Expounder türkçesi Expounder nedir

Expounder ingilizcede ne demek, Expounder nerede nasıl kullanılır?

Expounders : Açıklayıcı. Açıklayan. Yorumlayıcı. Yorumlayan. İzah eden. Şerh eden. Tefsir eden. Yorumlayan veya değerlendiren kimse. Açıklayan kimse.

Expounded : Yorumlamak. Açıklanan. Açıklamak. Açıklanmış.

Expound : Şerh etmek. Şerhetmek. Açıklama. İzah etmek. Yorumlamak. Açıklamak. Tefsir etmek. Belirtmek. Açımlamak.

Expounding : Yorumlamak. Açıklama. Açıklamak.

Expounds : Belirtmek. Tefsir etmek. Şerhetmek. Açıklamak. Açımlamak. Şerh etmek. Yorumlamak. İzah etmek. Açıklama.

İngilizce Expounder Türkçe anlamı, Expounder eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Expounder ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Indicatory : İfade eden. İşaret eden. Gösteren. Belirtici. İşaret edici. Gösterici. Belirteni. Gösterge.

Discloser : Ortaya döken. İfşa eden. İfşa eden kişi. Gösteren kişi.

Descriptors : (veri tabanı yönetiminde) anahtar sözcük. Anahtar sözcük. Tanımlayıcı. Açıklayıcı sözcük. Açıklayacı. Veri kayıtlarını belirlemek düzenlemek ve birleştirmek için kullanılan anahtar kelime. Anahtar kelime.

 

Elucidators : Aydınlatıcı. Bilgilendiren. Bilgilendirici. Aydınlatan.

Descriptor : Anahtar kelime. Açıklayıcı sözcük. Anahtar sözcük. Bilgi ulaşımda yararlanılan konu tanıtma terimi. bir konuyu, ya da konunun bir yönünü tanıtmak için kullanılan koda çevrilebilir sözcük. Tanıtaç. Açıklayacı. (veri tabanı yönetiminde) anahtar sözcük. Tanımlayıcı. Veri kayıtlarını belirlemek düzenlemek ve birleştirmek için kullanılan anahtar kelime.

Appositive : Ondan hemen önce gelen kelime veya ifadeyi niteleyen ve tamlayan ifade (gramer). Bir cümlede özneden sonra gelerek onu daha belirgin duruma getirmek, vasıflandırmak veya pekiştirmek için kullanılan ve yine özne durumunda olan kelime veya kelime grubu: bu genç kız için ismail tayfur, o kumral saçlı, uzun boylu, yeşil gözlü genç adam, herkesin her şeyden başka bir şey olmuştu (h.z. uşaklıgil, ferdi ve şürekası, s.37). azize, o kelebek ruhlu çocuk, sefir karısı olmak ve hayatını avrupa’nın kibar dünyasında geçirmek hülyasını kuran süslü kız, şimdi hasan beyi, yani parasız ve mevkii, rütbesi yüksek olmayan genç yeğenini seviyordu (h.e. adıvar, kalp ağrısı, s. 34). bir sarıklı hoca, sait molla, ingiliz karargahı kapılarında curnal verme nöbeti bekliyordu (f.r. atay, atatürkçülük nedir, s. 16). kasabanın gazete bayiliğini de yapan fotoğrafçı, yavuz ata’nın oğlu serdar’ın arkadaşı hilmi, bir önceki günün tarihini taşıyan cumhuriyet’i getirmişti (tarık bugra, yağmuru beklerken, s. 37) vb. Açıklayıcı dolaylı tümleç. Açıklayıcı nesne. Eşlemeli. Bir cümlede asıl nesneden sonra gelerek onu daha belirgin duruma getirmek, nitelendirmek veya pekiştirmek için kullanılan ve yine nesne durumanda olan kelime veya kelime grubu. bu davayı, bu mukaddes vatanın itila-yı kat’isini temin edecek olan bu davayı bugün bu mertebeye kadar getirdik. (m.k. atatürk, nutuk, s. 872). azize, o kelebek ruhlu çocuk, sefir karısı olmak ve hayatını avrupa’nın kibar dünyasında geçirmek hülyasını kuran süslü kız, şimdi hasan beyi, yani parasız ve mevkii, rütbesi yüksek olmayan genç yeğenini seviyordu.(h.e. adıvar, kalp ağrısı, s. 34). o kızı, o zengin kızı istiyorsun demek (h.z. uşaklıgil, ferdi ve şürekası, s. 197). bunu düşünürken firdevs hanımın çehresini bütün boyları ile sahte gençlikler ile, gizlenen fersudelikleriyle o çehreyi görüyordu, bu çehre o eski evin ölmüş ruhu üstünde yükselen yeni ev, yabancı evdi. (h.z. uşaklıgil, aşk-ı memnu, s. 189). kafamdaki şeytanın varlığına indirdiği darbeyi, manevi iflasını asla duymuyor. (ö. seyfettin, gizli mabet, s. 70). bu konuda kendisini, gençliğini ortaya koyan bay hidayet koryürek, çok güzel konuşuyordu (s. kocagöz, izmir’in içinde, s. 16) vb. Kendisinden önce gelen kelime veya kelime gruplarını daha açık ifade etmek ve anlamı güçlendirmek için kullanılan kelimeler veya kelime grupları: atatürk’ün büyük nutuk’u, siyasi ve milli tarihimizin birinci elden kaynak eseri, türk hitabet san’atının da doruğa yükselmiş bir şaheseridir. (m. k. atatürk, nutuk, ön söz). sonra acayip bir değişiklikle ellerine geçirdikleri bu insan malzemesinin, bu küçücük ve canlı şeyin yerini almaya çalışıyorlardı. (a. h. tanpınar, huzur, s. 285). sonunda yorgun, bitkin ve içi kapkaranlık, kendisini uykuya, kalbinin vurşunu hızlandıran kabusların arasında, zaman zaman aranan noktaların büyük müjdeler gibi uyuşturduğu uykuya bıraktı. (t. buğra, yalnızlar, s. 51). açıklayıcı özne, açıklayıcı nesne, açıklayıcı dolaylı tümleç ve açıklayıcı zarf tümleci durumunda olan kelime veya kelime grupları da vardır. bunlara bk. Açıklayacı özne.

 

Interpreter : Mütercim. Veri kartlarına işlenmiş olan bilgilerin dökümlerini yazılı olarak veren elektriksel araç. Çevirteç. Yorumlamak program. Girdi olarak verilen deyim ya da yordamları, herhangi bir amaç izlence üretecek biçimde derlemeksizin, doğrudan uygulayan bir izlence, bk. çevirici, derleyici. Bilgisayar, bilişim alanlarında kullanılır. Tercüman. Dilmaç. Yorumcu.

Explicators : Anlatan. Yorumcu.

Elucidatory : Aydınlatıcı.

Expounder synonyms : expounders, declarator, expository, commentator, divulger, annotative, explicator, epideictic, declaratory, hierophant, elucidative, intellect, depictor, expositors, explicative, exegetical, defining, constructionists, intellectual, interpretative, elucidator, expositor, interpretational, divulgers, constructionist, explanatory, depictors, expositive, explainer, interpreters, interpretive, explainers, depictive.

Expounder ingilizce tanımı, definition of Expounder

Expounder kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : One who expounds or explains. An interpreter.