Accent türkçesi Accent nedir

Accent ile ilgili cümleler

English: I can tell by his accent that he is German.
Turkish: Onun aksanından Alman olduğunu söyleyebilirim.

English: Ali could tell by Mary's accent that she wasn't a native speaker.
Turkish: Ali Mary'nin aksanına bakarak onun bir yerli olmadığını söyleyebiliyordu.

English: Foreign accent syndrome is an as-yet unexplained medical condition where the patient can no longer pronounce his mother tongue correctly and seems to have a foreign accent.
Turkish: Yabancı aksan sendromu henüz açıklanamayan, hastanın anadilini daha fazla düzgün şekilde telaffuz edemeyip yabancı bir aksanla konuşmaya başlamasıyla vuku bulan tıbbi bir durumdur.

English: Ali could tell by Mary's accent that she was probably from Ireland.
Turkish: Ali aksanından, Meryem'in muhtemelen İrlandalı olduğunu fark etti.

English: His accent suggests he is a foreigner.
Turkish: Aksanı onun bir yabancı olduğunu göstermektedir.

Accent ingilizcede ne demek, Accent nerede nasıl kullanılır?

Accent bar : Vurgu çubuğu.

Accent char : Vurgu karakteri.

Accent color : Diğer renk.

Accent intensive : Söz içinde çoğu zaman vurguyu üzerinde taşıyan hecenin daha şiddetli vurgulanmasıyla, bir maksadın, bir duygunun daha iyi belirtilmesini sağlayan vurgu: yazlığa bu hafta mı taşınıyor sunuz? hayır, gele ıcek hafta; bu sevimsiz olaylar karşısında adamcağız ımahvoldu; bu gayretler yapıldı ama sonuç olarak ıhiçbir şey getirmedi; ıamma da yaptınız, dedi, siz hiç hasta görmediniz mi? vb. Pekiştirme vurgusu.

 

Accent mark : Ayırıcı işaret. Aksan işareti. Nasıl telaffuz edildiğini göstermek için harfin üstüne veya altına konulan işaret (arapça 'da, ispanyolca 'da, vs. kullanılan).

Add accent bar : Vurgulu çubuk ekle.

Fixed accent : Durağan vurgu.

Group accent : Öbek vurgusu.

Metrical accent : Tartı vurgusu. Sözlerin ağırlığını ya da hafifliğini düzenleyen vurgu.

Oratorical accent : Ayta vurgusu. Bir nutku, bir tartışmayı etkili kılan konuşma vurgusu.

İngilizce Accent Türkçe anlamı, Accent eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Accent ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Idioms : Deyim. Deyiş. Deyimler. Lehçe.

Emphasizes : Belirtmek. Altını çizmek. Üstüne basmak. Üstünde durmak. Önemle belirtmek. Vurgu yapmak. Önemini belirtmek.

Debouchment : Açığa çıkış.

Amounts : Tutar. Toplam. Meblağ. Değer. Miktar.

Brought out : Belli etmek. Ortaya çıkarmak. Görülmesini sağlamak. -i açmak. Piyasaya yeni mal sürmek. Meydana çıkarmak. Piyasaya sürmek. Yapmak (yeni bir şeyi). Çıkarmak. Belirtmek.

Localism : Yöreye bağlılık. Dar fikirlilik. Mahalli şive. Yerli mala rağbet. Yerelcilik. Yöresel deyim. Yöresel dilce.

Discourses : Söylem. Bahsetmek. Söylev vermek. Söylev. Konuşmak. Ayrıntılı bir şekilde konuşmak. Ciddi ve ayrıntılı bir şekilde yazmak. Konuşma. Tez. Araştırma.

 

Chops : Girişi. Ağız (gayrı resmi). Pirzola. Çene. Teknik beceri. Kanal ağzı. Bir müzik aletini çalma becerisi.

Account : Tanım. Avlamak. İtibar. Sayışım. Hesap vermek. Açıklamasını yapmak. Saymak. Değer. Bilgisayar, iktisat, ekonomi alanlarında kullanılır. Rapor.

Emphases : Ehemmiyet. Şiddet. Üzerinde durulan nokta. Vurgulama. Bir şeye verilen önem. Kuvvet. Üzerinde durma. Verilen önem.

Accent synonyms : ictuses, drawl, localisms, idiom, highlight, beaks, accentuated, speech pattern, stressed, intonation, speech, flagrance, considerations, dwell on, accounts, consequences, discoursed, brims, emphasis, give point to, word accent, discourse, amount, decompression sickness, brogues, crucialness, importance, accentuates, emphasized, grandness, local language, cruciality, accentuation.

Accent zıt anlamlı kelimeler, Accent kelime anlamı

Play up : Sorun çıkarmak. Belirtmek. Yaramazlık etmek. Daha sesli çalmak. Abartmak. Daha yüksek sesle çalmak. Üzerinde durmak. Vurgulamak. Elinden gelenin en iyisini oynamak (spor terimi). Oyun oynamak.

Foreground : Önalan. Ön plan. Önplan. Görünçlüğün önündeki bölüm; öne düşen yerler. dip karşıtı. bazı ikinci, üçüncü sınıf sinemalarda görüntülüğe en yakın sıralar. En öndeki görüntü. Bilgisayar, sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Ön. Ön plana almak.

Accent ingilizce tanımı, definition of Accent

Accent kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : To express the accent of (either by the voice or by a mark). To utter or to mark with accent. A superior force of voice or of articulative effort upon some particular syllable of a word or a phrase, distinguishing it from the others.