Bağı nedir, Bağı ne demek

Bağı; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de isim olarak kullanılır.

  • Büyü

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Hayvanların ayağının altında, zorlamadan ileri gelen şiş, ur.

Bağı ile ilgili Cümleler

  • O bağımsız bir düşünürdür.
  • Hepimiz aynı anda bağırıyorduk.
  • Bağışlar takdir edilmektedir.
  • O halen anne ve babasına bağımlıdır.
  • “Göğüs bağır açık, ellerinde pankartlarla yürütüyorlar bu savaşı.”
  • Bu çocuk bana ayak bağı oluyor.
  • Bugün bağımsızlığın sonudur.
  • Ali bir uyuşturucu bağımlısıydı.
  • Bağırman gerekmez, şimdi seni iyi duyabiliyorum.
  • Giriş ücretsiz ama bağış kabul edilir.
  • Kız hepimizin paylaştığı korkuyla bağırdı.
  • “Bu tehditlere karşı bağışıklık kazanmak hususunda şaşılası bir yetiye de sahiptiler.”
  • “Mengene gibi bir el, cerrahın yakasına yapışınca zavallının dizlerinin bağı çözülecek gibi oldu.”
  • Sen bir Tatoeba bağımlısı oldun.
  • Bağırmak zorunda değilsin. Seni duyabiliyorum.
  • Tom, Mary'ye bağırdı mı?
  • Bağırmak istemiyorum.
  • “İspanyol denizcisi hâlâ avaz avaz bağırıyordu.”

Bağı ile ilgili Atasözü veya Deyim

allah bağışlasın : “Tanrı çocuğun sağlıkla büyümesini sağlasın” anlamında kullanılan bir söz.

avaz avaz bağırmak : var gücüyle bağırmak.

ayağının bağını çözmek : karısını boşamak sıkıntılı bir durumdan kurtulmak.

 

ayak bağı olmak : bir yere gidilmesine veya bir işin yapılmasına engel olmak.

baba oğluna bir bağ bağışlamış, oğul babaya bir salkım üzüm vermemiş : “babalar çocukları için büyük fedakârlıklara katlanırlar ancak çocuklar babaları için fedakârlıkta bulunmazlar” anlamında kullanılan bir söz.

bağı ağlayanın yüzü güler : “bir işe gereken özen gösterildiğinde olumlu sonuçlar alınır” anlamında kullanılan bir söz.

bağırsakları bozulmak : ishal olmak.

bağış yapmak : yardım etmek.

bağışıklık kazanmak : bazı mikroplara karşı aşı veya doğal yolla dirençli duruma gelmek Mecaz anlamı korunaklı olmak.

bağışlamamak : karşısındakinin yanlışından, kusurundan doğacak fırsatları kaçırmamak, acımadan değerlendirmek.

bangır bangır bağırmak : Avazı çıktığı kadar bağırmak.

(bir şey) buradayım diye bağırmak : göze çarpacak bir yerde bulunmak.

canını bağışlamak : öldürülmesi gerekirken vazgeçmek.

dağda bağın var, yüreğinde dağın var : “malı, mülkü veya evladı olanlar kaygı ve tasadan uzak olamazlar” anlamında kullanılan bir söz.

danalar gibi bağırmak (veya böğürmek) : çok kuvvetle bağırmak, haykırmak.

dizlerinin bağı çözülmek : korkudan ayakta duramayacak duruma gelmek.

 

göğüs bağır açık : özensiz bir kılıkta.

ismini bağışlamak : adını bağışlamak.

ne dağda bağım var ne çakaldan davam : “tuttuğum bir taraf yok ki ona saldıranların karşısında olayım” anlamında kullanılan bir söz.

suçunu bağışlamak : bir kimseye işlediği suçun cezasını vermemek.

üzümünü ye de bağını sorma : “yararlandığın şeyin nereden geldiğini araştırma” anlamında kullanılan bir söz.

Bağı anlamı, tanımı

Bağ : Bir şeyi başka bir şeye veya birçok şeyi topluca birbirine tutturmak için kullanılan ip, sicim, şerit, tel vb. düğümlenebilir nesne. Meyve bahçesi. Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu toprak parçası. Bir halat üzerine atılan sağlam, düzgün ve istendiğinde kolayca çözülebilen her türlü düğüm. Kemikleri birbirine bağlamaya, iç organları yerinde tutmaya yarayan lif demeti. Nota yazarken yan yana gelen aynı veya farklı değerdeki notaların birbirine bağlanarak çalınacağını belirtmek için yapılmış olan yay biçimindeki işaret. İlgi, ilişki, rabıta. Bağlam, deste, demet. Sargı

Adenomatöz bağırsak hiperplazisi : Domuzların bağırsak adenomatozisi.

Adoptif bağışıklık : Antijene maruz kalmadan bağışık bir canlıdan bağışık olmayan bir canlıya lenfosit inokülasyonuyla biçimlenen bağışıklık. Antijene maruz kalmadan bağışık bir canlıdan, bağışık olmayan bir canlıya lenfosit inokülasyonuyla oluşturulan bağışıklık.

Aktif bağışıklama : Organizmaya antijen verilerek antikor oluşturulması suretiyle bağışıklık kazandırma, aktif immünizasyon.

Aktif bağışıklık : Aşılama veya doğal olarak karşılaşılan mikroorganizmaya karşı oluşan bağışıklık, aktif immünite. Etkin bağışıklık.

Alaf bağı : Mısır dallarından, yapraklardan yapılan demet.

Anlamsız bağıntı : Değişkenler arasında gözlenmiş olan ve tam bağıntı durumunu dile getiren değerden anlamlı ölçüde uzak düşen bağıntı.

Antikora bağımlı hücresel toksisite : Antikor kaplı hedef hücrenin, Fc almacı taşıyan hücreler (NK hücresi, makrofaj ve nötrofil) tarafından doğrudan olarak öldürülme reaksiyonu, ADCC.

Art bağırsak : Proktodeum; sindirim kanalının art bölgesi. İnsan embriyosunda vitellüs kesesinin kuyruk katlanması uzantısı.

At bağışlamak : Büyük bir iyilik, ya da bağış yapmak.

Ayak bağı kesmek : Yürüme çağındaki yürüyemiyen çocukların ayaklarına ip bağlayıp kesmek.

B12 bağımlı megaloblastik anemi : [B12 bağımlı megaloblastik anemi] Pernisiyöz anemi.

Bağıcak : Koyunların kaçmasını önlemek için çobanın uyumadan önce bir ucunu kendine, bir ucunu da koyunlardan birine bağladığı ip.

Bağıcılık : Büyücülük.

Bağık : Ham meyve, buruk tatlı yemiş. Yabani meyve.

Bağıl ağdalık : Bir çözeltinin ağdalığının çözücününkine oranı.

Bağıl ağırlık : Oksijen öğeciğinin ağırlığını 16 sayan bir tabana göre bir öğenin öğeciksel ağırlığı.

Bağıl akmazlık : Bir çözeltinin akmazlığının, çözücünün akmazlığına oranı.

Bağıl bağıl : Şarıl şarıl, çağıl çağıl (suyun akışı hakkında). Hayvanların sütlerinin sağılmadan akması.

Bağıl bağıl aktarmak : Çok kusmak.

Bağıl bolluk : Bir topluluk içinde istenilen tek bir çeşidin bolluğunun bütün niceliğe oranı. "Salt bolluk" için verilen örnekte, göktaşında demirin bolluk oranı 50/550, yıldız tayfında metal çizgilerinin bolluk oranı 25/180 dir. Bir bölgede 120 yıldızın parlaklığı ölçülmüş, 8 ve. uncu kadirler arasında 35 yıl sayılmışsa, bu aralık için yıldız bolluğu 35, bolluk oranı 35/120 dir. Ay bk. salt bolluk.

Bağıl çağ yerbilimi : Yer oluşlarının, birbirlerine göre zaman sırasıyle bölünmesi.

Bağıl geçirim : Bir özdeğin geçiriminin, ölçün seçilen bir başka özdeğin geçirimine oranı.

Bağıl hata : Bir ölçmede, yapılan hatanın gerçek (kabul edilmiş) değere bölünmesi ile elde edilen ve genellikle yüzde olarak ifade edilen değer.

Bağıl ıraklık açısı : Bir yıldızın belli bir yıldız topluluğuna göre ölçülen ıraklık açısı.

Bağıl ışık etkinliği : (dalga boyu X olan tek renkli bir ışınımın) (Alm. spektraler Hellempfindlichkeitsgrad) (Fr. d'un rayonnement monochromatique de longueur d'onde X) (İng. of a monochromatic radiation of wavelengt X) Dalga boyu Xm olan ışınım akısının, belirli ışıkölçümsel koşullarda, eşit yeğinlikte ışıksal duyulanmalar doğuran ve dalga boyu X olan ışınım akısına oranı (Xm, bu oranının maksimum değeri birime eşit olacak biçimde seçildiğine göre). Tersi belirtilmemişse, bağıl ışık etkinliği için kullanılan değerler, ıralayıcı nitelikleri ClE'ce benimsenmiş ortalama gözün gündüz görmesi ile ilgilidir, bk. gündüz görmesi. (tek renkli bir ışınımın, gece görmesi ve ışıkölçümsel referans gözlemcisi için) (Alm. für Nachtsehen für den photometrischen Normalbeobachter) (Fr. d'un rayonnement monochromatique, pour la vision scotopique, pour l'observateur de référence photométrique) (İng. of a monochromatic radiation, for scotopic vision, for the photometric standard observer) Dalga doyu Xm olan ışınım akısının, belirli ışıkölçümsel koşullarda, eşit yeğinlikte ışıksal duyulanmalar doğuran ve dalga boyu X olan ışınım akısına oranı (Xm’ bu oranın maksimum değeri birime eşit olacak biçimde seçildiğine göre). Bağıl ışık etkinliği için kullanılan değerler, ıralayıcı nitelikleri ClE'ce benimsenmiş ortalama gözün gece görmesi ile ilgilidir, bk. gece görmesi. (tek renkli bir ışınımın, kişisel bir gözlemciye göre) (Alm. eines individuellen Beobachters) (Fr. d'un rayonnement monochromatique, pour un observateur individuel) (Ing. of a monochromatic radiation, for an individual observer) Bir deney düzeni yardımıyla, ışıksal eşitlik yargısı, görsel değerlendirme ile ya da eşitlik dışındaki oranlarda var olan ve farklılık gösteren bir olayın yok olmasıyle, olanaklı olan dalga boyları için, dalga boyu Xm olan erke akısının, dalga boyu X olan akıya oranı.

Bağıl ilişki : Bir değişken (X)'in alabileceği her değere bir başka değişken (Y)'nin bir ya da birkaç değerinin karşılık olması durumunda iki değişken arasında beliren ilişki.

Bağıl önemlilik : Zincir tepkimesi hızını sabit tutarak kritik bir sisteme eklenmesi gereken ortalama nötron sayısı.

Bağıl renk : Renkli bir alan parçasının, genellikle açık ve aynı ya da değişik renkte bir fon (bir arka) üzerinde görünen renk türü. bk. öz renk, renk türü, parıltı.

Bağıl standart sapma : Bir veri takımı için ortalama değere bö1ünmüş standart sapma; yüzde olarak ifade edildiğinde bağıl standart sapma değişim katsayısı adını alır.

Bağıl suverme hızı : Ayrımlı su verme ya da büyüklük nedeniyle, suverilen bir parçanın değişik yerlerindeki ayrıntılı su verme hızı.

Bağıl tayfsal dağılış eğrisi : (akı, yeğinlik ve benzerleri gibi bir erkesel büyüklüğün) (Alm. einer Strahlungsgrösse wie Strahlungsfluss, Strahlstärke, usw.) (Fr. d'un grandeur énergétique telle que le flux, l'intensité, etc.) (İng. of a radiometric quantity such as radiant flux, radiant intensity, etc.) Söz konusu büyüklüğün, dalga boyu (ya da frekans) foksiyonunda ve bu büyüklüğün verilmiş bir değerine göre bağıl ölçüde, tayfsal yoğunluğu, bk. tayfsal yoğunluk. (ışık akısı, ışık yeğinliği ve benzerleri gibi bir ışıkölçümsel büyüklüğün) (Alm. einer photometrischen Grösse wie Z.B. des Lichtstromes, der Lichtstärke usw.) (Fr. d'un grandeur photométrique telle que le flux lumineux, l'intensité lumineuse, etc.) (İng. of a photometric quantity, such as luminious flux, etc.) Söz konusu büyüklüğün tayfsal yoğunluğunun, dalga boyu foksiyonunda ve bu büyüklüğün verilmiş bir değerine göre bağıl ölçüde, değişimini gösteren eğri.

Bağıl tayfsal erke dağılışı : Bir ışınımın tayfsal niteliklerinin (bir ışığın), bir erke büyüklüğünün (ışınlılık gibi) tayfsal yoğunluğunun tayf boyunca değişmesi yoluyla anlatımı.

Bağıl transpirasyon : Belirli bir sürede yaprak yüzeyindeki birim alanda olan transpirasyonun aynı sürede su ile doymuş bir yüzeydeki buharlaşmaya oranı. Rölatif transpirasyon.

Bağıl yanılgı : Ölçülen bir nicelik üzerinde yapılan ölçü yanılgısının niceliğin kendisine oranı.

Bağıl yoğunluk : Bir özdeğin belirli oylumdaki kütlesinin, ölçün olarak alınan başka bir özdeğin eşit oylumdaki kütlesine oranı. Bir özdeğin yoğunluğunun, ölçün sayılan bir başka özdeğin yoğunluğuna oranı (Örn. hidrojen gazının 20°C daki yoğunluğu 0.0899 g/cm³ havaya göre bağıl yoğunluğu ise 0 .0746'dır. ). Bir maddenin kütlesinin standart olarak alınan aynı hacimdeki başka bir maddenin kütlesine oranı. Standart olarak +4 °C da su alınırsa, bağıl yoğunluk ve yoğunluk aynı sayı ile ifade edilir.

Bağıl yörünge : Gezegenlerin Güneş'e, yoldaşın başyıldıza göre yörüngesi.

Bağılcak : Koyunların kaçmasını önlemek için çobanın uyumadan önce bir ucunu kendine, bir ucunu da koyunlardan birine bağladığı ip.

Bağılcak ipi : Koyunların kaçmasını önlemek için çobanın uyumadan önce bir ucunu kendine, bir ucunu da koyunlardan birine bağladığı ip.

Bağıllı : Isparta ili, Eğirdir ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yer. Isparta şehrinde, Gelendost ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir bölge.

Bağıllık kuramı : Işık hızının sonsuz olmaması, nesnelerin zaman ve yerlerinin ışıkla ölçülmesi dolayısıyla, ışık hızını sonsuz sayan olağan düzenek yasalarının ışık hızına yakın hızda giden nesnelere uymadığını gösteren daha genel düzenek kuramı.

Bağılnem : Hava içinde bulunan su buharı ağırlığının, aynı koşullardaki havanın emebileceği su buharının ağırlığına oranı. Belirli bir sıcaklıkta havada bulunabilen en çok su niceliğinin oranı. (Bir film, çok nemli yerlerde bulunduğu vakit duyarkatında, tabanında ayrışma ortaya çıktığı gibi, nemsiz (kuru) havada da büzülmeye uğrar. Film koruması için en uygun bağılnem % 46-60 arasıdır).

Bağılnemlilik : Belli bir sıcaklıkta, havanın saltnemi ile taşıyabileceği en çok nem arasındaki oran. bk. saltnemlilik.

Bağılyükseklik : Herhangi bir yerin (örneğin bir dağın), anataban düzeyi olan deniz yüzünden değil de, kendi tabanına göre ölçülen yüksekliği.

Bağımlaşma : Bağımlaşmak işi.

Bağımlı alg : Alglerin, bulundukları ortamlara herhangi bir şekilde bağlı olarak topluluklar hâlinde yaşamaları.

Bağımlı çocuk : İstenilen yönde gelişebilmek için ana babası ve çevresindeki başka kimseler ile iyi ilişkiler kurmaya gereksinme duyan çocuk. 2-Ana babasından, içinde yaşadığı toplumdan paraca ya da başka türlü yardım bekleyen çocuk. Kendi kendine yetmeyen ve hareketlerinde bağımsız olamayan çocuk. Geçimi ya da yaşam uyumu için büyüklerinin ve çevresinin desteğine dayanmak zorunda olan çocuk.

Bağımlı değişken : Fonksiyonel bir ilişkide değeri, bağımsız değişken veya değişkenlerin alacağı değere bağlı olarak belirlenen, yani etkilenen değişken. karşılığı bağımsız değişken. (bağlanım çözümlemesi) Bir ya da birden çok değişkendeki değişimlerden etkilenen ve böylece bu değişkenlerle arasında bağıntı kurulan değişken. Başka bir deyişle, bağımsız değişkenlerle açıklanabilen ya da kestirilmek istenen değişken, anlamdaş açıklanan değişken, bağlanan değişken, önkestirilen değişken, yanıt değişkeni. Deneylerde, bağımsız değişken denilen etkenlerden bir ya da birkaçına bağımlılık gösteren değişken. Kendisindeki değişmeler, bağımsız değişkendeki değişmelerle tanımlanabilen değişken. Bağımsız değişkenin farklı değerlerine bağlı olarak farklılık gösteren değişken, cevap değişkeni, sonuç değişkeni. Bir varsayım, bir genellik ya da bir bağıntı ilişkisinde belirlendiği ya da bağımlı olarak değiştiği varsayılan ya da bir başka değişkenin seçeneklerine ve aldığı değerlere göre belli bir düzen içinde değişmeler gösteren değişken.

Bağımlı kelime : Yalnız başına anlamı olmadığı için ad çekimine girmeyen ve cümle içindeki öteki kelime ve kelime grupları arasında çeşitli anlam ilişkileri kurmaya yarayan ve onlara bağımlı olan kelime. Türkçede gibi, için, göre, beri, kadar ve benzerleri edatlarla , ve, ile, ama, yahut, veya, fakat ve benzerleri bağlaçlar bu nitelikte kelimelerdir. bk. edat, bağlaç. Karşıtı bağımsız kelime’dir.

Bağımlı kentleşme : İlk kez Fransız kentbilimcisi Manuel Castells'in incelediği ve az gelişmiş ülkeleri, kentleri ve kentleşme biçimleri aracılığı ile anamalcı gelişmiş ülkelere bağımlı kılan ya da o durumdan kurtulmalarını önleyen kentleşme türü.

Bağımlı kip : Baştümceye "ki edatıyla bağlanarak ondaki fiilin zamanını anlatmağa elverişli bulunan ve bizim dilimizde birinci ile ikinci kişileri dilek, üçüncü kişisi ise buyurum şeklinde olan kip: Koştum ki yetişeyim, Çalışacak ki kazansın gibi. Başka dillerde bu kip tereddüt ve kesinsizlik anlatmak bazen de buyurmak için kullanılır.

Bağımlı kütük : Ana kütük olarak adlandırılan bir başka kütüğe başvurulmaksızın kullanılamayan herhangi bir kütük.

Bağımlı olaylar : Olasılık kuramında bağlaşık ilişkiyle bileşik bir olayı oluşturan ve birinin gerçekleşmesi ötekinin gerçekleşip gerçekleşmemesine bağlı olan olaylar.

Bağımlı ortaklık : Pay katkısı % 50 yi aşan ana ortaklığa bağlı ikinci kertede ortaklık.

Bağımlı önermeler : Bağımsız olmayan, başka bir deyişle en az bir öğesi öbür öğelerince içerilen önerme kümesi.

Bağımlı örnekler : Önce ve sonra çalışmalarına birer örnek olupbir ölçümün bir diğerine bağımlı olması, eşlendirilmiş diziler.

Bağımlı sıralı birleşik cümle : En az iki cümleden oluşan yalnız başlarına kullanıldıklarında da bir yargı bildiren fakat özneleri nesneleri veya tümleçleri ortak olan birbirine virgül, noktalı virgül gibi işaretler veya bağlaçlarla bağlanan ve anlamca birbirine bağımlı olan cümleler: İnsan bir arayıp sorar, bir mektup yazar, bir telefon eder, şöyle bir hatır sorar. Konusu kendilerine pek ilgi çekici gelen bu kitabı Ayşe okuyor, arkadaşları dinliyor, Dilek de arasıra notlar alıyordu. Kendisi on senedir ne Bursa’ya gitmiş, ne akrabalarını görmüş, hatta mallarını bile İstanbul’dan gönderdiği bu vekil vasıtasıyla sattırmıştı (Ö. Seyfettin, Primo Türk Çocuğu I, Bütün Eserleri 3; Bomba, s. 25). Bu inkılâp mucizesi bugün dillendi, bugün ses, renk ışık ve heyecan hâlinde büyüklüğünü ve eşsizliğini bize haykırıyor (Y. N. Nayır, Bu Onyıl, s. 115). Kayıklar yan yana duruyor, hatta, bazen kayıkçılar bunları çarpışmasınlar diye tutuyor, çekiyor, birleştiriyor; bazen de çarpışmadan yol alsınlar diye hafifçe itiyor, uzaklaştırıyorlardı (A.Ş. Hisar BM, s. 201).Orta sırada yan yana bir diziye oturmuş, dört beş piyade neferi, bütün parterde yalnız bir tek bahriyeli var (M.Ş. Esendal, EOY, s. 105). Karşı sarraflara el öpmeğe gidecektik... Bunu bize ne babam ne de annem söylemişti (O. Kemal, BE, s. 69) vb.

Bağımlılaşabilme : Bağımlılaşabilmek işi.

Bağımlılaşabilmek : Bağımlılaşma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Bağımlılaşma : Bağımlılaşmak işi.

Bağımlılaşmak : Bağımlı duruma gelmek.

Bağımlılaştırılma : Bağımlılaştırılmak işi.

Bağımlılaştırılmak : Bağımlı bir duruma getirilmek.

Bağımlılaştırma : Bağımlılaştırmak işi.

Bağımlılaştırmak : Bağımlı duruma getirmek.

Bağımlılık kuramları : Büyük ölçüde Latin Amerikalı yapısalcılardan etkilenen, emperyalizmin çevre ekonomilerini aktif bir biçimde geri bıraktığını, kalkınmalarını engellediğini ve sömürdüğünü ileri süren P. Baran, G. Frank, S. Amin, A. Emmanuel, G. Kay ve I. Wallerstein’ın öncülüğünü yaptığı kuramlar.

Bağımlılık t testi : İki eş arasındaki farkın önem.

Bağırköpen : Beşikte bebeğin üzerine örtülen örtü.

Bağırlık : Çocuğun önünü kirletmemesi için takılan önlük.

Bağırmek : Bağırmak.

Bağıröhve : Karaciğer ve akciğer.

Bağırsak adenokarsinomu : Kıvrım bağırsak adenokarsinomu.

Bağırsak amebiyozisi : Amip dizanterisi.

Bağırsak amfizemi : Bakteri faaliyetlerine bağlı olarak bağırsak askısının bağlantı yerinde ve bağırsak serozası altındaki lenf ve kan damarı yarıklarında gaz toplanması.

Bağırsak asıcı bağ : Bağırsakları karnın üst duvarına asan karın zarı uzantısı, mezenteryum. Omurgasız hayvanlarda aynı segmentte bulunan bir çift sölom kesesinin arasına rastlayan sölom epiteline verilen ad.

Bağırsak askısı dönmesi : Bağırsak askısının kök kısmının kendi ekseni etrafında burulması veya dönmesi. Kısa sürede nekroz, şok toksemi ve ölümle sonuçlanır. Süt emen veya suni olarak beslenen buzağılarda ve kuzularda kısa sürede fazla miktarda besin alımı sonucu bağırsaklarda gaz oluşumu veya hipermotiliteden kaynaklanır.

Bağırsak askısı fıtkı : Bağırsak askısında fiziksel zedelenmeyi takiben oluşan yırtıktan kaynaklanan fıtık, bağırsak askısı yırtığı.

Bağırsak askısı yırtığı : Bağırsak askısı fıtkı.

Bağırsak bağlama deneyi : Enteretoksin üreten E. coli suşlarının tanısında kullanılan deney, lup testi. Kültür filtratları, laparotomi yapılarak 8-10 cm’lik bölümler hâlinde ligatüre edilmiş tavşan bağırsağına enjekte edilerek 24 saat sonra meydana gelen sıvı ve gaz sekresyonuna bağlı olarak biçimlenen şişkinlik pozitif sonuç olarak değerlendirilir.

Bağırsak bezleri : Bağırsakdaki sindirim enzimlerini salgılayan sindirim bezleri. Sindirim enzimlerini salgılayan sindirim bezleri. Bağırsak suyunu salgılayan bezler.

Bağırsak boğulması : İnce bağırsakların mezenteriyal damar kordonları, saplı karın tümörleri, üreterler, göbek kordonu gibi çeşitli yapıdaki doku bantları tarafından boğulması, strangulasyo intestini.

Bağırsak boşluğu : Bağırsak içindeki boşluk; genel olarak sindirim kanalı içindeki boşluk. Sölenterlerde, gastrulanın ilk bağırsağından meydana gelen vücudun tek boşluğu. Gastral boşluk. Bağırsak içindeki boşluk. Sölenterlerde, gastrulanın ilk bağırsağında meydana gelen vücudun tek boşluğu, gastral boşluk.

Bağırsak dönmesi : Bir bağırsak halkasının kendi ekseni etrafında dönmesi sonucu meydana gelen boğulma, burulma veya bükülme, bağırsak volvulusu, mezenteriyal dönme, torsiyo mezenteriyalis intestini, volvulus intestini, intestinal volvulus. İnce ve kalın bağırsakta atlarda diğer hayvan türlerine oranla daha fazla rastlanır. Peristaltik hareketlerde artış ve segmental atoniler nedeniyle biçimlenir.

Bağırsak evresi : Bağırsaklarda besin maddelerinin bulunması fiziksel olarak amino asitler ve peptitler ise kimyasal olarak mideden hidroklorik asit salgısının uyarılmasında etkili olduğu evre, intestinal faz.

Bağırsak felci : Çeşitli nedenlerle bağırsaklarda düz kasların kasılmasının engellenmesiyle bağırsak tonusunun ve bağırsak hareketlerinin durması, paralitik ileus, ileus. Atların ot hastalığı, karın zarı yangısı, bağırsak tıkanması ve karın içi operasyonlar sırasında bağırsakların uzun süre travmatik etki altında kalması sonucu oluşur.

Bağırsak invaginasyonu : Bağırsakların iç içe geçmesi.

Bağırsak kaplamalı tablet : Mide suyunda pepsin veya asit etkisi altında parçalanan veya mide mukozasını tahriş eden ilaçların, mide ortamında ayrışmayan fakat bağırsakta çözünüp ortadan kalkan, keratin, jelatin ve stearat türevleriyle kaplanmış biçimde hazırlanmış tablet.

Bağırsak kelebeği : En çok 6 mm. boyunda olan ve insanlarla sıçanların ince bağırsaklarında yaşayan minik yaprak solucan.

Bağırsak kelebeği hastalığı : Bağırsakların, yaprağımsı yassı solucanlarla bulaşması. (En birinci belirtisi kansızlıktır.).

Bağırsak kesesi : Bağırsak mukozasının, kas tabakasından fıtıklaşması sonucu oluşan kese tarzında yapı.

Bağırsak lenfangiektazisi : Bağırsaklarda, lenf damarları iç çapının sonradan ve tıkanmaya bağlı olarak genişlemesi, intestinal lenfangiektazi. Köpeklerde emilim bozukluğunun ve protein kayıplı bağırsak hastalıklarının en önemli nedenidir.

Bağırsak lipofuskinozisi : Bağırsakların kas tabakasında, yaşlanma pigmentinin birikmesi sonucu, esmer renk değişikliğiyle belirgin, E vitamininden yetersiz doymamış yağ asitlerinden zengin gıdalarla beslenen köpeklerde görülen bir bozukluk, intestinal lipofuskinozis.

Bağırsak makası : Bağırsak iç çapının açılması için, bir kolu kısa ve ucu sivri, diğer kolu uzunca, ucu küt veya düğme biçiminde olan makas. Küt uç bağırsak boşluğuna sokularak bağırsak duvarı uzunlamasına kesilir, enterotom.

Bağırsak miyazisi : Bağırsaklarda canlı sinek larvalarının oluşturduğu miyazis.

Bağırsak oluşumu : Blâstula safhasında blâstulanın bir kutbunun içeri çökmesiyle gastrula ve ilk bağırsak boşluğunun meydana gelmesi. Gastrulasyon. (karşılık: gastrulasyon), Blâstulâdan gastrulâ ve ilk bağırsak boşluğunun meydana gelmesi; bu en sade biçimde blâstulânın bir kutbunun içeri çökmesiyle olur.

Bağırsak ödemi : Ödem hastalığı. Bağırsak duvarında biçimlenen ödem.

Bağırsak pensi : Bağırsak dikişleri yapılırken ve bir parça bağırsağın çıkarılması istendiğinde uçları kapayıp içerik akmasını engelleyen aynı zamanda birleştirilmek istenilen kısımları karşı karşıya getirip dikmek için kullanılan pens.

Bağırsak punksiyonu : Atlarda bağırsakta oluşan gaz ve fermantasyon kolikleri durumunda veya ilaçların doğrudan kör bağırsağa verilmesi için sekuma veya rektal kanal yoluyla sol kolona punksiyon yapılması.

Bağırsak rezeksiyonu : Bağırsağın bir bölümünün cerrahi olarak kesilip uzaklaştırılması, enterektomi.

Bağırsak sıkışması : Bağırsakların mezenteriyel lenf yumrusu şişliklerinin veya tümörlerin basıncı altında kalması durumu, kompresyo intestini.

Bağırsak sıvısı : Bağırsak içeriği.

Bağırsak sıyırması : Bağırsak sancısı.

Bağırsak sindirimi : Mideden gelen besinlerin bağırsaktaki çeşitli enzimlerle kimyasal olarak parçalanması ve organizma tarafından kullanılmak üzere bağırsak duvarından emilecek duruma getirilmesi.

Bağırsak solucanı hastalığı : Bağırsak solucanlarının vücuda yerleşmesi ve sancı, kusma, sürgün, oburluk, baş ağrısı, sinir bozukluğu, burun kaşıntısı, deri değişmeleri, kansızlık gibi değişik birçok belirtiyle ortaya çıkan hastalık.

Bağırsak solucanları : İnsanların ve birçok omurgalının ince bağırsaklarında yaşayan, oldukça iri gövdeli yuvarlak solucanlar familyası.

Bağırsak stazı : Bağırsak tonusundaki gevşeme nedeniyle peristaltik hareketlerin yavaşlaması, enterostazis, interstinal stazis.

Bağırsak stenozu : Bağırsak boşluğunun daralması, stenozis intestini.

Bağırsak suyu : Bağırsak duvarında bulunan bezlerin saldığı sindirim enzimleri. Bağırsak duvarlarında bulunan bezlerin saldığı sindirim enzimleri.

Bağırsak şistosomozisi : Afrika, Orta Doğu, Güney Amerika ve Karibo adalarında endemik olan, özellikle bağırsak, karaciğer ve dalak gibi organları etkileyen Schistosoma mansoni ve Schistosoma japonica adlı digenetik trematod türlerinin neden olduğu, genellikle belirtisiz bazen de kanlı ve mukuslu olabilen geçici bir ishal tablosuyla belirgin enfeksiyonu.

Bağırsak taşı : Bağırsaklarda yabancı bir cismin çevresinde amonyum ve magnezyum fosfat birikimlerinden oluşan, genellikle dört yaşından büyük atlarda görülen, dış yüzeyi düz, kesit yüzü tabalı, iç içe tabakalaşma gösteren sert kitle, enterolit, konglobat. Özellikle erişkin atlarda kalın bağırsaklarda tıkanma ve sancılara neden olur.

Bağırsak tıkanıklığı : Bağırsak boşluğunun konglobat, kıl yumağı ve benzerleri gıda maddesi olmayan maddeler tarafından tıkanması, obstruksiyo intestini, obturasyo intestini, ileus.

Bağırsak volvulusu : Bağırsak dönmesi.

Bağırsak yangısı : Klinik olarak ishal, karın ağrısı, dehidrasyon, elektrolit kaybı ve dengesizliğiyle seyreden bağırsak mukozası yangısı. Genellikle mide yangısıyla birliktedir, enteritis.

Bağırsaklarda gaz birikmesi : İnce ve kalın bağırsaklarda aşırı miktarda gaz toplanması, meteorismus, meteorismus intestini.

Bağırsaklarda patolojik vaziyet değişiklikleri : Bağırsakların normal durumlarının değişmesi durumu.

Bağırsakların iç içe geçmesi : Bağırsağın bir kısmının askısıyla birlikte kendinden sonraki, bağırsak halkasının içerisine girmesi, bağırsak invaginasyonu, invaginasyo intestini. Etkilenen bölge sucuk benzeri görünümde, salyangoz kabuğu gibi kıvrımlı, ödemli ve nekrozludur. Özellikle köpek ve atlarda, en çok boş bağırsakta kasılma hâlindeki kesimin gevşemiş veya gazla şişkin olan bağırsak kesimine teleskop gibi girmesiyle oluşur.

Bağırsaklarını deşerim : “canına kıyarım, öldürürüm” anlamında korkutmak, gözdağı vermek için kullanılan bir söz.

Bağırsalık : Çocuğun önünü kirletmemesi için takılan önlük. [Bakınız: bağırtlak]. [Bakınız: bağartlak]. Kadınların göğüslerini kapamak için kullandıkları göğüslük.

Bağırsamak : Boğaya gelmek, inekler (çiftleşmek için boğa istemek.).

Bağırsıh : Bağırsak.

Bağırsık : Bağırsak. Çoğu zaman pamuk tarlasında biten beyaz çiçekli bir ot.

Bağırsılık : Bağırsak.

Bağırtabilme : Bağırtabilmek işi.

Bağırtabilmek : Bağırtma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Bağırtah : Çocuğun düşmemesi için beşiğe veya salıncağa bağlanan enli kuşak.

Bağırtgan : [Bakınız: bağırtlak]. Geveze, yaygaracı, çok bağıran, gürültücü. Çok ağlayan çocuk.

Bağırtlah : [Bakınız: bağırtlak]. Yabani ördeğe benzeyen, gece çok öten, koyu kurşuni renkli bir av kuşu. Geveze, yaygaracı, çok bağıran, gürültücü. Asabi, titiz, sert.

Bağırtlak bağı : Çocuğun düşmemesi için beşiğe veya salıncağa bağlanan enli kuşak.

Bağırtlak göz : Patlak göz.

Bağırtlak kuşu : [Bakınız: paçalı bağırtlak]. (Syrrhaptes paradoxus), Yağmurkuşları (Charad-riiformes) takımının çöl-tavuğugiller (Pteroc-lidae) familyasından bir kuş türü. Uzunluğu 47 cm. Tataristan steplerinde yaşar. [Bakınız: bağırtlak].

Bağırtlak vıı : Ağustos böceği.

Bağırtlaz : Yabani ördeğe benzeyen, gece çok öten, koyu kurşuni renkli bir av kuşu.

Bağırttırma : Bağırttırmak işi.

Bağırttırmak : Bağırtma işini yaptırmak.

Bağırya : Yengeç.

Bağırza : Kızılımsı.

Bağışdamah : Bağışlamak.

Bağışhan : Bağışı seven hükümdar.

Bağışık cevap : Bir antijen varlığında, T ve B lenfositler, makrofajlar ve birçok hücrenin işlevinin etkin olduğu, bağışıklık sisteminin vermiş olduğu cevap, immün cevap.

Bağışık cevap genleri : Büyük doku uyuşum kompleksi içinde bulunan genler, bir antijene karşı tüm düzeylerde verilen immün cevabı tanımlayan genler.

Bağışık kompleks : Antijenin antikora bağlanmasıyla oluşan yapı.

Bağışık yanıt : Organizmanın yabancı bir makromoleküle, toksine veya bir antijene karşı antikorlar meydana getirmesi, vücudun antijenlere karşı makrofaj, lenfosit, granüllü lökosit, trombosit, mast hücresi, endotelyum ve fibroblastlar tarafından korunması, immün yanıt.

Bağışıklama : Bağışık hale getirme. Bağışıklanma, hastalığa karşı bağışıklık kazanma. Bağışıklık kazandırma amacıyla vücuda antijen veya antikor verme, bağışık yapma, immünizasyon. Aşılama.

Bağışıklık baskılayıcı ilaç : Bağışıklık sistemini baskılayıcı etki gösteren glukokortikoitler, siklosporin ve takrolimus gibi ilaçlar.

Bağışıklık cevabı : Vücudun antijenlere karşı makrofaj, lenfosit, granüllü lökosit, trombosit, mast hücresi, endotelyum ve fibroblâstlar tarafından korunması.

Bağışıklık izlenmesi : Klonlanmış genin kotladığı polipeptidi bulmak için antikor kullanılması.

Bağışıklık kimyası : Bağışıklığın kimyasal olayı üzerinde çalışan kimyanın bir dalı.

Bağışıklık sistemi : Vücuda zarar verebilecek yabancı maddeleri tanıyan ve yok etmeye çalışan hücre ve organlar, immün sistem. Organizmaya dışarıdan giren yabancı maddelere, antijenlere karşı hedef teşkil eden ve onların ortamdan uzaklaştırılmasını sağlayan T ve B lenfositler, plazma hücreleri ve makrofajların yer aldığı sistem, immün sistem. Lenf yumrusu, tonsilla, timüs, dalak, kanla ilgili düğüm, kanla ilgili-lenf yumrusu ve mide-bağırsak dokusunun bağ dokusundaki lenf folikülleri bağışıklık sisteminin oluşumlarıdır.

Bağışıklık uyarıcı ilaç : Bağışıklık yetmezliği durumlarının tedavisinde kullanılan bağışıklık sistemini uyaran ilaç.

Bağışıklık yetersizliği : Herhangi bir nedenle yeterli bağışıklık oluşamaması, immün yetersizlik.

Bağışımlık : İki olay ya da değişken arasında birindeki değişmelerin ötekine bağlanabileceği bir ilişkinin oimasi ya da bağıntı çözümlemesi sonucu anlamlı bir bağıntının bulunması durumu, bk. anlamlılık, bağımsızlık.

Bağışlamalı : Bağışlaması olan.

Bağışlamasız : Bağışlaması olmayan.

Bağışlanabilme : Bağışlanabilmek işi.

Bağışlanabilmek : Bağışlanma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Bağışlanan : Mevhûbün leh, hibe edilen.

Bağışlanan belgeden doğan hak : Bulgucuya verilen belge ile kazanılan hak.

Bağışlanan hak : Bulgucuya, koruma yönünden bağışlanıp öteki bulguculara göre ayrıcalı bir durum kazandıran hak.

Bağışlanan hakkın genişliği : Bulgucuya verilen hakların kapsamı.

Bağışlanan hakkın niteliği : Bulgucuya tanınan hakkın niteliği (ayrıcalık ya da bağışıklık hakkı gibi).

Bağışlanan hakkın süresi : Bulgucuya verilen koruma hakkını içine alan süre (5, 10 ya da 15 yıl. Bizde en son süre 15 yıldır).

Bağışlanan hakkın uygulama yeri : Verilen hakkın uygulanacağı ulusal sınırlarla kısıtlı alan.

Bağışlanış : Bağışlanma işi, affediliş.

Bağışlar : Bolu kenti, merkez ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Kastamonu şehrinde, Daday ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Bağışlatabilme : Bağışlatabilmek işi.

Bağışlatabilmek : Bağışlatma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Bağışlatılma : Bağışlatılmak işi.

Bağışlatılmak : Bağışlatma işine konu olmak.

Bağışlatış : Bağışlatma işi, affettiriş.

Bağışlayabilme : Bağışlayabilmek işi.

Bağışlayabilmek : Bağışlama imkânı veya olasılığı bulunmak.

Bağışlayan : Vâhib, hibe eden. -a dönme anlaşması:vâhibe rücû' şartı.

Bağışlayı : Katoliklerde işlenilen suçlardan dolayı öteki dünyada çekilecek cezayı papanın kaldırması işlemi.

Bağışlayış : Bağışlama işi, affediş.

Bağışlayıverme : Bağışlayıvermek işi.

Bağışlayıvermek : Çabucak bağışlamak.

Bağışlı : Hakkâri şehrinde, Bağışlı nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Trabzon kenti, Maçka belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Bağıştaş : Erzincan ilinde, İliç ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Bağıt bağımsızlığı : Yasalara aykırı olmamak üzere, karşılıklı uygulama kurallarını gösteren sözleşmeler yapılabilmesi.

Bağıtçılar : Anlaşmayı, sözleşmeyi yapan ve imzalayan kişiler.

Bağıtlak : Çocuğun düşmemesi için beşiğe veya salıncağa bağlanan enli kuşak. Yabani ördeğe benzeyen, gece çok öten, koyu kurşuni renkli bir av kuşu.

Bağıtlama : Bağıtlamak işi.

Bağıtlamak : Bağıtla sonuçlandırmak.

Bağıtlanabilme : Bağıtlanabilmek işi.

Bağıtlanabilmek : Bağıtlanma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Bağıtlanış : Bağıtlanma işi.

Bağıtlanma : Bağıtlanmak işi.

Bağıtlaşma : Bağıtlaşmak işi veya durumu.

Bağıtlayabilme : Bağıtlayabilmek işi.

Bağıtlayabilmek : Bağıtlama imkânı veya olasılığı bulunmak.

Bağıtlayış : Bağıtlama işi.

Bağıtlı yazılım : Yönetimce özel bir uyanıklık ve özenti gösterilen PTT işleri. Gönderilmesi bazı koşullara bağlı, imza alınmak suretiyle gönderilene verilen yazılımlar.

Bağıtsız : Sözleşmesi olmayan. Hiç bir yönü ile bağımlı olmayan.

Bağıttan cayma bildirimi : Belirli bir süresi olmayan sürekli hizmetlere ilişkin bir bağıtın bozulmasından önce durumun karşıtına bildirilmesi.

Bağıttan doğan borçlar : İki yanın işgüçlerini açıklayarak yaptıkları sözleşme yargılarının uygulanması sırasında gerçekleşen borçlar.

Bağıvar : Diyarbakır ili, merkez belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Bağız : Kadınların birbirlerine karşı “acanım” yerine kullandıkları bir hitap.

Bakışımlı bağıntı : [Bakınız: bakışımlı ikili bağıntı].

Bakışımlı ikili bağıntı : Bir E kümesi üıerinde her B koşulunu gerçekleyen B ikili bağıntısı, Anlamdaş. bakışımlı bağıntı.

Bakışımsız bağıntı : Olmasını gerektiren R ikili bağıntısı.

Bankır bankır bağırmak : Avazı çıktığı kadar bağırmak.

Baş bağı : [Bakınız: baş gölgesi]. Baş Örtüsü.

Belen bağı : İhtiyarların soğuktan korunmak için bellerine bağladıkları, yünden dokunmuş kuşak.

Bire çok bağıntı : Bir X kümesinin her elemanına, bir Y kümesinin birden çok elemanını karşılık getiren X 'den Y 'ye bir bağıntı.

Birincil bağışık cevap : Verilen bir antijenle ilk defa karşılaşan konakta oluşan nispeten zayıf bağışık cevap.

Birli bağıntı : Küme ya da öbek.

Boğaz bağı : Çuval ağzını bağlamakta kullanılan ip.

Boş bağırsak : İnce bağırsağın ikinci ve en uzun olan bölümü, yeyunum.

Boş bağırsak atardamarları : A. mesenterica cranialis'ten çıkan ve boş bağırsağı vaskularize eden atardamarlar, arterya yeyunales.

Boyunduruk bağı : Kağnılarda kolu ve sabanlarda oku boyunduruğa bağlayan kayış.

Bölümsel bağıntı : Değişkenler arasında gözlenen bir bağıntıdan sınama etkeni sayılan çeşitli değişkenlerin etkilerini çıkararak geriye tortu olarak kalan değişkenlik toplamının verdiği ilişkiyi ölçen ve bunu bir katsayı olarak dile getiren ölçüm. bk. bağıntı ölçümü, çoklu bağıntı.

Bölümsel bağıntı çözümlemesi : İki değişken arasında gözlenmiş bir bağıntıdan başka etken ya da etkenlerin sorumluluk payını çıkarmak ya da bir bağıntıyı başka değişkenlerin etkilerinden arıtmak üzere başvurulan ölçüm.

Bulgu belgelerinin bağımsızlığı : Çeşitli ülkelerde kütüğe yazılı bulgu belgelerinin, birbirine bağlı olmaması ve bir ülkedeki geçersiz sayılmanın, öteki ülkelerdekileri etkilememesi.

Bulgu belgesiyle bağışlanan ayrıcalığa karşı inanca : Verilen belgenin sağladığı ayrıcalığın gereği gibi ve özellikle kamu yararına kullanılması için belge iyesinden istenen inanca.

Bulgu belgesiyle bağışlanan hakları aktarma : Belge kapsamı içinde bulunan ve korunan hakların tümünü bir başkasına, karşılıksız ya da karşılıkla verilmesi.

Bulgucu bağışıklığı : Verilen belge ile bulgucuya tanınan dokunulmazlık ve onun haklarını koruma.

Büyük bağırgan kartal : (Aquila clanga) Kartallar (Falconiformes) takımının kartalgiller (Falconidae) familyasından bir kuş türü. Sırtı ve karnı kahverengi olup kara, sarı, ak karışıktır. Asya ve Doğu Avrupada çamlık ormanlarda yaşar.

Coşkusal bağımlılık : Güvenlik, kılavuzluk ve karar verme gibi konularda, coşkusal nedenlerle alışkanlık halinde başkalarına bağımlı olma durumu.

Çarpım hızıl bağıntısı : Birlikte değişmenin doğrusal olduğu durumlarda kullanılan ve iki değişkene ilişkin gözlem değerleri sapmalarının,çarpım ortalamasının, iki dizinin ölçünlü sapmaları çarpımına oranı olarak bulunan bağıntı katsayısı, bk. bağıntı çözümlemesi, doğrusal bağıntı.

Çoklu bağıntı : Bir bağımlı değişkenle, bu değişken üzerinde _ bileşik etkilerde bulunan birden çok bağımsız değişken arasındaki ilişkiyi ölçen ve bunu bir katsayı olarak dile getiren ölçüm. bk. bölümsel bağıntı.

Dağılımdan bağımsız sayımbilim : İncelenen ayrıtın anaevrendeki dağılımına bağlı olmaksızın kuramsal dağılımları konu alan ve örnek kestirmelerine elverecek işlemlerden oluşan sayımbilim.

Dağılımdan bağımsız yöntem : Bir dağılım biçimine bağlı olmaksızın önsav sınama ya da güven aralığı kurma yöntemi, anlamdaş evrendeğersiz yöntem.

Dana bağı : Ayakta güreşirken, bir elle karşı güreşçinin bileğinden tutup, öteki taraftaki dizi yere koyarak, boşta kalan elle bacağını içten kavrayıp gövdesini ense üzerine alma yoluyla başının üzerinden yere atıp çevirme.

Değerlik bağı kuramı : Bağ oluşumunu, komşu atomların atomik orbitallerinde elektron spinlerinin çiftleşmesi ile ifade eden kuram.

Değillemeli geçişli bağıntı : ß bağıntısının K. kümesinde değillemeli-geçişli olması . Her değillemeli-geçişli bakışımsız bağıntı geçişlidir.

Denklik bağıntısı : Bir küme üzerinde yansımalı, bakışımlı ve geçişli olan ikili bağıntı, Anlamdaş. eşdeğerlik bağıntısı. Yansımalı, bakışımlı, geçişli bağıntı. denklik öbeği. Örn. Eşitlik, eşdeğerlik, biçimdeşlik birer denklik bağıntısıdır. (<) "küçük ya da eşit olma" bağıntısı bakışımlı olmadığından; "kardeş olma" bağıntısı yansımalı olmadığından; "renk benzerliği" bağıntısı geçişli olmadığından denklik bağıntıları değildir.

Dinden bağımsızlaşma : Dinsel ve büyüsel nitelikli toplumsal denetimin yerini ussal nitelikli toplumsal denetim biçimlerinin alması.

Dip bağı : Ahırlarda hayvanları bağlamaya yarayan ip.

Diplomat bağışıklığı : Elçi ve konsoloslarla bunlara bağlı görevlilere karşılıklı olmak koşulu ile iki ülke arasında tanınan vergi bağışıklığı.

Disülfit bağı : Proteinlerde iki sistein amino asidinin sülfidril grupları arasında teşekkül eden S-S bağı. Proteinlerde iki sistein aminoasidinin tiyol grupları arasında oluşan S-S bağı, disülfür bağı.

Disülfür bağı : Polipeptit ve proteinlerin ikincil ve üçüncül yapılarına katkıda bulunan SS bağı. Disülfit bağı.

Dnaya bağımlı rna polimeraz : DNA kalıbından RNA’yı oluşturan enzim.

Doğal bağışıklık : Bir organizmanın antijenlere karşı fagositik hücreleri ile karşı koyması. Doğuşta var olan salgılar, kompleman, fagositler gibi hücreler ve moleküllerle sağlanan bağışık yanıt, genetik yapıya bağlı bağışıklık. Dışarıdan herhangi bir müdahale olmadan bakteri ve diğer maddelerin nötrofil ve makrofajlar tarafından fagosite edilmesi, ağız yoluyla alınan organizmaların asit ve enzimlerle zedelenmesi gibi canlıların doğuştan var olan, yapısal ve kalıtsal özellikleriyle hastalık yapıcı ve diğer etkenlere karşı genel savunma mekanizmalarıyla karşı koyması.

Doğal kıran bağışlaması : Doğal kıranlara uğramış bölgelerdeki yurttaşlara, devletçe, Doğal Kıran Akçesi'nden yapılan ve belli bir sürede geri alınması gerekli olan akçal yardım parasının alınmasından vazgeçilmesi.

Doğru bağıntı : Bağımlı değişkende, bağımsız değişkendeki değişmelerle eş yönde değişmeler yaratan olumlu bağıntı, bk. ters bağıntı.

Doğuştan bağışıklık : Genel olarak hastalık etkenlerine karşı fagositler, makrofajlar, nötrofil lökositler tarafından yürütülen korunma mekanizması.

Doğuştan bağışıklık yetersizliği : Bir bireyin genotipi sebebiyle özel antikorlar ya da T hücreleri üretmesi. Doğuştan bağışıklığın yetersiz olması. Kemik iliği ve timüsten gelişen lenfositlerin yokluğunda veya bu hücrelerdeki bozukluklarda ortaya çıkar.

Domuz bağı : Bükülmüş dizler arasına başın sokulması, el ve ayakların boyunla birlikte bağlanıp kımıldanamayacak duruma getirilmesi yoluyla yapılan işkence biçimi.

Domuzların bağırsak adenomatozisi : Sütten yeni kesilmiş domuzlarda, şiddetli iştahsızlık, kilo kaybı ve bağırsaklardaki bezlerde adenomatöz değişiklikler ve villus atrofisiyle belirgin hastalık, adenomatöz bağırsak hiperplazisi. Campylobacter mucosalis ve Campylobacter hyointestinalis patolojik değişimlerin oluşumunda sorumlu tutulmakla birlikte, etken tam olarak ortaya konamamıştır.

Doza bağımlı kinetik : Dozun artmasıyla ilacın uğradığı farmakokinetik olayın hızı ve boyutu arasındaki lineer ilişkinin, olayın doygunluğa erişmesi sonucu kaybolması veya doğrusal olmayan duruma gelmesi.

Düşkünlerin vergi bağışıklığı : Güçsüzleri barındırma evlerinde yaptırılan işler karşılığı düşkünler için tanınan vergi bağışıklığı.

Düz bağırsak : Leğen boşluğunun üst kısmında, sağrı ve ilk kuyruk omurlarının altında seyreden ve hiç kıvrım göstermeyen kolon dessendensle anüs arasındaki bağırsak kısmı, rektum.

Düz bağırsak divertikülümü : Düz bağırsak duvarının zayıflığı sonucu kör cep veya kese tarzında genişlemesi.

Düz bağırsak prolapsusu : Düz bağırsağın anüsten dışarı çıkması. Domuz, koyun ve sığırlarda yaygın biçimde görülür, çoğunlukla kolon yangısı ve boşaltım organlarının enfeksiyonlarıyla ilişkilidir.

Düz bağırsak yolu : İlaçların rektum yoluyla uygulanması, rektal uygulama.

Düzgüsüz bağımlılık : (Horney) Kişinin, güçlü gördüğü bir başkasına duygu yönünden aşırı biçimde bağlanması ve kendini onunla özdeşleştirmek için zorunlu bir gereksinme duyarak kendini küçültmesi durumu.

Düzmece bağıntı : Çokdeğişken çözümlemesiyle başka değişken ya da değişkenler karşısında sınandığında ortadan kalkan bağıntı, bk. sınama etkeni.

Edilgin bağımlılık : Onur duygusu düşük kişilerin başkalarının yardımını, yakınlığını sağlamak ereğiyle kendi yetersizlik ve küçüklüklerini belirtme durumu.

Edinsel bağışıklık : Kazanılmış bağışıklık.

Egemenin bağışlaması : İlk zamanlarda, bulgular için egemenin ayrıcalık vermesi.

Eğrisel bağıntı : Bağımsız değişkendeki değişmelerin bağımlı değişkene değişen ölçülerde yansıdığı ve çizgesel anlatımı bir eğri olan bağıntı.

Ek bağırsağın ters dönmesi : Atlarda, ek bağırsağın kendi içine veya sağ alt kolonun içine girerek ters dönmesi, sekum inversiyonu.

Ek bağırsak yangısı : İnsanlarda ve iri cüsseli maymun türlerinde ateş, karın ağrısı ve lökositozisle belirgin ek bağırsağın yangısı, kör bağırsak yangısı, tiflitis, apandisit.

Enerji bağımlılığı : Işınım enerjisindeki değişime bağlı olarak, fiziksel ya da biyolojik yanıtta oluşan değişim.

Ense bağı : Başı omurgaya bağlayan sarı renkli elastiki bağ, ligamentum nuke.

Eozinofilik mide bağırsak yangısı : Mideden düz bağırsağa kadar sindirim sisteminin bir veya daha fazla bölümünde, yerel veya yaygın, eozinofil hücre infiltrasyonu, mukoza erozyonu ve villus atrofisiyle birlikte ishal, kusma, melena ve kanda eozinofiliyle belirgin gıda maddelerine karşı biçimlenen alerjik sendrom, köpeklerde eozinofilik gastroenteritis, eozinofilik gastroenteritis. Esas olarak köpeklerde, özellikle de Alman kurt köpeklerinde görülür.

Epitele bağımlı gevşetici faktör : Soluk borusu epitelinden salıverilen ve havayolu düz kaslarında gevşeme yapan bir madde.

Eşbiçimlilik bağıntısı : Belli bir biçim benzerliği olan somut nesneler arasında bulunan bir denklik bağıntısı.

Etkin bağışıklık : Organizmanın aşılama veya doğal olarak karşılaştığı hastalık etmenlerine karşı antikor veya etkin T hücresiyle oluşturduğu humoral veya hücresel cevap, aktif bağışıklık.

Faz bağıntısı : Bir yapı içindeki iki fazın, kristal düzlem ve doğrultuları arasındaki ilişki.

Firek bağı : Boyunbağı, kravat.

Fonksiyonel ve adinamik bağırsak tıkanması : Bağırsak felci.

Geçimlik bağışıklığı : Kendilerine yardım yapılmadığında yaşamları zorlaşacak olanlara verilmekte olan geçimlik ödentilerinin her tür kesintilerden bağışık olması.

Geçişli bağıntı : Bir küme üzerinde önermesini doğrulayan B ikili bağıntısı.

Genel bağıntı : Bir çoklu dağılımda toplam keseklerinde gözlenen dağılımlar arasındaki bağıntı, bk. bölümsel bağıntı.

Gezil bağı : Kıldan yapılmış çorap bağı.

Glikozit bağı : Şeker kökleri arasında oluşan bağ.

Göde bağırsak : Kalın bağırsak.

Görev sakatlığı bağışıklığı : Yasasında ayrıntıları ile belirtilen görevden doğma sakatlıklar nedeni ile kişilere yapılan yardım ve ödemelerin vergi ile bağımlı tutulmaması.

Göz bağıcı : Göz boyayıcı, sihirbaz.

Granülomlu bağırsak yangısı : Bağırsaklarda, lamina propriyada içinde histiyosit ve zaman zaman dev hücrelerinin bulunduğu, granülom oluşumuyla belirgin.

Güçlü bağlantılı bağıntı : Bir E kümesi üzerinde her için xBy ya da yBx koşulunu gerçekleyen B ikili bağıntısı.

Gümrük bağışıklığı : Yurda kesin olarak giren maldan, yasası gereğince gümrük vergisi alınmaması. Bazı malların gümrük vergisine tabi olmaması.

Gümrükten bağışık : Yurda girişi gümrük vergisine bağlı olmayan mal.

Güvercin bağırsak solucanı : 16-37 mm. boyunda olup, güvercinlerin ince bağırsaklarında yaşayan ve yurdumuz güvercinlerinde sıkça rastlanan yuvarlaksolucan.

Hidrojen bağı : Herhangi bir atomun, hidrojen atomu ile elektron ortaklaşması yaparak oluşturdukları görece güçsüz bağ. F, O, N gibi elektronegatifliği yüksek atomları içeren polar bileşiklerde (HF, H2O, NH3, vs.), pozitifleşmiş H atomunun, diğer molekülün ortaklanmamış elektron çifti ile köprü oluşturması esasına dayanan bir çekim kuvveti. Hidrojen bağı, kovalent bağın %10'u kadar etkili olduğu halde, bileşiklerin erime noktası, kaynama noktası, kristal yapısı, çözünürlük gibi özelliklerini belirler; selüloz ile bileşiklerin bağlanmasında, kağıt endüstrisinde, DNA'daki adenin-urasil bağlanması gibi birçok biyokimyasal kompleks yapılarda önemli rol oynar. Oksijen veya azot gibi bir elektronegatif atom ve bir hidrojen atomu arasındaki zayıf bir elektrostatik çekimle oluşan bağ. Genellikle oksijen ve azot gibi negatif elektrik yüklü atomlarla diğer bir negatif yüklü atomlara kovalent olarak bağlanmış hidrojen atomları arasında oluşan ve koparılması için 4-5 kcal/mol enerji gereken kimyasal bağ.

Humoral bağışık cevap : Antijenin, kan serumunda bulunan çözünebilir antikorla bağlanması, vücudun antijene karşı antikor üreterek cevap vermesiyle belirgin olayların tümü.

Humoral bağışıklık : B lenfositlerden oluşan plazma hücreleri tarafından üretilen antikorlarla oluşturulan bağışık cevap, sıvısal bağışıklık.

Hücre aracılı bağışıklık : Hücresel bağışıklık.

Hücresel bağışıklık : Antijene özgül, duyarlı T lenfositlerinin ve makrofajların rol oynadığı bağışık yanıt. Antijene özgül, duyarlı T lenfositlerinin ve fagositik hücrelerin rol oynadığı bağışık cevap, hücre aracılı bağışıklık.

Hümoral bağışık yanıt : Antijenin kan serumunda bulunan çözünebilir antikorla bağlanması, vücudun antijene karşı antikor üreterek cevap vermesiyle karakterize olayların tümü.

Hümoral bağışıklık : B lenfositleri ve plazma hücreleri tarafından meydana getirilen antikorlarla sağlanan bağışıklık.

İçlemsel bağıntı : Sıralanmış n sayıda nesnenin belli bir bağıntıda olmasının gerekli-yeterli koşulu olan nitelik. Tamdurumlar kümesinden için n-li kaplamsal bağıntılar kümesine kurulan izerge. bk. çoklu öznitelik Örn.

İki yönlü bağıt : Her iki yanı da borçlandıran bağıtlar.

İkili bağıntı : İki kümenin dik çarpımının bir altkümesi. A, B kümeler olmak üzere A x B çarpım kümesinin bir R alt kümesi.

İkincil bağışık cevap : İlk antijen uyarımıyla oluşan birincil cevaptan sonra, ikinci defa aynı antijenle karşılaşma durumunda, birincil cevaba göre daha çabuk ve daha yüksek düzeyde oluşan bağışık cevap.

İkincil bağışık yanıt : İlk antijen uyarımıyla oluşan birincil yanıttan sonra, ikinci kez aynı antijenle karşılaşma durumunda, birincil cevaba göre daha çabuk ve daha yüksek düzeyde oluşan bağışık yanıt.

İlk bağırsak boşluğu : Bağırsak oluşumundan sonra bağırsak içinde meydana gelen boşluk. Gastrosöl. Bağırsak oluşumundan sonra bağırsak içinde meydana gelen boşluk, gastrosöl. (karşılık: gastrosöl), Bağırsak oluşumundan sonra bağırsak içinde meydana gelen boşluk.

İlk bağırsak çatısı : Gastrula safhasındaki embriyonun ilkel bağırsağını oluşturan boşluk duvarı. Arkenteron. (karşılık: arkenteron), Gastrulâ evresinde meydana gelen ve embriyonun bağırsağı olan ilkel boşluk.

İnam bağıtı : Verilen nesnenin ilgilisince yeterli bir korunumla saklanılmasını gerektiren bağıt.

İnce bağırsak divertikülozisi : Bağırsak duvarında oluşan mukozayla döşeli çok sayıda kese tarzında genişleme.

İnce bağırsakların prolapsusu : Vajinanın anteriyor kısmında biçimlenen bir yırtık aracılığıyla ince bağırsakların vajina-vulva yoluyla dışarı çıkması.

İstatistiksel bağımsızlık : [Bakınız: bağımsız olasılıksal değişkenler, bağımsız olaylar].

İyi sıralama bağıntısı : Bir küme üzerinde tanımlanan ve boş olmayan her bir altkümesi bir en küçük öğe varlayan tümel sıralama bağıntısı.

Kanamalı bağırsak yangısı : Dört haftalık ve daha büyük hindilerde, akut seyirli, yüksek ölüm oranıyla seyreden, kanlı bağırsak yangısıyla belirgin hindilerde görülen bir adenovirüs enfeksiyonu, hemorajik enteritis. Bağırsakların yerel veya yaygın kanamayla belirgin yangısı, hemorajik enteritis.

Kapalı denklik bağıntısı : Bir ilingesel uzay üzerinde tanımlanan ve bölüm dönüşümü kapalı olan denklik bağıntısı.

Kara bağır : Dertli göğüs, dertli yürek.

Kaz ayağı bağı : Çarmıklı serpme ağlarında çarmık iplerinin dallanma yaptığı noktaya atılan bağ.

Kazanılmış bağışıklık : Belirli hastalık etkenlerine karşı özellikle B ve T lenfositleri tarafından sağlanan ve hatırlanma özelliğine sahip korunma mekanizması. Sonradan kazanılmış bağışıklık, enfeksiyonu geçirerek veya enfeksiyöz etkene karşı antijen veya antikor verilerek oluşturulan bağışıklık, edinsel bağışıklık, özgül bağışıklık. Canlıların virüs, bakteri, toksin gibi istilacılara karşı oluşturdukları özgül bağışıklık, edinsel bağışıklık. Etkin ve pasif bağışıklık olmak üzere iki tipi vardır.

Kazanılmış bağışıklık noksanlığı arazı : HTLV III, LAV, HIV gibi bir retrovirüs tarafından meydana getirilen ve eşeysel yolla ya da kan ve kan ürünleri ile taşınan öldürücü T hücreleri noksanlığı hastalığı.

Kazanılmış bağışıklık yetersizliği : Normal bağışıklık etkinliğinin azalması.

Kazanılmış bağışıklık yetmezlik sendromu : İnsan immün yetmezlik virüsü tarafından meydana getirilen ve immün yetmezlik veya yetersizlikle belirgin olan ölümcül hastalık, AİDS.

Kazların kanamalı böbrek bağırsak yangısı : Dört-10 haftalık kaz palazlarının akut veya kronik seyirli, interstisyel nefritis, bağırsak epitelinde ve bursal lenfositlerde nekrozla belirgin poliyomavirüs enfeksiyonu, kaz poliyomavirozisi.

Kedi bağırsak solucanı : En çok 10 cm. uzunluğunda olup, kedigillerin, çok az oranda insan ve köpeğin ince bağırsağına yerleşen yuvarlak solucan.

Kedilerin bağışıklık yetersizlik virüs enfeksiyonu : Kedilerde görülen, insanlardaki bağışıklık yetersizlik sendromuna birçok yönleriyle benzerlik gösteren, ısırma ve salyayla bulaşan bir lentivirüs enfeksiyonu.

Khat tipi bağımlılık : Yemen ve Doğu Afrika’nın yüksek bölgelerinde yetişen Khat (Cetha edulis) bitkisinin filizlerinin ve yapraklarının çiğnenmesiyle oluşan bağımlılık tipi.

Kıran borcu bağışı : Doğal kırana uğrayan yörelerde yaşayanlara, devlet elindeki doğal kıran akçesinden sağlanan yardımlardan doğan borçların, olağanüstü koşullar göz önünde tutularak devletçe borçlulara bağışlanması.

Kırmızı bağırsak sendromu : Baklagillerden zengin meralarda beslenen kuzularda, sekum burulması, sekum nekrozu ve ölümle belirgin sendrom.

Kısa bağırsak sendromu : İnce bağırsaklarda önemli oranda rezeksiyon sonrası ortaya çıkan, ishal, dışkıda yağın varlığı ve zayıflıkla belirgin emilim bozukluğu bulguları.

Kısmi bağışıklık : Hariçte işleme rejimine göre işlenmek üzere yurt dışına gönderilen malların yeniden ülkeye girişinde alınması gereken gümrük vergilerine uygulanan bağışıklık.

Kıvrım bağırsak : Boş bağırsakla kör bağırsak arasında bulunan ince bağırsağın son kısmı, ileum.

Kıvrım bağırsak adenokarsinomu : Genellikle kıvrım bağırsakta veya nadiren diğer ince bağırsak bölütlerinde bağırsak bezlerinden köken alan, 0.5-1.0 cm çapında, serozal yüzeylerde ise karnabahar benzeri üremelerle belirgin, belli ülkelerde genellikle 5 yaşındaki veya daha yaşlı koyun ve sığırlarda genellikle kesimde rastlantısal olarak görülen kötücül tümör, bağırsak adenokarsinomu. Sadece belli bölgelerde tümörün çok görülmesinin nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte eğrelti otu tüketimiyle ilişkilendirilmiştir.

Kipsel almaşıklık bağıntısı : Yansımalı olan bir almaşıklık bağıntısı. Yansımalı kipsel almaşıktık bağıntısına dayanan kipler mantığı dizgesine M ya da T adı verilir. Kipsel almaşıklık bağıntısı geçişli ise elde edilen kipler mantığı dizgesine ; yansımalı, geçişli, bakışımlı ise adı verilir.

Kokain tipi bağımlılık : Farmakolojide yerel anestezik olarak kullanılan kokaine karşı oluşan bağımlılık durumu.

Kolostridiyal bağırsak enfeksiyonları : Clostridium perfringens tipleri tarafından oluşturulan ve çoğunlukla otçullarda görülen enfeksiyonların ortak adı.

Kombine bağışıklık yetersizliği sendromu : T ve B lenfositlerinin görevlerini yapamamalarıyla belirgin, otozomal çekinik geçişli kalıtsal bağışıklık hastalığı. İnsanlarda ve taylarda görülür.

Konkomittant bağışıklık : Premünisyon.

Konum bağıntısı : Tanelerin konumunu, kristal düzlem ve doğrultular bakımından belirten bağıntı.

Koşullu bağışıklık sistemi : Dahilde işleme rejimi kapsamında, dışalımı taahhüt edilen işlem görmüş ürünlerin üretiminde kullanılan ve serbest dolaşımda bulunan eşya kapsamında olmayan hammadde, yardımcı madde, yarı mamul, mamul ile ambalaj ve işletme malzemelerinin, Türkiye Gümrük Bölgesinde yerleşik firmalarca bedelli ve/veya bedelsiz dışalımına, ticaret politikası önlemlerine tabi tutulmaksızın ve bu dışalımdan doğan vergi kadar güvence alınarak izin veren gümrük rejimi.

Köpek bağırsaksolucanı : En çok 18 cm. uzunluğunda olup, köpek, tilki ve başka etçillerin, az oranda insanların ince bağırsağına yerleşen yuvarlak solucan.

Kör bağırsak genişlemesi ve dönmesi : Sığırlarda görülen kör bağırsağın genişlemesi, yer değiştirmesi ve dönmesiyle belirgin bir hastalık, sekum dilatasyon ve torsiyonu, dilatasyo, dislokasyo ve torsiyo seki.

Kör bağırsak yangısı : Ek bağırsak yangısı.

Kum bağırtlağı : (Pterocles orientalis) Yağmurkuşları (Charadriiformes) takımının çöl-tavuğugiller (Pteroclidae) familyasından bir kuş türü. Uzunluğu 35 cm. Yenir. Güney ve Kuzey Amerikada sürüler halinde yaşar.

Kümeiçi bağıntı : Bir küme örneklemesinde örnek alınan kümenin türdeşlik düzeyini dile getiren ve yüksek çıkması durumunda evren değişkenliğini yansıtma olasılığının düşük olduğunu gösteren ilişki ölçümü.

Lenfositik plazmasitik bağırsak yangısı : Köpeklerde, daha az olarak da kedi ve atlarda, birbirini takiben ve yıllarca süren ishal, kusma, emilim bozukluğu, bağırsaktan plazma kaybı, villusların lamina propriasında, kriptler arasında ve zaman zaman submukozada yoğun lenfosit ve plazma hücre infiltrasyonuyla belirgin, immün aracılı nedenlerle oluşan hastalık. Bağırsak mukozasında lenfosit ve plazma hücre infiltrasyonuyla belirgin yangı, yangılı bağırsak hastalığı.

Lizogen bağışıklığı : Bir profajın, aynı bakteride bir başka fajın yerleşmesini önleme yeteneği.

Lizogen bağışıklık : Bir profajın, aynı bakteride bir başka fajın yerleşmesini önleme yeteneği.

Makas bağı : Çatılara eğik olarak konulan direk.

Markaları bağımsız aktarma : Markaların, işletmeden ayrı olarak aktarılabilmesi.

Menteşe bağı : Yassı solungaçlıların iki kabuğunu birleştiren elâstik eklem.

Merkez bankası bağımsızlığı : Merkez bankasının siyasi müdahalelerden etkilenmeksizin, öngördüğü para politikası araçlarını kendi hedefleri doğrultusunda, serbestçe belirlemesi ve kullanabilmesi.

Metal bağı : Metali oluşturan öğeciklerden çözülen değerlik eksiciklerinin, kalan artı yüklü yineli örgü içinde devinmeleriyle tüm yapıda sağlanan ortak bağ.

Mide bağırsak kanaması : Mide-bağırsak kanalının herhangi bir yerinden kaynaklanan kanama, gastrointestinal hemoraji.

Mide bağırsak kıl kurtları : İnsanlarda ve evcil hayvanlarda sindirim sisteminde parazitlenen Cooperia, Dictyocaulus, Hyostrongylus, Mecistocirrus, Nematodirus, Nippostrongylus, Ostertagia, Marshallagia, Haemonchus, Teladorsagia ve Trichostrongylus gibi birçok cinsi içeren nematod ailesi, Trichostrongylidae.

Mide bağırsak kılkurtları : Daha çok gevişen hayvanların sindirim aygıtında asalaklanan ve büyük ölçüde ölümlere yol açan, yurdumuzda pek yaygın, minicik solucanlar familyası. (Birçok türüne insanlarda da rastlanmıştır.).

N konumlu bağıntı : A i, i = 1,2, ...,n, kümeler olmak üzere A1 x A2 x • • • x An çarpım kümesinin bir R alt kümesi.

N li bağıntı : N sayıda kümenin dik çarpımının bir altkümesi.

Nekrotik bağırsak yangısı : Tavuk ve hindilerde Clostridium perfringens tip A veya tip C tarafından oluşturulan, iştahsızlık ishal ve yalancı zarlı enteritisle belirgin bakteriyel hastalık. Domuzlarda Salmonella türleri veya Campylobacter hyointestinalis enfeksiyonlarını takiben oluşan akut veya subakut seyirli bağırsak yangısı.

Nezgep bağı : Nezgebin düşmemesi için çenenin altına ve saçların dibine bağlanan bağ.

Olasılıksal bağımlılık : Bağımsız olmayan olasılıksal değişkenler arasındaki ilişki. İstatistikte bunun yerine çoğu kez yalnızca bağımlılık terimi kullanılır.

Olumlu bağıntı : [Bakınız: doğru bağıntı].

Oniki parmak bağırsağı : (karşılık: duodenum),İnce bağırsağın, midenin bitiş yeri ile başlayan kısa bir bölgesi.

Onikiparmak bağırsağı bezleri : Brunner bezleri.

Ortaklaşım bağı : İki atomun bir çift elektronu paylaşmasıyla oluşan bağ.

Öcürenne gibi bağırmak : Sesi çıktığı kadar bağırarak ağlamak.

Öksüzce bağır : Uykuluk, pankreas.

Ön bağırsak : Embriyoda, ağzın içeri çökmesiyle meydana gelen beslenme kanalının ön ucu. Bazı omurgasız hayvanlarda sindirim kanalının ektoderm ile astarlanmış olan bölgesi. Stomodeum. (karşılık: stomodeum), ile astarlanmış olan sindirim kanalı bölgesi.

Öncek bağı : Dokuma kuşak (Çayağzı).

Önlük bağı : Uçkur.

Önsıralama bağıntısı : Bir küme üzerinde dönüşlü ve geçişli olan ikili bağıntı.

Özgül bağışıklık : Kazanılmış bağışıklık.

Paça bağı : Güreşçilerin ayak bileklerine bağlanan renkli bez parçası. Güreş donunun paçasını büzmek, dona parmağın girmesine engel olmak için kullanılan ip ya da sırım.

Paçalı bağırtlak : Kuşlar (Aves) sınıfının, güvercinler (Columbiformes) takımının çöl tavuğugiller (Pteroclidae) familyasından, 47 cm kadar uzunlukta, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yazın steplerde görülen, tohumlarla beslenen bir tür. Bağırtlak kuşu.

Padişah bağışı : Padişahın, bir kimseye gönlünü almak için gönderdiği bağış.

Parşömen bağırsaklar : Selülozdan elde edilen sentetik sucuk kılıfları.

Pasif bağışıklama : Organizmaya antikor içeren serum verilerek bağışıklık kazandırma, pasif immünizasyon.

Pasif bağışıklık : Antikor içeren serum verilerek oluşturulmuş veya doğuştan geçen antikorlarla kazanılmış bağışıklık, pasif immünite. Herhangi bir antijene karşı bağışık cevap oluşmuş başka bir hayvan veya insandan elde edilen antikorların, aktif T lenfositlerin veya her ikisinin bir arada aktarılmasıyla sağlanan bağışıklık. Bu biçimde elde edilen bağışıklık uzun süreli olmaz, çoğunlukla 2-3 ay sonra sona erer.

Peptit bağı : Protein sentezi sırasında bir amino asidin karboksil grubu ile ikinci amino asidin amino grubu arasından bir molekül su çıkarak oluşan kovalent bağ. Protein sentezi sırasında bir aminoasidin karboksil grubuyla ikinci aminoasidin amino grubu arasından bir molekül su çıkarak oluşan kovalent bağ. Bir aminoasidin alfa-amino grubuyla diğerinin alfa-karboksil grubu arasında bir mol su ayrılarak oluşan amid bağı.

Primer bağışık yanıt : Verilen bir antijenle ilk kez karşılaşan konakta oluşan nispeten zayıf bağışık yanıt.

Puldan bağışıktı : Yasasına göre bazı belgelerin ya da kurumların damga pulundan bağışık olmaları.

Rna bağımlı dna polimeraz : RNA molekülünü kalıp olarak kullanarak tek iplikli DNA sentezleyen enzim. Bu enzim kanserojen DNA virüslerinde oluşur. Revers transkriptaz.

Ruhsal bağımsızlık : Çocuğun ruhsal açıdan ana ve babaya olan bağımlılığının sona erme durumu. Ruhsal sağaltımda, sağaltılanın sağaltmaya karşı geliştirdiği duygusal bağımlılıktan kurtularak iyileşmesi.

Saç bağı : Saça takılan madenden süs eşyası.

Sakatlık vergi bağışıklığı : Sakatlara, durumlarına ve yasasındaki yargılara göre sağlanan vergi bağışıklığı.

Samı bağı : Koşum hayvanlarını boyunduruğa bağlayan sicim, zelve bağı.

Sayısal bağıntı : Alanı doğal sayılar kümesi içinde olan bağıntı.

Sekli bağı : Çarık ipi.

Sıfırlı bağıntı : Sıfırlı yüklemin ya da başka bir deyişle önermenin kaplamı olan doğruluk değeri.

Sınık bağı : Sıkı bağlanan bağ.

Sıra bağıntı katsayısı : Gözlem değerlerinin iki değişkene göre sıra düzenine sokulduğu durumlarda bağıntının ölçü ve doğrultusunu saptayan ve her gözlemin iki değişkene göre taşıdığı sıra sayıları arasındaki ayrıma dayanarak elde edilen (-1'le +1 arasında değişen) değer. bk. bağıntı katsayısı.

Sıra bağıntısı : [Bakınız: tikel sıralama bağıntısı, tümel sıralama bağıntısı, iyi sıralama bağıntısı]. Gözlem birimlerinin iki ayrı değişkene göre sıra düzenlerini veren bir dağılımda ilgili değişkenler arasında beliren ve sıra bağıntısı eşitliğiyle ölçülen bağıntı.

Sıradan bağıtlar : Onaşma yoluyla yapılan bağıtlar.

Sıralama bağıntısı : Geçişli, tersbakışımlı olan herhangi bir bağıntı. yarısıralama, tamsıralama, sıkı yarısıralama, sıkı tamsıralama.

Sıvısal bağışıklık : Humoral bağışıklık.

Siklinlere bağımlı protein kinaz : Okaryotik hücrelerin döngüsünde siklinlerle birleşerek kompleksler oluşturmak suretiyle etkin hâle gelen enzim.

Son bağırsak : Kalın bağırsağın anüsle sonlanan düz kısmı, rektum. (karşılık: proktodeum,) ile astarlanmış olan aynı bölge.

Suni kazanılmış etkin bağışıklık : Aşılama sonucu organizmada meydana gelen bağışıklık.

Suni kazanılmış pasif bağışıklık : Bir organizmada meydana gelen antikorların başka bir organizmaya aktarılmasıyla meydana gelen bağışıklık.

Süt bağı : Hlk. Bağa.

T bağımlı antijen : Antikor cevabı oluşturmak için yardımcı T hücrelerine gerek duyan antijen.

T bağımsız antijen : Bağışık cevap oluştururken T hücrelerine gerek duymayan antijen.

Taçlı bağırtlak : Kuşlar (Aves) sınıfının, yağmur kuşları (Charadriiformes) takımının çöl tavuğugiller (Pteroclidae) familyasından, Büyük Sahra'da yaşayan bir tür. (Pterocles coronatus), Yağmurkuşları (Charadriiformes) takımının çöl-tavuğugiller (Pteroclidae) familyasından bir kuş türü. Büyük Sahrada yaşar.

Tam bağıntı : Bağımlı değişkende gözlenen değişmelerin tümüyle bağımsız değişkene bağlanabildiği ya da birlikte değişmeye ilişkin gözlemlerin tümüyle birlikte gidişim çizgisi üzerine düştüğü bağıntı durumu.

Tanımlayıcı bağıntı : (Deneysel tasarım) Etkensel tasarımda yineleme sayısını azaltmak amacıyla, kullanılan işlem birleşimleri ile kullanılmamış birleşimler arasındaki etkileşimleri karşılaştıran bağıntı.

Tarımsal kazanç bağışıklığı : Gelir vergisi yasasında belirtilen ve saptanan yargılar ve sınırlar içinde tarım işlerinden sağlanan ve bağışıklıkla bağımlı bulunan kazançlar.

Taş bağır : Katı yürekli.

Tavuk bağırsak solucanı : 12 cm. yi bulan uzunluğuyla tavuk ince bağırsaklarının en büyük asalaklarından sayılan ve sırasında bağırsakları tıklım tıklım doldurabilen ipsi kurt.

Tavuk bağırsak unu : Mezbahada kanatlıların karaciğer, kalp ve böbrek ve benzerleri iç organlarının toplanarak basınç altında pişirilmesiyle elde edilen ve yemlere protein kaynağı olarak katılan ürün.

Tecim bağıtları : Tecim hakkı alanında karşıtlar arasında geçerli olan bağıtlar.

Teknolojik bağımlılık : Bir ülkenin üretim sürecinde kullandığı teknolojileri kendisi üretemeyip, sürekli dışalım yoluyla sağlaması durumu.

Terki bağı : Terki heybesini bağlayacak şerit ya da ip. Terki heybesini bağlayacak yünden kuşak ya da ip.

Termodinamik bağışıklık : Metal potansiyelinin yeterince eksi yapılarak çözeltideki metal yükünleri etkinliklerinin belli bir değeri aşmasının engellenmiş olması.

Ters bağıntı : Bağımlı değişkende bağımsız değişkendeki değişmelere ters yönde değişmeler yaratan bağıntı ya da olumsuz bağıntı, bk. doğru bağıntı.

Tikel sıralama bağıntısı : Dönüşlü, yan bakışımsız ve geçişli bağıntı.

Tintin bağı : Hayvanın kuyruğu altından geçirilip semere bağlanan ip.

Toplumsal bağımlılık : Astlık-üstlük ilişkilerine yol açan ve kimi birey ya da kümeleri başka birey ya da kümeler karşısında etkisiz bırakan durum.

Tüketici bağımsızlığı : Tüketicilerin diğer tüketicilerin aldıkları kararlardan etkilenmediği durumu ifade eden tam rekabet koşullarından biri.

Tümel sıralama bağıntısı : Bir küme üzerinde dönüşlü, yan bakışımsız, geçişli olan ve ikilik özelliğini gerçekleyen ikili bağıntı.

Van der waals bağı : Polar olmayan gruplar veya moleküller arasında meydana gelen ve koparılması için 1-3 kcal/mol enerji gereken zayıf kimyasal bağ, hidrofobik bağ.

Vergi bağışıklığı : Vergiye tabi olan bir iktisadi etkinlik ya da gelirin kısmen veya tamamen vergi dışı bırakılması.

Vergi ile bağımlı gelir : Vergi ödemeği gerekli ve zorunlu kılan kazanç.

Vergi ile bağımlı kazanç : Kazancın vergi ile bağımlandırılan bölümü.

Vergilerde bağışıklık : Toplumsal Güvenceler Kurumunca güvenceli için yapılan tüm işlemlerin kesenek işlem gideri ve damga vergilerinden bağışık olması.

Vırrak vırrak bağırmak : Çok, sesli sesli, katılırcasına ağlamak.

Yağ bağır : Koyunun bağırsağı içine doldurulan kıyılmış ciğer ve iç yağıyle yapılan yemek. Mumbar içine doldurulan kıyılmış ciğer ve iç yağı.

Yakacak paraları vergi bağışıklığı : Deniz yüzeyinden 1500 metre ve daha yüksek olan yerlerde görevlendirilen kişilere devletçe ya da özel sektörce ödenen yakacak paralarının gelir vergisi ile bağımlı tutulmaması.

Yalancı bağırganlar : Kuşlar (Aves) sınıfının, ötücü kuşlar (Passeriformes) takımının, ses kasları eşit dizililer (Diacromydi) alt takımından, lir kuşugiller (Menuridae) familyasını içine alan bir üst familya. (Subclamatores),olmak üzere tek familyası vardır.

Yalın bağıntı : Başka değişkenlerin etkilerini yok sayarak salt iki değişken arasındaki ilişkiyi veren ölçüm.

Yangılı bağırsak hastalığı : Lenfositik-plazmasitik bağırsak yangısı.

Yansımalı bağıntı : ß bağıntısının K kümesinde yansımalı olması, K nın x gibi herhangi bir öğesi için sıralanmış ikilisinin ß nın Öğesi olmasıdır.

Yansımasız bağıntı : ß bağıntısının K kümesinde yansımasız olması, K nın x gibi herhangi bir öğesinden oluşan sıralanmış ikilisinin ß nın öğesi olmamasıdır.

Yansımaz bağıntı : E kümesi üzerinde her koşulunu gerçekleyen B ikili bağıntısı.

Yapay bağışıklık : Aşılanma veya bir başka bireyden alınan antikorların uygulanmasıyla oluşan bağışıklık.

Yardımların vergi bağışıklığı : Gemi vergisi yasasında ayrıntıları gösterilen yardımlarla belirtilen işlemlerin uygulanılmasında sağlanacak gelirlerin vergi kesimi ile bağımtı tutulması.

Yeğleme almaşıklık bağıntısı : Yansımasız, geçişli, ters bakışımlı olan bir almaşıklık bağıntısı.

Yer bağırsağı : Yer solucanı.

Yılan bağı otları : Su altında gelişen, çok yıllık, iki evcikli su bitkileri.

Yılan bağı otu : Besin maddelerince zengin göllerde, 1 m derinliğe kadar olan derinliklerde yaşayan ve Temmuz ayında çiçeklenen su bitkisi.

Yinelgen bağıntı : Yinelgen bir küme oluşturan bağıntı. Örnek: Doğal sayılar arasındaki "küçük olma" bağıntısı yınelgendir.

Yüksek enerji bağı : Bütün hücrelerde bulunan adenozin trifosfat, guanozin trifosfat gibi nükleotit trifosfatların son iki fosfat bağında bulunan, diğer kimyasal maddelerinkinden çok daha yüksek enerjili kimyasal bağ.

Yükümlü bağışlama : Mükellefiyyetli hibe.

Yürek bağı : Çocuğun beşikten düşmemesi için, karnı üstünden geçirilerek sarılan bağ. Bağırdak, çocukları beşik içine koyduktan sonra üstünden sarılan bağ.

Zelbe bağı : Zelveleri tutturmada kullanılan ip ya da deri parças.

Zelve bağı : Zelveleri tutturmada kullanılan ip ya da deri parçası.

Zorunlu özel izinle bağışlama : Gerektiğinde, zorunlu izin kullanılması koşulu ile bulgu belgesinin verilmesi.

Ağız bağı : Bir kancanın ağız bölümüne ince bir halatı birkaç kez sıkıca dolayarak oluşturulan çıkıntı.

Ayak bağı : Bir yere gidilmesine veya bir işin yapılmasına engel olan şey.

Bağıcı : Büyücü. Baştan çıkarıcı.

Bağıl : Görece. Kendine özgü bir kımıldanışı olduğu hâlde başka bir cisme uyarak sürüklenen cismin görünürdeki kımıldanışının niteliği.

Bağıl değer : Bir aritmetik sayısının, önüne + ve - işaretleri yazıldıktan sonraki değeri. Bir sayının rakamlarından her birinin bulunduğu basamağa göre aldığı değer, izafi değer.

Bağıl nem : Bir metreküp hava içinde bulunan su buharı ağırlığının, aynı şartlardaki havanın doymuş su buharının ağırlığına oranı.

Bağıldak : Bağırdak.

Bağıllık : Görece olma durumu, izafiyet, rölativite.

Bağım : Bir şeyin veya bir kimsenin gücü ve etkisi altında bulunma durumu.

Bağımlama : Bağımlamak işi.

Bağımlamak : Bir şeyi bağım altına sokmak, etkisi altında tutmak.

Bağımlaşmak : Bir şeye veya bir kimseye tamamen bağımlı olmak.

Bağımlı : Başka bir şeyin istemine, gücüne veya yardımına bağlı olan, özgürlüğü, özerkliği olmayan, tabi. Bir kimseye veya şeye maddi veya manevi yönden aşırı bağlı olan. Sigara, uyuşturucu madde vb. kötü alışkanlıklara aşırı derecede düşkün, müptela.

Bağımlı akım kaynağı : Devrenin başka bir yerindeki akım veya gerilimle denetlenen akım kaynağı.

Bağımlı sıralı cümle : Anlam bakımından birbirine bağlı olan ve özneleri, tümleçleri veya yüklemleri ortak olan cümle.

Bağımlılık : Bağımlı olma durumu, tabiiyet.

Bağımsız : Davranışlarını, tutumunu, girişimlerini herhangi bir gücün etkisinde kalmadan düzenleyebilen, özgür, hür. Müstakil. Bağımsız milletvekili. Herhangi bir kuruluşa, partiye bağlı olmayan kimse.

Bağımsız bölüm : Kat Mülkiyeti Kanunu'na göre, bir binanın ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya elverişli ve bağımsız mülkiyete konu olan özel bölümü.

Bağımsız milletvekili : Herhangi bir partinin adayı olmadan seçilen veya herhangi bir partiye bağlı olmayan milletvekili, bağımsız.

Bağımsız sıralı cümle : Anlam bakımından birbirine bağlı olduğu hâlde özneleri, tümleçleri, yüklemleri ayrı olan cümle.

Bağımsızlaşmak : Bağımsız duruma gelmek.

Bağımsızlaştırma : Bağımsızlaştırmak işi.

Bağımsızlaştırmak : Bağımsız duruma getirmek.

Bağımsızlık : Bağımsız olma durumu, istiklal.

Bağın : İksa.

Bağıntı : Bir nesneyi başka bir nesne ile uyarlı kılan bağ. İki veya daha fazla değişken arasındaki bağıntı. Görelik. İki ayrı veri grubu arasında bulunan ilişki derecesinin ölçümü, deneştirme, korelasyon. İki veya daha çok nitelik arasında matematik işlemleri yardımı ile kurulan bağlılık veya eşitlik. Organizmanın değişik yapı, özellik ve olaylarında görülen karşılıklı ilgi, bağlılık, korelasyon.

Bağıntıcı : Göreci.

Bağıntıcılık : Görecelik.

Bağıntılı : Göreceli.

Bağıntılılık : Görelilik.

Bağır : Göğüs. Ciğer, bağırsak vb. vücut boşluklarında bulunan organların ortak adı, ahşa. Ok yayı ve dağda orta bölüm.

Bağır yeleği : Zırh altına giyilen, köseleden yapılmış yelek.

Bağırdak : Beşikteki çocuğun düşmemesi için beşiğe sarılıp bağlanan, kumaştan yapılmış enli bağ, bağıldak. Kadınların âdet zamanında bağladıkları bez, bağıldak. Yaklaşık 30 santimetre eninde bir metre boyunda, uçlarında birer metre kaytanı olan, astarlı, ipek ve sırma işlemeli kumaş, bağıldak.

Bağırgan : Bağırıp çağıran, tepkisini hemen ve sert bir biçimde dışa vuran.

Bağırma : Bağırmak işi.

Bağırmak : İnsan yüksek ve gür ses çıkarmak. Yüksek sesle azarlamak. Kendini belli etmek.

Bağırsak : Sindirim organının mideden anüse kadar olan, ince bağırsak ve kalın bağırsaktan oluşan bölümü.

Bağırsak askısı : İnce bağırsağı karnın arka bölümüne bağlayan ve karın zarının bir bölümünden oluşan askı.

Bağırsak düğümlenmesi : İnce veya kalın bağırsağın bir bölümünün bağırsak askısı çevresinde besin geçişini engelleyecek bir biçimde dönerek bükülmesi.

Bağırsak düşüklüğü : Bağ gevşemesi sonucunda kalın bağırsağın aşağı doğru sarkma durumu.

Bağırsak gazı : Yemek yerken yutulan havadan veya besinlerin sindirimi sırasında açığa çıkan gazlardan oluşan ve bağırsaklarda biriken uçucu madde.

Bağırsak iltihabı : Sindirim organında oluşan iltihaplı durum ve buna bağlı hastalık.

Bağırsak ingini : Çoğunlukla sürgün ve karın ağrısı ile beliren bağırsak iltihabı.

Bağırsak kazıntısı : Kalın bağırsak hastalıklarında çıkarılan sümüksü madde.

Bağırsak kurdu : Omurgalıların ve de özellikle insanların bağırsağında yaşayan asalak solucan.

Bağırsak otu : Farekulağı.

Bağırsak solucanı : Ortalama 25 santimetre boyunda, insanların, özellikle çocukların bağırsaklarında asalak olarak yaşayan yuvarlak solucan, askarit.

Bağırsak spazmı : Bağırsak duvarındaki düz kasların çeşitli sebeplerle kasılı kalması durumu.

Bağırtı : Bağırırken çıkarılan sesin adı.

Bağırtkan : Çok bağırıp çağıran (kimse).

Bağırtlak : Orta büyüklükte, eti sevilen bir cins göçebe ördek, bozkır tavuğu (Querquedula).

Bağırtma : Bağırtmak işi.

Bağırtmak : Bağırmasına yol açmak. Bir haberi, bir isteği, birinin aracılığıyla duyurmak.

Bağış : Bağışlanan şey, yardım, hibe, teberru.

Bağışçı : Bağış yapan kimse.

Bağışçılık : Bağışçı olma durumu.

Bağışık : Herhangi bir ödevin veya yükümlülüğün dışında kalan, muaf. Bazı mikroplara karşı aşı veya doğal yolla direnç kazanmış olan.

Bağışık serum : Bulaşıcı hastalıklara yol açan mikroorganizmalara veya zehirli maddelere karşı bileşiminde özgül etkili antikorlar bulunan kan serumu, antiserum.

Bağışıklık : Bazı mikroplara karşı aşı veya doğal yolla kazanılmış direnç durumu.

Bağışıklık bilimci : Bağışıklık bilimi ile uğraşan, immünolojist.

Bağışıklık bilimi : Bağışıklık olaylarının ortaya çıkma şartlarını, gelişimini, alınabilecek önlemleri ve yapılabilecek tedaviyi inceleyen tıp dalı, immünoloji.

Bağışıklık bilimsel : Bağışıklık bilimi ile ilgili, immünolojik.

Bağışlama : Bağışlamak işi, mağfiret, gufran. Hibe etme.

Bağışlamak : Bir mal veya hakkı karşılık beklemeden birine vermek, teberru etmek. Hoşgörmek. Herhangi bir kötü davranış için ceza vermekten vazgeçmek, affetmek. Görevden çekmek, almak.

Bağışlanma : Bağışlanmak işi, affedilme, affolma.

Bağışlanmak : Bağışlama işine konu olmak, affa uğramak, affedilmek, affolunmak.

Bağışlatma : Bağışlatmak işi.

Bağışlatmak : Bağışlama işini yaptırmak.

Bağıt : Sözleşme.

Bağıtçı : Bir işi karşılıklı olarak kararlaştırıp üstlerine alan taraflardan her biri, sözleşme yapan, âkit.

Bağıtlanmak : Sözleşme ile sonuçlanmak.

Bağıtlaşmak : Aralarında sözleşme yapmak.

Bağıtlı : Sözleşme ile bağlanmış olan.

Bel bağı : Bel kemeri.

Boyun bağı : Gömlek yakasının altından geçirilip süs olarak bağlanan uzun, enlice kumaş parçası, kravat.

Diz bağı : Dizde çorabın tutturulduğu bağ.

Düzen bağı : Disiplin.

Etek bağı : Kadınların iç giysilerinin çarşaf altından görünmemesi için bellerine bağladıkları ince kuşak.

Göbek bağı : Yeni doğan çocuğun göbeği kesildikten sonra kan gelmemesi için geri kalan damar örgüsüne bağladıkları bağ. Yakın ilişki. Gebelik döneminde anne ile bebeği arasında beslenmeyi sağlayan bağ, kordon. Bir bitkide yumurtacığı yumurtalığın etenesine bağlayan kordon.

Göden bağırsağı : Göden.

Gönül bağı : Sevgi bağı, duygusal ilişki.

Göz bağı : El çabukluğu ve ustalıkla gerçekte olmayan bir şeyi oluyor gibi gösterme işi, illüzyon. Aklı ve duyguları yanıltan sebep.

İnce bağırsak : Sindirim borusunun mideden kalın bağırsağa kadar olan yiyeceklerin sindirilmesi görevini yapan bölümü.

Kalın bağırsak : Sindirim borusunun ince bağırsaktan anüse kadar ortalama 1,5 metre uzunluğundaki bölümü.

Kan bağı : Aynı soydan gelme durumu.

Kasık bağı : Fıtığı içeride tutmak için kullanılan bağ.

Kol bağı : Kadın bileziği.

Kör bağırsak : Kalın bağırsağın ilk parçası. Kalın bağırsağın ince bağırsakla birleştiği yerde bulunan çıkıntı bölümü.

Onikiparmak bağırsağı : Mideden sonra gelen ince bağırsak bölümü.

Öz bağışıklık : Bireyin, kendi vücudundan olan ögelere karşı antikor yapması.

Sancak bağı : Gemideki işaret flamalarını, sancakları salvolarına bağlamak için kullanılan ip.

Diğer dillerde Bağdeğer anlamı nedir?

İngilizce'de Bağdeğer ne demek ? : valence, valency