Betelenmek nedir, Betelenmek ne demek

  • Karşı gelmek, dikleşmek, kafa tutmak

"Betelenmek" ile ilgili cümleler

  • "Ama hakkım diye betelene betelene, başa kaka kaka değil." - F. Celâlettin

Betelenmek anlamı, kısaca tanımı:

Gelme : Yetişme. Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi. Gelmiş olan. Gelmek işi.

Dikleşmek : Birine karşı ters tutum içine girmek, karşı durmak. Dik duruma gelmek.

Tutmak : Yaklaştırmak. Ele geçirmek, yakalamak. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj. Sarmak, bürümek. Gereğini yapmak, yerine getirmek. Sürmek, zaman almak. Desteklemek, birinden yana çıkmak. Hedef olarak almak. Bir kimsenin yerini almak. Kaplamak. İş görebilmek. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak. Hizmetine almak veya kiralamak. Kullanmak. Bırakmamak. Başlamak. İzlemek. Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak. Bir şeyi kullanması için uzatmak. Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak. İşgal etmek. Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, markaja almak. Varsaymak, farz etmek. Biriktirmek, tasarruf etmek. Bir şey düşünmek. Elde bulundurmak, ele almak. Bir yerde kalmasını sağlamak. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak. Yanında bulundurmak, alıkoymak. Herhangi bir durumda bulundurmak. Ulaşmak, varmak. Uygun gelmek, çelişmez olmak. Denetimi ve yetkisi altına almak. Alacağa veya vereceğe saymak. Sunmak. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek. Uğramak. Asılmak, kuvvetlice sarılmak. Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek. Avlamak. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek. Bağlamak. Beklenen sonucu vermek. Kapatmak, sarmak. Benimsemek, beğenmek.

 

Karşı : Karşıt, zıt, muhalif. -e doğru. Bir şeyin, bir yerin, bir kimsenin, esas tutulan yüzünün ilerisi. Bulunan yere göre önde, ileride olan. Karşılık olarak, mukabil. İçin, hakkında. Ön, kat, huzur. Yol, deniz, ırmak vb.nin öbür kıyısı veya yanı. Yüzünü bir şeye doğru çevirerek.

Gelmek : Olmak, -e uğramak. Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar. Türemek. Ulaşmak, varmak. Kadar olmak. Belli bir zamana ulaşmak. Akmak. Getirmek. Görünmek, sanılmak. Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek. Kendine yapılmış olan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak. İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil. Katılmak, eklenmek. Mal olmak. Çıkmak, yönelmek. Düşmek, rast gelmek. Oturmaya, ziyarete gitmek. Dayanmak, tahammül etmek. Sonuç çıkmak. Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Uygun düşmek. -dikçe, -esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil. Ortaya çıkmak, doğmak. Uymak. Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek. Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek. Belli bir süre dolmak. Etkisini herhangi bir biçimde göstermek. Herhangi bir sırada bulunmak. -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar. İzlemek, takip etmek. Başlamak, ortaya çıkmak. İsabet etmek. Kazanılmak, sağlanılmak. Biriyle birlikte gitmek.

 

Kafa : İnsan başı, ser. Kavrama ve anlama yeteneği, zekâ, zihin, bellek. Çocuk oyunlarında kullanılan zıpzıp taşının veya cevizin büyük boyu. Hayvanlarda genellikle ağız, göz, burun, kulak vb. organların bulunduğu vücudun en ön bölümü. Görüş ve inançların etkisi altında beliren düşünme ve yargılama yolu, zihniyet. Mekanik bir bütünün parçası.