Descriptors türkçesi Descriptors nedir

  • Anahtar kelime.
  • (veri tabanı yönetiminde) anahtar sözcük.
  • Veri kayıtlarını belirlemek düzenlemek ve birleştirmek için kullanılan anahtar kelime.
  • Açıklayıcı sözcük.
  • Tanımlayıcı.
  • Açıklayacı.
  • Anahtar sözcük.
  • Açıklayıcı.

Descriptors ingilizcede ne demek, Descriptors nerede nasıl kullanılır?

Ldap pathname descriptor : Hdek yoladı tanımlayıcısı.

Security descriptor : Güvenlik tanımlayıcısı.

Descriptor : Açıklayıcı sözcük. Tanımlayıcı. Bilgi ulaşımda yararlanılan konu tanıtma terimi. bir konuyu, ya da konunun bir yönünü tanıtmak için kullanılan koda çevrilebilir sözcük. Veri kayıtlarını belirlemek düzenlemek ve birleştirmek için kullanılan anahtar kelime. Anahtar sözcük. Anahtar kelime. (veri tabanı yönetiminde) anahtar sözcük. Açıklayıcı. Açıklayacı. Tanıtaç.

Descript : Tanımlama.

Description : Tarif. Tanımlama. Betimleme. Tür. Tanım. Tasvir. Eşkal. Açıklama belgesi. Betimlenme. Bir bulgunun ya da buluşun aslını ve yapıma nasıl uygulanacağını anlatan, bulgucu ya da bulucunun düzenlediği belge.

Descriptions : Çeşit. Tanımlama. Tasvir. Betimleme. Tarif. Tanım. Açıklamalar.

Description of type : Tür tanımı.

Descriptive anatomy : Deskriptif anatomi.

Descriptive : Tasviri. Tanımlayıcı. Belirtici. İzahlı. Resmedici. Betimsel. Betimlemeli. Betimleyici.

 

Descriptive analysis : Betimsel analiz.

İngilizce Descriptors Türkçe anlamı, Descriptors eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Descriptors ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Information : İddia. Malumat. Bildirme. Bilgi edinme. Haber. İstihbarat. İlmi vukuf. Enformasyon. Bir dizgenin, kendi durumunu bir im aracılığıyla başka bir dizgeye bildirmesinin nitel etkeni. renkli televizyonda, parlaklık ve renkliliği belirleyen radyoelektrik imlerin nitel etkeni. Şikayet.

Plural : Çoğul. Cemi. Çoklu.

Illuminators : Aydınlatıcı kimse veya şey. Tezhipçi. Tanımlayan. Işıklandırıcı. Müzehhip. Işık kaynağı. Aydınlatıcı.

Depictors : Resimleyici. Tanımlayan kimse. Ressam. Anlatan kimse.

Elucidatory : Aydınlatıcı.

Keyword : Bir kodu veya şifreyi açıklayan sözcük. Anahtar-sözcük. Analılar sözcük. Anahtar söz. Bilgi erişimde, bir deyim ya da örü içinde yer alan ve konu ya da kavram belirtici nitelik taşıyan sözcük ya da damga dizgisi. izlenceleme dili tanımında, bir deyim içinde, sözdizimsel öğe olmaktan öte, anlam taşıyan sözcük ya da damga dizgisi. Bir belgenin konusunu belirten kelime. Bir kitabın ya da yazının konusunu belirlemek için kullanılan ve addan seçilen önemli sözcük. Kılavuz sözcük.

Definers : Belirten kimse. Tanımlayan kişi. Tanımlayan kimse.

Elucidator : Aydınlatan. Açıklayan. Aydınlatıcı. Bilgilendirici. Bilgilendiren.

Root : Kelimelerin bütün yapım ve çekim eklerini çıkardıktan sonra ayrılamayan ve esas (temel) anlamı taşıyan bölümü: ye-, sor-, kış, el(elig), al-, dur-, yol, ver- vb. Kökleşmek. Köken. Bitkinin toprak altında gelişen, topraktaki tuzları ve suyu emen, bitkiyi toprağa bağlayan, karbohidratları depo eden, hormon sentezleyen ve yer çekimi doğrultusunda büyüyen yapısı. dişin, saçın, tırnağın gömülü kısımları. Yatık bir kıvrımın ya da örtünün, az çok düşey durumda olan ve yere girer gibi bulunan arka yanı. Kök salmak. İlkyazı. Tutmak. Kökleştirmek. Tutturmak.

 

Appositive : Bir cümlede asıl tümleçten sonra gelerek onu açıklayan ve aynı ad çekimi ekini almış olan kelime veya kelime grupları: mümtaz, yukarıya, annesinin yanına çıktığı zaman, demin gelen kadının on sekiz, yirmi yaşlarında bir kız olduğunu anlamıştı (a.h. tanpınar, huzur, s. 21). bu köşk, dostlarına, barışık dostlarına karşı şerefli yuvası (…) tutumluluğunun abidesi değil miydi? (a.ş. hisar, çamlıcadaki eniştemiz, s. 228). her yaz içinde saatlerce vakit geçirdiğimiz, çiçeklerini ve ağaçlarını suladığımız bahçemizden, gönül meskenimizden bir türlü ayrılamadık. okumaktan bitip tükenmez zevk aldığı kitaplarına, varlığının hayat kaynağına yeniden kavuşmuştu. üçüncü gün, talat da aramızda bulunduğu halde ona abdest aldırtarak ve kitaba -evde mushaf bulunmadığı için mesnevi’ye- el bastırarak büyük bir yemin ettirdik ve mesele kapandı. (r.n. güntekin, miskinler tekkesi, s. 173). vb. Açıklayıcı dolaylı tümleç. Kendisinden önce gelen kelime veya kelime gruplarını daha açık ifade etmek ve anlamı güçlendirmek için kullanılan kelimeler veya kelime grupları: atatürk’ün büyük nutuk’u, siyasi ve milli tarihimizin birinci elden kaynak eseri, türk hitabet san’atının da doruğa yükselmiş bir şaheseridir. (m. k. atatürk, nutuk, ön söz). sonra acayip bir değişiklikle ellerine geçirdikleri bu insan malzemesinin, bu küçücük ve canlı şeyin yerini almaya çalışıyorlardı. (a. h. tanpınar, huzur, s. 285). sonunda yorgun, bitkin ve içi kapkaranlık, kendisini uykuya, kalbinin vurşunu hızlandıran kabusların arasında, zaman zaman aranan noktaların büyük müjdeler gibi uyuşturduğu uykuya bıraktı. (t. buğra, yalnızlar, s. 51). açıklayıcı özne, açıklayıcı nesne, açıklayıcı dolaylı tümleç ve açıklayıcı zarf tümleci durumunda olan kelime veya kelime grupları da vardır. bunlara bk. Ondan hemen önce gelen kelime veya ifadeyi niteleyen ve tamlayan ifade (gramer). Eşlemeli. Bir cümlede asıl nesneden sonra gelerek onu daha belirgin duruma getirmek, nitelendirmek veya pekiştirmek için kullanılan ve yine nesne durumanda olan kelime veya kelime grubu. bu davayı, bu mukaddes vatanın itila-yı kat’isini temin edecek olan bu davayı bugün bu mertebeye kadar getirdik. (m.k. atatürk, nutuk, s. 872). azize, o kelebek ruhlu çocuk, sefir karısı olmak ve hayatını avrupa’nın kibar dünyasında geçirmek hülyasını kuran süslü kız, şimdi hasan beyi, yani parasız ve mevkii, rütbesi yüksek olmayan genç yeğenini seviyordu.(h.e. adıvar, kalp ağrısı, s. 34). o kızı, o zengin kızı istiyorsun demek (h.z. uşaklıgil, ferdi ve şürekası, s. 197). bunu düşünürken firdevs hanımın çehresini bütün boyları ile sahte gençlikler ile, gizlenen fersudelikleriyle o çehreyi görüyordu, bu çehre o eski evin ölmüş ruhu üstünde yükselen yeni ev, yabancı evdi. (h.z. uşaklıgil, aşk-ı memnu, s. 189). kafamdaki şeytanın varlığına indirdiği darbeyi, manevi iflasını asla duymuyor. (ö. seyfettin, gizli mabet, s. 70). bu konuda kendisini, gençliğini ortaya koyan bay hidayet koryürek, çok güzel konuşuyordu (s. kocagöz, izmir’in içinde, s. 16) vb. Bir cümlede özneden sonra gelerek onu daha belirgin duruma getirmek, vasıflandırmak veya pekiştirmek için kullanılan ve yine özne durumunda olan kelime veya kelime grubu: bu genç kız için ismail tayfur, o kumral saçlı, uzun boylu, yeşil gözlü genç adam, herkesin her şeyden başka bir şey olmuştu (h.z. uşaklıgil, ferdi ve şürekası, s.37). azize, o kelebek ruhlu çocuk, sefir karısı olmak ve hayatını avrupa’nın kibar dünyasında geçirmek hülyasını kuran süslü kız, şimdi hasan beyi, yani parasız ve mevkii, rütbesi yüksek olmayan genç yeğenini seviyordu (h.e. adıvar, kalp ağrısı, s. 34). bir sarıklı hoca, sait molla, ingiliz karargahı kapılarında curnal verme nöbeti bekliyordu (f.r. atay, atatürkçülük nedir, s. 16). kasabanın gazete bayiliğini de yapan fotoğrafçı, yavuz ata’nın oğlu serdar’ın arkadaşı hilmi, bir önceki günün tarihini taşıyan cumhuriyet’i getirmişti (tarık bugra, yağmuru beklerken, s. 37) vb. Açıklayacı özne.

Descriptors synonyms : word form, plural form, citation form, root word, singular form, entry word, ghost word, singular, word, signifier, catchword, describer, key word, expositive, elucidators, descriptor, delineative, annotative, illuminator, declaratory, radical, descriptive, commentator, appellative, describers, theme, fashion word, keywords, main entry word, stem, etymon, exegetical, epideictic.

Descriptors zıt anlamlı kelimeler, Descriptors kelime anlamı

Plural : Cemi. Çoklu. Çoğul.

Singular : Bireysel. Müstesna. Tuhaf. Tek. Acayip. Garip. Tekil sözcük. Teklik. Münferit. Yalnız.