
  • “Kalabalığa verilen her ödün, verenleri kendi benliğinden, kişiliğinden uzaklaştırıyor.”
  • Ödünç alabileceğim bir benzin bidonun var mı?
  • Ali ödünç aldığı parayı geri ödemek istiyor.
  • Ödünç alabileceğim bir Fransızca sözlüğün var mı?
  • Tom'a ödünç para vermenin bir hata olacağını düşünüyorum.
 

Ödün ile ilgili Atasözü veya Deyim

eşek eşeği ödünç kaşır : “çıkarcı, başkasına yardım ederken ileride onun da kendisine yardım edeceğini düşünür” anlamında kullanılan bir söz.

kavgada kılıç ödünç verilmez : “kişi, savunma silahını başkasına verip kendisini savunamayacak ve yenilgiye uğrayacak duruma düşmemelidir” anlamında kullanılan bir söz.

ödün vermek : ödünle uzlaşma sağlamak.

ödünç almak : ödünçlemek.

ödünç vermek : birine geri alınmak üzere mal, para, eşya ve benzerleri vermek.

Ödün kısaca anlamı, tanımı

Belgeler karşılığı ödünç verme : Tecimsel değer ve nitelikteki belgeler karşılığı verilen ödünç paralar

Belgit karşılığı ödünç verme : Pay ve borç belgitleri ve benzeri taşınabilir değerler tutulanarak verilen ödünç paralar.

Browne ödünç verme yöntemi : N. E. Browne tarafından bulunan ve okuyucu kartlarıyle yapılan ödünç verme yöntemi.

Dickman ödünç verme yöntemi : Newark yönteminin basitleştirilmiş ve yalınlaştırılmış biçimi.

Eksik karşılıklı ödün ilkesi : Tarafların gelişmiş ve az gelişmiş ülke olması durumunda ilk karşılıklı ödünden sonra da az gelişmiş ülkenin tarifelerinin gelişmiş ülkenin tarifesine göre yüksek olabilmesine izin veren ilke. karşılığı karşılıklı ödün ilkesi.

Fotoğrafla ödünç verme yöntemi : Ödünç vermeyi 35 mm.lik film üzerine fotoğrafla saptama yöntemi.

Islington ödünç verme yöntemi : Browne yönteminin geliştirilmiş ve mekanize edilmiş biçimi.

İşlem kartlı ödünç verme : Kitaplar ödünç verilirken ceplerine numaralı işlem kartları yerleştirme temeline dayanan ödünç verme yöntemi.

 

Karşılıklı ödünsüzlük ilkesi : Gelişmiş ülkelerin az gelişmiş ülkelerden tarifeleri veya diğer dış ticaret engellerini azaltmalarını veya kaldırmalarını isteyememe ilkesi.

Kitaplıklararası ödünç verme : Bir kitaplık dermesinden, başka kitaplıkların okuyucularının da yararlanmasını sağlamak amacıyla kitaplıklar arasında gerçekleştirilen ödünç kitap alıp verme işlemi.

Kitaplıklararası ödünç verme bölümü : Kitaplıklarda, kitaplıklararası ödünç verme işleminin yürütüldüğü yer.

Mal karşılığı ödünç verme : Elde bulunan mal değerinin % 50-% 80 si mal tamamı tutulanarak karşılığında verilen ödünç para.

Markayla ödünç verme : Kitaplıktan kitap alma işleminin marka ile yürütüldüğü düzen.

Menkul değer ödünç işlemleri : Aracı kurum ile müşteri arasında düzenlenen sözleşmede belirlenen esaslar çerçevesinde, ödünç veren taraftan yoktan satış için ödünç alan tarafa, belirli bir dönem için taşınır değerlerin verilmesi ve aynı tür taşınır değerlerin fazlasıyla geri alınması.

Newark ödünç verme yöntemi : Ödünç vermeyi kitap kartı ile yapmayı öngören bir yöntem.

Ödün çizelgesi : Uluslararası antlaşmalarla, başka ülkelere verilmiş bildirmelik ödünlerini bir arada gösteren çizelge. (Bugün bu ödünler genellikle GATT çerçevesinde alınıp verildiğinden, ödün çizelgesi denince, bu antlaşmaya göre verilen ve ona ekli olan çizelge anlaşılır.).

Ödüncce : Ödünç olarak.

Ödüncü : Ödün veren, tavizci, tavizkâr.

Ödüncülük : Ödüncü olma durumu, tavizcilik, tavizkârlık.

Ödünç alan : Borç para alan kişi.

Ödünç ayırcası : Konut bankalarınca özel olarak kurulan ve konut edinmek isteyenlere kolay koşullarla ödünç vermekte kullanılan ayırca.

Ödünç sermaye : İşletme dışındaki kişi veya kurumlardan işletmenin borçlandığı sermaye.

Ödünç tavanı : Bir konut bankasının, konut edinmek isteyenlere edineceği konutun büyüklüğüne ve ederine göre yapabileceği en büyük akçal yardım.

Ödünç verilebilir fon istemi : İktisadi karar birimlerinin belli bir dönemde, farklı faiz oranlarından ödünç almak istedikleri fon miktarı.

Ödünç verilebilir fon sunumu : Bir ekonomide, belli bir dönemde, farklı faiz oranlarından verilmek istenen ödünç fon miktarı.

Ödünç verilebilir fonlar : Para piyasasına sunulan diğer bir deyişle ödünç verilmeye hazır durumdaki parasal kaynaklar.

Ödünç verilebilir fonlar piyasası : Ödünç verilebilir fonların sunum ve istemlerinin karşılaştığı her türlü ortam.

Ödünç verme : Belli bir süre sonra geri ödemek koşuluyla bir başkasına para ya da mal verme. Kitaplıktan dışarı çıkarılmasında sakınca görülmeyen gereçleri, belirli bir süre için, kitaplık dışında yararlanmak üzere okura verme. Öneli geldiğinde geri alınmak ve ürem sağlamak amacıyla belirli bir süre için ödünç para verme.

Ödünç verme ayırcası : Borç olarak verilebilecek paranın niceliğini gösteren sınır.

Ödünç verme işlemi : Kitabın belirli süre için bir okuyucuya ödünç verilmesi ile ilgili olan ve kitabın, kim tarafından alındığını, ne zaman geri getirilmesi gerektiğini belirten kaydı tutma işi.

Ödünç verme kayıt yöntemi : Kitaplıktan belirli süre için ödünç verilen gerecin izlenmesini sağlayacak kayıt yöntemi.

Ödünç verme yöntemi : Okuyucuya ödünç verilecek kitaplık gereçleriyle ilgili kaydın tutulma biçimini saptayan yöntem, a. bk. işlem kartlı ödünç verme, markayla ödünç verme, çekli ödünç verme, Newark ödünç verme yöntemi, Dickman ödünç verme yöntemi, Islington ödünç verme yöntemi, fotoğrafik ödünç verme yöntemi, delikli kartla ödünç verme yöntemi, ses-kayıt ödünç verme yöntemi.

Ödünççü : Borç para veren kişi.

Ödünçlemek : Ödünç olarak alınmak. Başka bir dilden söz almak, bütünüyle özümsemek.

Ödünçlenme : Ödünçlenmek işi.

Ödünçlenmek : Ödünç alıp vermek.

Ödünçlerine : Yazıya, koşuğa ayet ya da hadis katmakla anlatımı bezeme: / Zalimlere bir gün dedirir kudret-i Mevlâ / Tallahi lekad aserek-allâhu aleyna. (Ziya Paşa).

Ödünçleşmek : Karşılıklı ödünç alıp vermek.

Ödünleme sinirce : Özellikle dönüşümce ve kaygı durumlarında olduğu gibi örgensel ya da ruhsal bir sarsıntı yüzünden ortaya çıkan sinirce. 2-(Kempf) Güçsüzlük ya da toplumsal bir özlemi elden kaçırma korkusuyle başarı ve toplumsal üstünlük elde etmek için aşırı çaba gösterme.

Ödünleyici özellik : Eksik ya da zayıf olan bir özelliği dengelendirmek için belirgin ve güçlü olarak gelişen başka bir özellik.

Ödünleyici tepke : Bedenin tümü ya da önemli bir parçasının dengesi bozulduğunda yapılan hızlı ve düzeltici devinimler.

Ödünlü tarife oranları : İki veya daha çok sayıda ülke arasında bir ticaret anlaşmasıyla bu ülkelerin birbirlerinden yaptıkları dışalım mallarına normal tarifelerinden daha düşük uyguladıkları tarife oranları.

Ödünlü vergi oranı : Bir ülkenin başka bir ülkeyle yaptığı iki yanlı bir antlaşma ile belli edilen gümrük vergisi düzeyi.

Ödünlülük : Ödünlü olma durumu, ivazlılık.

Ödünsüzce : Ödünsüz bir biçimde, ivazsızca.

Ödünü almak : Korkutmak.

Ödünü sıdırmak : Korkutmak.

Ödünü sıdurmak : Ödünü koparmak, patlatmak.

Ses kayıt ödünç verme yöntemi : Ödünç verme kaydının sesle bir şerit ya da diske saptanması temeline dayanan yöntem.

Son ödünç verici : Fon açıklarının piyasadan karşılanamaması durumunda, son başvuru mercii olarak fon ihtiyacını karşılamak zorunda olan kurum. Genellikle ülkelerin merkez bankalarının üstlendikleri temel işlev.

Tam karşılıklı ödün ilkesi : Dünya ticaretini serbestleştirme çabaları çerçevesinde gümrük tarifelerinin karşılıklı görüşmelerle indirilmesinde uygulanan ve dışsatımcı ülkenin mallarına karşı ülkenin uyguladığı tarifeleri indirmesi için, karşı ülkeden dışalımını yaptığı mallara uyguladığı tarifeleri indirmesine dayanan ve Gümrük ve Tarifeler Genel Anlaşmasıyla uygulanmaya başlanan ve daha sonra Dünya Ticaret Örgütüyle de izlenilen ilke. karşılığı eksik karşılıklı ödün ilkesi, karşılıklı ödünsüzlük ilkesi.

Tavan ödün : Gümrük vergisinin, uluslararası antlaşmalar ve görüşmeler sırasındaki düzeyinin üstünde bağlanması. (Bu, o ülke için konu alınan vergi oranını, bağlanan düzeyin üstüne kendiliğinden çıkaramama yükümlülüğünü doğurur, a. bk. ödün.).

Uzun süreli ödünç : Bir yerel yönetim biriminin, İller Bankası gibi bir kamu bankasından, işgörü gereksinmelerini karşılamak için ya da konutsuz bir kimsenin, bir tutu bankasından konut iyesi olmak için ucuz koşullara aldığı ve 15, 20 ya da 30 yıl gibi uzun sürelerle geri ödenmesi gereken para.

Ödünç : İleride geri verilmek veya alınmak şartıyla alınan veya verilen (şey).

Ödünçleme : Ödünçlemek işi, ariyet.

Ödünçleşme : Ödünçleşmek işi.

Ödünleme : Ödün. Engellenen ve doyurulmayan dilek, istek ve davranışların yarattığı tedirginliği, onların yerine geçebilecek başka dilek, istek ve davranışlarla giderme.

Ödünlemek : Ödünle karşılamak, taviz vermek.

Ödünlü : Ödün niteliğinde olan, ödün vererek yapılan, ivazlı. Ödün veren (kimse).

Ödünsüz : Ödün niteliğinde olmayan, ödün vermeksizin yapılan, ivazsız, tavizsiz. Ödün vermeyen (kimse).

Ödünsüzlük : Ödünsüz olma durumu, ivazsızlık.

Diğer dillerde Ödün anlamı nedir?

İngilizce'de Ödün ne demek ? : concession, binding