Öte nedir, Öte ne demek
- Konuşanın temel olarak aldığı bir şeyden daha uzak olan yer veya şey, mavera.
- Bulunulan yere göre karşı yanda olan.
- Daha fazla, çok.
- Bir şeyin arkadan gelen bölümü

- Dış.
"Öte" ile ilgili cümleler
- "Güzel olduğu pek iddia edilmezdi ama güzellikten de öte güçlü bir çekiciliği vardı." - H. Taner
- "Evimizin bir yanı bahçe, öte yanı sokaktı." - M. Ş. Esendal
- "Köşklerin biraz ötesinde köy kulübelerine benzer derme çatma evler görülürdü." - R. E. Ünaydın
- "Sınır ötesi."
- "İşin ötesi kolay."
Yerel Türkçe anlamı:
Öte; eski || öte başdan: diğer taraftan; sabah karanlığında || öteden galma bir söz var
Diğer sözlük anlamları:
Sonra, ondan sonra, sonunda.
Uzak, ayrı.
Fazla, başka, aşırı, ziyade.
Öbür taraf, ileri.
Öte tanımı, anlamı:
Ötesi var mı : "daha diyecek var mı?" anlamında kullanılan bir söz.
Ötesi yok : "diyecek daha bir şey yok" anlamında kullanılan bir söz.
Öteberi : Önemsiz, ufak tefek şeyler.
Öte gün : Geçen gün, yakın günlerden birinde.
Öte yandan : Diğer taraftan, başka bir yönden, karşılık olarak.
Ötede beride : Çeşitli yerlerde, şurada burada.
Öteden beri : Geçmişten bugüne kadar, başlangıçtan beri.
Öteden beriden : Çeşitli yerlerden veya şeylerden, şundan bundan, şuradan buradan.
Ötesi berisi : Tartışılacak, konuşulacak yanı. Çeşitli yerleri veya şeyleri. Neyi varsa, bütün eşyaları.
Ötesinde berisinde : Çeşitli, dağınık yerlerde.
Öteye beriye : Çeşitli yerlere.
Öteyi beriyi : Çeşitli yerleri.
Enöte : Bir gök cisminin yörüngesi boyunca, etrafında dolandığı merkezî cisme en uzak olduğu nokta.
Günöte : Yer yörüngesinin Güneş'e en uzak bulunduğu nokta, evç.
Yeröte : Yer çevresinde dolanan bir uydunun yörüngesi üzerinde yere en uzak nokta, evç.
Doğaötesi : Bu felsefeyle ilgili olan. Duyularımızla algılayamadığımız varlıkların sebeplerini ve temellerini araştıran felsefe, fizikötesi, metafizik. Akıl ve sezgiyle elde edilen ilk ilkeleri veya mutlak bilgiyi konu alan felsefe, fizikötesi, metafizik.
Fizikötesi : Doğaötesi.
Kızılötesi : Işık tayfında kırmızı alanın ötesindeki alanda yayılmış ısı ışınlarından oluşan, gözle görülmeyen ışınım, enfraruj.
Morötesi : Gözle görülmeyen, dalga boyları yaklaşık 4000 angströmle 200 angström arasında olan, mor ışının ötesinde yer alan, yapay olarak da elde edilip tıpta kullanılan bir ışınım, ultraviyole.
Ruhötesi : Ruhlarla ilişki kurma, gelecekten haber verme gibi ruh biliminin kapsamına girmeyen ve onun dışında incelenen olayları kapsayan (alan), metapsişik.
Ulusötesi : Baskın ulusal kimliği olmayan, belirli devletlerin politikalarıyla kontrol edilemeyen, kurallarla kısıtlanamayan.
Bir : Ancak, yalnız. Eş, aynı, bir boyda. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Bir kez. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Tek. Beraber. Sadece. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Sayıların ilki. Aynı, benzer. Bu sayı kadar olan. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek.
Gelen : Bir ışık kaynağından çıkıp bir aynanın yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine düşen (ışın). Gelme işini yapan (kimse veya nesne).
Daha : Henüz. Var olana, elde bulunana ek olarak. Kendisinden sonra üçüncü kişi iyelik eki alan bir sıfatla birlikte sözü edilen konuda en önemli durumu belirtmek için kullanılan bir söz. Bunun dışında.
Fazla : Gereğinden, alışılmıştan çok olarak. Gereğinden, alışılmıştan çok, aşırı olan, ziyade. Artmış olan, ihtiyaçtan fazla olan. Gereksiz, yersiz bir biçimde. Daha çok, aşkın.
Çok : Aşırı bir biçimde. Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı.
Dış : Herhangi bir cisim veya alanın sınırları içinde bulunmayan yer, hariç, iç karşıtı. Yabancı ülkelerle ilgili. Bazı top oyunlarında karşı takım oyuncularının vuruşuyla topun kalenin bulunduğu taraftan dışarı çıkması, aut. Bir kimsenin görünüşü, durum ve davranışları. Açık havada geçen sahneleri içine alan çekim. Somut kavramlarda iki veya ikiden çok şeyde merkeze daha uzak olan. Bir konunun kapsamına girmeyen şey. Görülen, içte bulunmayan yüzey. Bireyin ötesinde bir varlığı olan.
Öte açe : Öte geçe
Öte beri gezmek : Orada burada dolaşmak.
Öte beri göndermek : Şuraya buraya, önemsiz yerlere göndermek, ehemmiyetsiz işlere memur etmek.
Öte dakı : Daha ileri, daha üstün, daha âli.
Öte dünya : İnsanların öldükten sonra gittiklerine, mutlu ya da mutsuz bir yaşam sürdüklerine inanılan; az çok bizimkine benzer biçimde tasarımlanan dünya. a. bk. ölüler dünyası.
Öte etmek : Savmak.
Öte geçe : Karşı taraf.
Öte yaka : Karşı taraf. Karşı taraf.
Öte yanı : Diğerleri
Öte ile ilgili Cümleler
- Tek kelime Fransızca konuşamaz ama öte taraftan bir İngiliz gibi İngilizce konuşur.
- Beni kazıklamaya çalışman, kumpas kurman yavşaklıktan öte bir şeydi; o yüzden sana güvenmemi benden isteme.
- Hepsinden öte, çocuklar sevgiye muhtaçtır.
- Ali muzlu keki sever. Öte yandan, Mary çikolatalı keki sever.
Diğer dillerde Öte anlamı nedir?
İngilizce'de Öte ne demek? : [OTE] adv. beyond, further, over
pref. meta, trans
prep. above, past
Fransızca'da Öte : ultérieur/e
Almanca'da Öte : adv. jenseits

Bu kısımda Öte nedir? Öte ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Öte tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Öte hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.