Fell behind türkçesi Fell behind nedir

  • Geri düşmüş.
  • Diğer herkesin gerisinde kalan.
  • Geride kalan.
  • Herkesin arkasında olan.

Fell behind ile ilgili cümleler

English: Unable to keep up with his friends, he fell behind at last.
Turkish: Arkadaşlarına ayak uydurmadığı için, o sonunda geride kaldı.

English: I tried to keep up with them, but eventually I fell behind.
Turkish: Onlara yetişmeye çalıştım ama sonunda geride kaldım.

English: He fell behind in his English class.
Turkish: İngilizce dersinde geride kaldı.

Fell behind ingilizcede ne demek, Fell behind nerede nasıl kullanılır?

Fell : İnsafsız. Merhametsiz. Kesip devirmek. Öldürücü. Kırmalı dikmek. Yere yıkmak. Yere sermek. Kır. Kesmek. Devirmek.

Behind : Gerisinde. Kıç. Arkadan. Yanında. Desteğinde. Arkaya. Arkada. Ardında. Geriye. Ardındaki.

Fell behind in his studies : Okulda başarısız olan. Derecesinin gerisine düşen.

Fell a tree : Ağaç kesmek. Ağaç devirmek.

Fell asleep : Uyuyakalmış. İçi geçmiş.

Fell at his feet : Entreated him. Ona rica eden. Ona yalvaran. Kendisini ona küçük düşüren.

İngilizce Fell behind Türkçe anlamı, Fell behind eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Fell behind ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Survivor : Varis. Sağ kalan. Hayatta kalan. Kazazede. Ayakta kalan şey. Kurtulan. Ölümden dönen kimse. Felaketzede.

 

Straggly : Dağınık. Seyrek. Başıboş. Avare. Dağınık (saç).

Stragglier : Dağınık (saç). Avare. Seyrek. Dağınık. Başıboş.

Stragglers : Sürüden ayrılarak kendi başına kalmış kimse. Avare. Dağınık yetişen bitki. Birliğini kaybetmiş asker. Sürüden ayrılan hayvan. Döküntü. Gruptan ayrılan kimse. Gruptan ayrılarak kendi başına kalmış kimse. Sona kalan.

Survivors : Kurtulan. Varis. Sağ kalan. Kazazede. Hayatta kalan.

Surviving : Hayatta kalan. Hayatta kalma. Geriye kalan. Kalan. Sağ kalan.

Straggliest : Avare. Dağınık (saç). Başıboş. Seyrek. Dağınık.

Straggler : Sona kalan. Sürüden ayrılan hayvan. Başıboş hayvan. Avare. Türkümden ayrılan kimse. Döküntü. Sürüden ayrılarak kendi başına kalmış kimse. Birliğini kaybetmiş asker. Dağınık yetişen bitki.

In arrears : Bakaya. Öneli gelmiş ve bitmiş olduğu halde ödenmemiş olan borç artıkları. Borcu zamanında ödeyememiş. Vaktinde yerine getirememiş. İşi geciktirmiş. Vadesi geçmiş. Kalıntılar. Borcunu zamanında ödeyememiş.