Cava türkçesi Cava nedir

  • Köpüklü ispanyol şarabı.
  • İspanyol şampanyası.
  • Şampanya ile aynı şekilde yapılan ispanya'da üretilen parlak beyaz şarap.

Cava ile ilgili cümleler

English: Human remains were found during the excavation.
Turkish: Kazı sırasında insan kalıntıları bulundu.

English: Here comes the cavalry.
Turkish: İşte sürahi geliyor.

English: The cavalry has arrived.
Turkish: Süvariler geldi.

Cava ingilizcede ne demek, Cava nerede nasıl kullanılır?

Posterior vena cava : Posteriyor vena cava. Vücudun arka bölgesinden, kanı yüreğe getiren toplardamar.

Superior vena cava : Vücudun üst ya da ön bölgesine ait toplardamarların birleşerek meydana getirdiği ve yüreğin sağ kulakçığına kan taşıyan damar. Üst ana toplardamar.

Vena cava : Ana toplardamar. Anatoplardamar. (tıp veya medikal terimi) kalbin sağ kulakçığına kan taşıyan iki ana damardan herhangi biri. Ana toplardamarın üstü veya altı.

Caval : Toplardamar ile alakalı (tıp veya medikal terimi).

Caval syndrome : Kava sendromu. Vena kava sendromu.

Cavalier hat : 17'nci yüzyılda süvarilerin giydiği geniş siperlikli fötr şapka. Süvari şapkası.

Cavaliers : Saygısız. Şovalye. Şarl yanlısı kimse. Laubali. Atlı şövalye. Süvari. Atlı. Ukala. Kendini beğenmiş. Kavalye.

Cavalierness : Dikkatsizlik. İlgilenmeme. Kayıtsızlık. Kaygısızlık. Düşüncesizlik. Küçümseme.

 

Cavalier : Atlı şövalye. Ukala. Şovalye. Atlı. Laubali. Bambılı. Kendini beğenmiş. Düşüncesiz. Şarl yanlısı kimse. Süvari.

Cavalcades : Süvari geçit töreni. Atlılar alayı. Süvari alayı. Atlılar.

İngilizce Cava Türkçe anlamı, Cava eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Cava ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Stalactite : Sarkıt. Damlataş. Mukarnas. Mağara veya in tavanlarından sarkan ve mineral yüklü suların söz konusu tavandan sızmasıyla meydana. İstalaktit. Damla taş. Karst bölgelerinde, mağaraların tavanından aşağıya doğru direk biçiminde uzanan kireçli oluşuklar, bk. dikit. Stalaktit.

Jakarta : Cakarta. Endonezya başkenti. Java adasında bulunan liman ve endonezya'nın başkenti.

Stalagmite : İstalagmit. Stalagmit. Dikit. Karst bölgelerinde büyük mağaraların tabanında, aşağıdan yukarıya doğru direk biçiminde yükselen kireçli oluşuklardan her biri. bk. sarkıt.

Javanese : Cava adasına ait. Cavalı. Cavaca. Cava´ya özgü. Javalı. Cava.

Indonesia : Endonezya. İndonezya.

Floor : Jimnastik, madencilik, sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Tam gaz vermek. Yere yıkmak. Zemin. İşliklerde film çevirmekte kullanılan uzun, geniş, yüksek, hangar biçiminde, içinde aydınlatmayı, alıcı devinimlerini, bezem kurmayı kolaylaştıracak düzeni bulunan yapı. tv. bir yayının hazırlandığı işlik ya da işliğin bir bölümü. Kat. Şaşırtmak. Taş döşemek. Şoke etmek. Yer.

Roof : Çatı olmak. En yüksek çekit ya da düzey. Yuva. Çatı. Ev. Ruf. Çatısını örtmek. Çatısını yapmak. Çatı ile örtmek. Üst kısım.

 

Wall : Duvarla çevirmek. Set. Cidar. Kapatmak. Çeper. Etrafına duvar çekmek. Yarık çeperleri. Kocaduvar. Tecrit etmek. Duvar örmek.

Cavern : Oyuk. Geniş yeraltı açıklığı. Kavern. Patolojik doku boşluğu. Kayalık yamaçlardaki veya kaya diplerindeki kovuklar. Büyük mağara. İn. Boşluk. Madencilik, veterinerlik alanlarında kullanılır. Büyük ve derin mağara.

Formation : Düzenleme. Şekil verme. Biçimlenme. Biçimlenim. Oluş. Türetme. Yapım. Buzsul büyültmede oluşan temel yapının belirlediği biçime girme. Oluşturma. Teşkil.

Cava synonyms : capital of indonesia, semarang, republic of indonesia, dutch east indies, bandung, samarang, geological formation, djakarta, grot, cove, javan, grotto.

Cava zıt anlamlı kelimeler, Cava kelime anlamı

Parallel : Benzer. Bir düzlemde kesişmeden ilerleyen, iki ya da daha çok sayıdaki doğruların ya da ışınların özelliği. Paralel olarak koymak. Aynı doğrultuda olan. Okşar. Paralel olmak. Paralel daire. Enlem. Benzetmek. Alıcı ile alıcı yönetmeni ve yardımcısının yüksek görüş noktasında çalışabilmelerini sağlamak için yapılmış ayaklı, dört köşe, yüksekçe kürsü.

Perpendicular : Dik. Dikme. Şakuli. Dikey. Bir noktadan bir çizgiye ya da bir yüzeye dik açı altında inen doğru. Amudi. Dikey çizgi. Düşey. Doğru.