Inching türkçesi Inching nedir

  • Yavaş yavaş hareket ettirmek.
  • İnçleme.
  • Sinema, televizyon alanlarında kullanılır.
  • İstenilen bir eşlemde, takma noktasını bulmak için filmin ufak bir bölümünü alıcı, gösterici, eşleme aygıtında ileri geri devindirme.
  • Yoklama.
  • Darbeli yol verme.

Inching ile ilgili cümleler

English: Why are you flinching?
Turkish: Neden korkuyorsun?

English: Stop pinching me.
Turkish: Beni çimdiklemeyi bırak.

Inching ingilizcede ne demek, Inching nerede nasıl kullanılır?

Inching knob : Alıcı, gösterici, eşleme aygıtlarında eksenlerden birine bağlı olan ve yoklamayı sağlayan düğme. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Yoklama düğmesi.

Cinching : Elde bir. Çok kolay şey. Sımsıkı sarmak. Oyuncak. At kolanı. Çantada keklik. Kolay iş. Kavrama. Çocuk oyuncağı. Kolayca takmak.

Clinching : Perçinlemek. Sıkıştırmak. Sağlama bağlamak. Sıkı tutmak. Kökünden halletmek. Perçinli çivileme. Yapışmak.

Flinching : Geri çekmek (darbe yememek için kendini). Geri çekilmek. Kaçmak. Yüzmek (balina, ayibaligi). (darbe yememek için) (vücudunu veya vücudunun bir parçasını) geri veya bir yana çekmek. Korkmak. Sakınmak. Çekinmek. Savulmak. Kaçınmak.

Flinchingly : Sakınarak. Korku veya acı göstererek. Çekinerek. Korkarak.

Penny pinching : Cimrilik. Pintilik.

 

Kinchin : (ingiliz argosu) çocuk.

Pinching : Uç alma. Aşırma. Kısma. Sıkıştırma. Cam boru ucunu kapatma.

Winching : Vinçle kaldırma. Vinçle kaldırmak.

Brainchild : Parlak fikir. Parlak buluş. Parlak düşünce. Buluş.

İngilizce Inching Türkçe anlamı, Inching eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Inching ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Examinations : Muayene. Sınavlar. Teftiş. Kontrol. Tetkik. Tahkikat. İnceleme. Sınav. Soruşturma.

Part : Kopmak. Tarakla ayırmak. Kısımlara ayırmak. Bölmek. Rol. Fasıl. Kısmi. Bölüm. Kısmen.

Section : Bölmek. Kesit almak. Kısımlara bölmek. Kompartıman. Kesim. Kesme. Parçalara ayırmak. Kol. Manga. Parça.

Playing : Okuyor. Oyun. Oynama. Oynak. Oynanmak üzere yazılan bir yapıtın sahnede tiyatro sanatçıları tarafından oynanması. Okunuyor. Oynayan. Çalma. Yürütülüyor.

Enquiry : Soruşturma. Ticari soruşturma. Tahkik. Sorgu. Anket. İnceleme. Soru. İstihbarat.

Muster : Yoklama için toplanma. İçtima. Toplanmak. Geçmek. Toplanma. Toplantı. Toplamak. Sürüyü toplamak. Bir araya gelmek.

Checking : Belirtme. Denetim. İnceliyor. Denetleniyor. Kontrol. Sağlama. Karşılaştırma. İnceleniyor.

Inspection : Denetim. Dışarıya gidip gelen taşıtları gümrükçe denetleme işi. İrdeleme. Türlü gümrük işlemlerinin uygulanması için, malların ya da yolcuların yetkili gümrük görevlisince incelenip yoklanması, a. bk. gümrük yoklaması. Vergi yöntemi yasasının kapsamına giren ve vergi yasalarının yükümlü olarak tanımladığı kişilere ilişkin yükümlülükle ilgili özdeksel olayları ve konuları araştırarak saptama. İnspeksiyon. Hukuk, eğitim, gümrük, ekonomi, veterinerlik alanlarında kullanılır. Bir oyunun yürürlükteki yasalara ve geleneklere aykırı olup olmadığını anlamak için yapılan inceleme. bk. sıkıdenetim. Denet. Kontrol.

 

Mustered : Toplamak. Sürüyü toplamak. Toplanma. Yoklama için toplanma. Geçmek. Toplanmak. İçtima. Toplantı. Rolü talimi için toplanma.

Frame : Kare (film için). Çerçevelemek. Dile getirmek. Dalavere yapmak. Gövde. İfade etmek. Uydurma kanıtlarla suçsuz birini suçlu göstermek ya da mahkum ettirmek. (çalışmaları, ilişkileri, faaliyetleri) bir çerçeveye oturtmak. Uydurmak. Bilgisayar, sinema, televizyon alanlarında kullanılır.

Inching synonyms : bottom of the inning, period of play, playing period, top of the inning, examen, fingering, enquiries, division, top, inspections, play, checkups, musters, checkup, bottom, fingerings, examination.

Inching zıt anlamlı kelimeler, Inching kelime anlamı

Top : Kapamak. Alt etmek. Üst kısmını koparmak (bitkinin). Baş. Tepe. -den iyisini yapmak. Geçmek. Üstünden geçmek. (ağaç) tepesini kesmek.

Bottom : Değmek. Dip. Ulaşmak. Alt. Dipteki. Kurmak. Dip koymak. Dibe dokunmak. Alttaki. Bir temel üzerine yerleştirmek.

Straight : Yarış çizgisi. Düzgün. Doğru. Düz çizgi. Uyuşturucu kullanmayan kimse. Düz (çizgi). Eşcinsel olmayan kimse. Doğruca. Düzlük. Düz hat.