Coincidence türkçesi Coincidence nedir

Coincidence ile ilgili cümleler

English: Do you think that's a coincidence?
Turkish: Bunun bir tesadüf olduğunu düşünüyor musun?

English: Do you think it's just a coincidence?
Turkish: Bunun sadece bir tesadüf olduğunu mu düşünüyorsun?

English: Ali doesn't think this is a coincidence.
Turkish: Ali bunun bir tesadüf olduğunu sanmıyor.

English: It was sheer coincidence that Jale and I were on the same train.
Turkish: Jale ve benim aynı trende olmamız, tamamen bir tesadüftü.

English: Ali said that it was just a coincidence.
Turkish: Ali bunun sadece bir tesadüf olduğunu söyledi.

Coincidence ingilizcede ne demek, Coincidence nerede nasıl kullanılır?

Coincidence circuit : Koinsidens devresi. Çakışma devresi.

Coincidence element : Eşdeğerlik öğesi.

Coincidence gate : Çakışma kapısı.

Coincidence of wants : İsteklerin beraberliği. Takas düzeninde takas işleminin gerçekleştirilebilmesi için tarafların birbirlerinin mallarına karşılıklı istemlerinin olması.

Coincidence tuning : Paralel akortlama.

By coincidence : Rastlantı. Tesadüfen. Şans eseri.

 

Anticoincidence : Çakışmasız. Antikoensidans. Rastlaşmama.

Double coincidence of wants : İhtiyaçların karşılıklı çakışması. İsteklerin beraberliği. Takas düzeninde takas işleminin gerçekleştirilebilmesi için tarafların birbirlerinin mallarına karşılıklı istemlerinin olması.

Anticoincidence element : Karşıtlık öğesi. Karşıtlık elemanı.

Coincidental : Rastlantısal. Tesadüfi meydana gelen. Rastlantı eseri olan. Aynı zamanda meydana gelen. Tesadüfi.

İngilizce Coincidence Türkçe anlamı, Coincidence eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Coincidence ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Dich : Hendek kazmak. İki parçalı. Suyolu açmak. Vuruşma sırasında, savutları kullanamayacak biçimde birbirine değme ya da çarpma. İki parça halinde. Hendekle çevirmek.

Accidents : Araz. Beklenmedik olay. Değiştirme işaretleri. Kaza. Kazalar.

Agreeableness : Tatlılık. Hoşluk.

Flukier : Dönek. Kararsız. Şansa bağlı. Şans.

Confrontation : Muvacehe. Yüzleştirme. Yüz yüze gelme. Karşı karşıya gelme. Meydan okuma. Karşılama. Karşılıklı meydan okuma. Karşılaşma. Yüzleşme.

Collision : Devinim durumunda bulunan taneciklerin, aralarındaki kuvvetler yüzünden karşılıklı olarak devinimlerini değiştirmeleri. Ötelenme deyinimindeki molekül , atom ve öbür temel parçacıkların birbirlerine ya da bulundukları kabın çeperlerine, aralarında fiziksel kimyasal etkileşmeler olacak biçimde yakınlaşmaları. Özgür iki cismin yeterince yaklaşarak birbirlerini etkiledikleri süreç. bu sırada, genellikle bir erke ve devinirlik alışverişi olur. İki parçacığın (fotonlar dahil) hareket ya da enerji miktarının mevcut koşullarını değişikliğe uğratacak biçimde kendi aralarında etkileşmesi. Fizik, kimya, nükleer enerji alanlarında kullanılır. Çarpışma. Düşünce ayrılığı.

 

Acceptability : Kabuledilirlik. Kabul edilirlik. Geçerlilik. Kabul edilebirlik. Benimsenirlik. Kabul edilebilirlik. Kabul edilebilme. Geçerlik. Kabuledilebilirlik.

Rencontre : Düello. Rastlama. Çarpışma.

Contemporaneousness : Çağdaşlık.

Adaptation : İmtizaç. Duruma uyma. Canlının yaşam alanındaki çevre koşullarına uyumu. uyum, uyma, alışma. uyarlama, uyarlanma. Uyarlayıcı. Uyma. Tiyatro için hazırlanmış bir yabancı oyunu, yöresel koşullar gözönüne alınarak uygun biçimde kendi diline çevirmek, çıkartmalar ve eklemeler yapmak. örn. moliere'in scapin'in dolapları'nın ayyar hamza'yı çevrilmesi. bir romanı ya da öyküyü sahne içinde yeniden düzenleme, derleme. Kademe kademe farklılaşan çevre şartlarına uyabilmek için canlıların gösterdikleri kapasite; organizmanın çevresine uyumu ile oluşan bir evrim olayı. adaptasyon. çeşitli uzaklıklardaki cisimleri net olarak görebilmek için göz merceğinin gösterdiği değişiklik. akomodasyon. reseptörlerin farklı uyartılara karşı gösterdikleri uyum. Canlıların korunmak için örgenlerinde, işlevlerinde ve davranış biçimlerinde değişiklikler yaparak içinde bulundukları doğal koşullara uymaları. Uyarlama işiyle uğraşan kimse, yazar. Belli bir kültür çevresine ilişkin bir halkbilim öğesinin, başka bir kültür çevresinin öğeleri ya da düzeni içinde az çok değişikliğe uğrayarak varlığını sürdürmesi, krş. benimseyim, abama, ödünçleme.

Coincidence synonyms : congruities, accident, stroke, adequateness, conjunction, superposition, concomitance, contemporaneity, conflict, merging, casus, simultaneity, congruity, adequacy, superpositions, chance meeting, degeneracy, unison, chances, flukey, battle, by accident, head on collision, coincidences, disagreements, accordance, agreement, battles, contingencies, fortuities, collisions, casualness, conjunctions.

Coincidence ingilizce tanımı, definition of Coincidence

Coincidence kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : As, the coincidence of circles, surfaces, etc. The condition of occupying the same place in space.