Bada nedir, Bada ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Beceriksiz, iş bilmez, tertipsiz, şaşkın.

Savrulmak üzere yığılmış ekin, tınaz.

Bardak.

Bada hakkında bilgiler

Bada, akıllı telefonlar için geliştirilmiş bir mobil işletim sistemidir. Bada kelimesi Kore dilinde "okyanus" anlamına gelmektedir. Samsung firması tarafından geliştirilen Bada, Linux çekirdeğine dayanan bir mobil platformdur. Kaynak kodlarının büyük bir kısmı özgür yazılım lisanslarıyla açık tutulan Bada, ağırlıklı olarak giriş ve orta seviye cep telefonlarında kullanılmaktadır. Bada'nın gelecekte başta akıllı televizyonlar olmak üzere daha geniş bir ürün yelpazesinde kullanılması hedeflenmektedir. Bada yüklü ilk telefon olan Samsung Wave 8500, 2010 yılının şubat ayında Barselona'daki Dünya Mobil Konferansı'nda tanıtıldı. İlk tanıtımın ardından Twitter, EA, Capcom, Gameloft ve Blockbuster gibi önemli mobil yazılım ve içerik sağlayıcıları, uygulamalarının Bada sürümlerini duyurarak bu yeni platforma destekleri açıkladılar. Samsung Wave S8500 ile Bada 1.0 duyuruldu. Bada sosyal ağ entegrasyonu ile dikkat çeken bir işletm sistemiydi. Daha sonra bada 1.1'e güncellendi.

Bada ile ilgili Atasözü veya Deyim

badana etmek (veya vurmak) : badanalamak, badana yapmak.

 

Bada anlamı, kısaca tanımı

Bada bada : Büyük büyük, iri iri, koca koca. Budalaca, gelişigüzel, patavatsızca: Ben bada bada söylenir dururum

Badabulla : Budalaca, gelişigüzel, patavatsızca. [Bakınız: bada bada]. Hantal kişi.

Badacık : Taze incir.

Badad : Bağdat - badad olları: Bağdat Oğulları.

Badah : Çelme, güreşte bacak atma.

Badahtı : Dokuma tezgâhını hareket ettirmeye yarayan tahta ayaklık, pedal.

Badak : Kısa boylu, ufak yapılı, cüce, bodur, tıknaz. Paytak yürüyen, bacakları çarpık olan: Badağın biri hendeği atlayamadı. Tek husyeli hayvan, iyi burulmamış, dişisine yanaşamayan hayvan. Husye, erkeklik bezi. Orta büyüklükte manda yavrusu, yeni doğmuş manda yavrusu. Fıtık. Dermansız, takatsız, çevik olmayan. Duygusuz, vurdumduymaz. İki çocuk kardeşlik olmak için serçe parmaklarıyla tutuşma. [Bakınız: bağda]. Bir şeyi uzatmak için yapılan ek, ilâve. [Bakınız: badal]. Yeni kurutulan üzüm arasında kalan yaş taneler. [Bakınız: bardak]. Bardak. Merdiven, merdiven basamağı. Akran, eş, denk. Çelme, güreşte bacak atma. Toprak testi, küçük testi. İyi enenmemiş, erkeklik bezi tek olan hayvan. Erkeklik bezi. Kısa boylu. Niğde ilinde, Kemerhisar bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Badal : Merdiven. Kardan veya çamurdan oluşan çukur. Merdiven, merdiven basamağı. Kar veya çamurda donmuş, kurumuş, derin, tekerlek ve ayak izi. Yol veya tarladaki girinti çıkıntı, tümsek, hendek: Yol çok badallı, araba sarsıyor. İki dönüm büyüklüğünde bir tarlanın altıda bir parçası. Tarla sekisi. Tuzak, fak, tehlike: Mehmedi badala bastırdım. [Bakınız: bağda]. Ağacın gövdesinden ilk ayrılan dal, sürgün. Bacak: Badalına basar ayırırım. Geniş adımla yürüyüş. Zıpzıp, bilye. Ceviz içinin dörtte biri. Akran, eş, denk. Pis, karışık. Engel, güçlük. Merdiven basamağı, merdiven.

 

Badal badal : Yalınayak (yürümek, dolaşmak). [Bakınız: badı badı]. Gayri muntazam, gelişigüzel: Çocuğun tıraşı badal badal olmuş. Çarpık, eğri, yalpalayarak yürüyüş, ördek yürüyüşü.

Badal bayrak : [Bakınız: badır bayrak]. Apaçık, ardına kadar açık.

Badal olmak : Engel olmak.

Badala : Okul sırası. Masa. Üzerinde çalışılan alçak masa; rahle; bank, oturak.

Badala basmak : Tuzağa düşmek, aldanmak. Çocuk yaşına girmek, yaşını doldurmak.

Badala kalmak : Bağ kesilip, tımar edilmeden bırakılmak.

Badalak : At arabasında koşum kayışlarının bağlandığı ağaç.

Badalan : Bir deniz salyangozunun büyük ve eşkenar üçgen şeklindeki kabuğu.

Badalbayrak : Eski püskü, yırtık, kılıksız.

Badallamak : Yayık ve büyük yüz. Normalden büyük olan herşey. 1 Bozmak, yıpratmak, şeklini değiştirmek. Terslemek, çıkışmak, gülünç duruma sokmak. Basamak yapmak.

Badama : Mutfakta üstüne oturmak için yapılan tahta set.

Badamak : Doldurmak.

Badambayrak : Eski püskü, yırtık, kılıksız.

Badan : Kale, sur.

Badanak : Husye, erkeklik bezi. Semizotuna benzer bir çeşit ot.

Badanalama : Badanalamak işi.

Badanasızlık : Badanasız olma durumu.

Badanaz : Yaşlanmış, çürümüş bağ kütüğü.

Badanbayrak : Darmadağın, karma karışık.

Badar : Ayı yavrusu.

Badara : Tuzak, fak, tehlike. Çamaşır teknesi. Değirmen taşının altına konulan ağaçlar. Dam ya da çatı yapılırken karşılıklı duvarlar arasında uzatılan tatta uzantılar. (Manyas Balıkesir) (badere) : (Manyas Balıkesir).

Badaraya basmak : Tuzağa düşmek, aldanmak.

Badarız : Ağacın gövdesinden ilk ayrılan dal, sürgün. Çalı çırpılı, odunlu yer, fundalık. [Bakınız: badal]. Ağaç sürgünü.

Badarlamak : Bozmak, yıpratmak, şeklini değiştirmek. Terslemek, çıkışmak, gülünç duruma sokmak. [Bakınız: badallamak]. Yemeğin üzerinden kimse görmeden yemek.

Badarna : Toprak sulamaya mahsus cetvel, büyük evlek.

Badasin : Ördek.

Badastan : Döğende sürülmüş ekin.

Badaş : Arkadaş, okul arkadaşı, bir arada bulunan, birlikte iş yapan insanlar, ortak.

Badaş ipi : Koyunların kaçmasını önlemek için çobanın uyumadan önce bir ucunu kendine, bir ucunu da koyunlardan birine bağladığı ip.

Badaşık : Arkadaş, okul arkadaşı, bir arada bulunan, birlikte iş yapan insanlar, ortak. [Bakınız: badaş]. Ödünç, nöbetleşe, yardım ederek, sıra ile, ortaklaşa. Bitişik, yapışık: Benimle bağrın badaşık mı?.

Badaşıklama : Ödünç, nöbetleşe, yardım ederek, sıra ile, ortaklaşa.

Badaşma : Köpeklerin çiftleşmesi.

Badaşmak : Bir iş veya oyun için anlaşmak, uzlaşmak, eş tutmak, ortaklaşmak, arkadaş olmak. Alışmak, geçinmek. Bağdaşmak.

Badava : Bedava. Çok ucuz, bk. bedeva.

Badavra : [Bakınız: bedevre]. Evlerin üstüne kiremit yerine örtülen tahta. Bağdadi duvarlara çakılan tahtalar. Eski püskü, yırtık, kılıksız. Damda üzerine kiremit döşenen veya kiremit yerine örtülen ince tahta.

Badaz : Hububat kaldırıldıktan sonra harman yerinde kalan toprak, çöp ve samanla karışık taneler, harman döküntüsü. Savrulan ekinin ince samanı. [Bakınız: badas]. Sarı yüzlü, hastalıklı, solgun.

Badaz samanı : Toprak damlı evlerin üstüne atılan, harman yerindeki tozlu saman.

Badazlı : Beceriksiz, iş bilmez, tertipsiz, şaşkın.

Bağrı badaş olmah : Duyguları, düşünceleri bir olmak.

Bağrı badaşık : Kalben bağlı, aynı düşüncede olan, arkadaş canlısı, göbeği bir kesik.

Ballı badak : Bal, yağ, ekmekle yapılan tatlı.

Bargı badaşık : Kalben bağlı, aynı düşüncede olan, arkadaş canlısı, göbeği bir kesik.

Barğı badaşık : Kalben bağlı, aynı düşüncede olan, arkadaş canlısı, göbeği bir kesik.

Dış badası : Güreşte bir çeşit çelme.

Kara badacık : Mürdüm eriği.

Badana : Duvarları boyamak için kullanılan sulandırılmış kireç veya boya.

Badanacı : Geçimini badana yapmakla kazanan kimse.

Badanacılık : Badanacının yaptığı iş.

Badanalamak : Duvarları boyamak için sulandırılmış kireç veya plastik boya sürmek.

Badanalanma : Badanalanmak işi.

Badanalanmak : Badana yapılmak.

Badanalatma : Badanalatmak işi.

Badanalatmak : Badanalama işini yaptırmak.

Badanalı : Badana edilmiş olan. Yüzüne çok pudra ve boya sürmüş olan (kadın).

Badanasız : Badana edilmemiş. Badanası bozulmuş.

Badas : Harman kaldırıldıktan sonra yerde kalan toprak, çöp ve samanla karışık tahıl taneleri, harman döküntüsü.

Badat : Birleşikgillerden, şekeri çok, bir tür yer elması.

Diğer dillerde Baç vergisi anlamı nedir?

İngilizce'de Baç vergisi ne demek ? : tribute tax