In for türkçesi In for nedir

  • Olmak üzere.
  • Başına gelmek üzere.
  • Acısını çekmek.
  • Kaçınılmaz olmak.
  • Gününü görmek.

In for ile ilgili cümleler

English: Ali won't be in for a few weeks.
Turkish: Ali birkaç hafta evde olmayacak.

English: Can I come in for a few minutes?
Turkish: Birkaç dakika içeri girebilir miyim?

English: Don't count me in for the party.
Turkish: Partiye beni dahil etme.

English: Can we come in for moment?
Turkish: Bir dakikalığına girebilir miyiz?

English: Ali invited the gardener in for a cup of coffee.
Turkish: Ali bir fincan kahve için bahçıvanı davet etti.

In for ingilizcede ne demek, In for nerede nasıl kullanılır?

In : Dahili. Çok moda olan. Halinde. Da. İktidardaki. İçeri. İçinde. Gelmiş olan. Mevsimi gelmiş. Olarak.

For : Çünkü. -den dolayı. Dolayı. -e. -dir. İçin. -e elverişli. Diye. Zarfında. Uğruna.

In for a penny : Battı balık yan gider.

In for it : Çok yakında problem içinde olacak. Yakında sorun yaşayacak.

In force : Yürürlükte bulunan. Yürürlükte olan (geçerli). Bütün gücüyle. Yürürlükte. Geçerli. Bütün kuvvetiyle. Geçer. Cari. Tam kuvvetle.

In form : Şeklen. Formda.

Be in for : (kötü bir şeyi) geçirmek üzere olmak. Kötü bir şeyi geçirmek üzere olmak. Yarışa girmek. Yarışmaya katılmak.

 

İngilizce In for Türkçe anlamı, In for eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak In for ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Suffer the consequences : Sonuçlarına katlanmak. Cezasını çekmek.

Impending : Yaklaşan. Olması yakın. Kapıdaki (tehlike vs.). Eli kulağında.

In the offing : Olması yakın. Pek uzak olmayan olay. Açıkta. Enginlerde. Açık denizde. Ha oldu ha olacak. Eli kulağında. Yakında.

Suffered : Çekmek. Göz yummak. Katlanmak. Zarar görmek. Cezasını çekmek. Zayiat vermek. Kıvranmak. Mağdur. İzin vermek.

In the wind : Patlamak üzere. Havada sezilen. Eli kulağında. Kafası dumanlı. Ortalıkta.

Be about : Konu almak. Hakkında olmak. Kol gezmek (kötü bir şey). Üzere bulunmak. Üzere olmak. Ayakta olmak. Meşgul olmak.

Around the corner : Kapıda. Şuracıkta. Yakında. Köşe başında. Çok yakın. Eli kulağında. An meselesi.

Pay the penalty : Suçunu ödemek. Ceza ödemek. Ceremesini çekmek. Cezasını çekmek.

Suffer : (acı) çekmek. Değer kaybetmek. Kalitesi düşmek. Bağrı yanmak. Acısı çekme. Cezasını çekmek. Istırap çekmek. Acı çekmek. -e uğramak. Zayiat vermek.

Suffers : Uğramak. Acı çekmek. Katlanmak. Çekmek. (acı) çekmek. Zarar görmek. Zayiat vermek. Mağdur etmek. Göz yummak. İzin vermek.