Fricative türkçesi Fricative nedir

  • Sızmalı.
  • Frikatif.
  • Sızıcı.
  • Sürtüşmeli.
  • Ağız kanalının çeşitli yerlerinde oluşan bir daralma sonunda sürtünerek veya sızarak çıkarılan ünsüz: f, v, y, h, s, z,ş, j, ğ ünsüzleri türkçenin sızıcı ünsüzleridir.
  • Gramer alanında kullanılır.
  • Sızıcı ünsüz.
  • Sürtünmeli.

Fricative ingilizcede ne demek, Fricative nerede nasıl kullanılır?

Palatal fricative : Hışırtılı.

Fricatives : Sürtüşmeli. Frikatif. Sızıcı. Sızmalı. Sürtünmeli sessiz harf. Sürtünmeli.

Affricative : Yarı kapantılı olarak ifade edilmiş. Yarı kapantılı ünsüz ile ilgili veya ait olan. Yarı kapantılı.

Palatalfricative : Çıkış yerleri diş eti ve diş eti-damak arası olan s, z, ş, j gibi sızıcı ünsüzlerden her biri. Hışırtılı ünsüz. Dilin ön bölümüyle iki sıra diş arasında oluşan tınlama boşluğundan ıslık sesi gibi gelen sızıcı ses; s, z, ş, j seslerinden her biri. Islıklı ünsüz.

Affricate : Yarı kapantılı ünsüz (dilbilgisi terimi). Patlamalı-sızmalı. Yarı kapantılı.

Fricassee : Beyaz soslu et yahnisi. Yahni. Yahni pişirmek. Salçalı yemek yapmak. Salçalı et.

Fricasseeing : Yahni pişirmek. Salçalı et. Salçalı yemek yapmak. Yahni.

Fricasseed : Salçalı yemek yapmak. Yahni. Yahni pişirmek. Salçalı et.

Africa : Afrika.

 

Fricandeau : Dana kızartması. Domuz yağı sürülmüş ve kendi suyu ile kısık ateşte pişirilmiş veya kavrulmuş ince dilimlenmiş dana eti. Dana etinden yapılan kızartma.

İngilizce Fricative Türkçe anlamı, Fricative eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Fricative ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Active verb : Etken eylem. Etken fiil. Öznesi belli olan, öznesiyle kesin ilişkisi bulunan ve herhangi bir çatı eki almamış olan fiil: o hızlı yürüdü, ben kaçtım. (p. safa. şimşek, s. 23). büyük babam esrarlı şeyleri çok severdi (p. safa, göst. y.). asırlarca birbirlerinin kanlarını emen, gözlerini oyan insanlar, kol kola oynadılar. doğan hürriyet güneşini alkışladılar (ö. seyfettin. harem, eshab-ı kehfimiz, s. 12). tanyeri nerdeyse ağaracaktı. dağlar kül rengi bir aydınlığın içinde kapkara yükseliyordu. (t. buğra, dönemeçte, s. 5). durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır. (t. fikret) vb. karşıtı edilgen fiil’dir. bk. etken çatı.

Spirant : Sessiz harf. Sızıcı şey. Nefes sürtünmesi ile çıkan sessiz harf. Ses yolunun daralmasıyla sızar gibi çıkan seslerin taşıdığı nitelik. bk. sızıcı ünsüz.

Ablative : Ergiyen. Den hali. Aşınan. İsmin -den hali. Ablatif. İsmin -den halindeki. Çıkışlık hal. Ayrılma hali. Kelime gruplarında ve cümlede, fiilin gösterdiği oluş ve kılışın kendisinden uzaklaştığını göstermek için kullanılan ad durumu: ikisinde de aynı sebeplerden gelme derin bir hüzün vardı (p. safa, şimşek, s. 34). önlerinden geçtiğimiz bütün bu yalılar, mehtaplık halleriyle, bizi guya bir «elite» bulunduğuna inandırıyordu (a.ş. hisar, boğaziçi mehtapları, s. 133). gençlikte önümüzde atinin bitmez mesafeleri gibi serilen bütün zamanlar elimizden ne kadar çabuk geçiyor. (göst.e. s. 225). fatmayı derinden beri daldığı içlenmelerden, unutulmanın acılarından, en keskin hareketle geçirmek için bu kadarı kafiydi (a.h. tanpınar, huzur, s. 77). tanıdığı adamdan bu odada ne vardı? maddenin ıstırabından başka hemen hemen hiçbir şey (göst.e., s. 324) vb.

 

Action noun : Bir durumu, bir oluş ve kılışı ad olarak anlatan ve fiillerden -mak, -ma, -ış / -uş, -ıcı / -ucu vb. eklerle kurulan ad: oku-mak, oku-ma, oku-y-uş, yaz-mak, yaz-ma, yaz-ış, bak-ıcı, gel-ici, gid-ici vb. örnekler: sükut, onları düşünür; acımak onlara ağlar… (a. n. asya, kubbeler: bulutlar, s. 14). bu beklenmeyen bitişiyle çocuk için tabii bir şey olan masal uydurma bu küçük yazıda bütün bir kompozisyon oluyor (a. h. tanpınar, yaşadığım gibi, s. 417). kitaptan korkmak, insan düşüncesinden korkmak, insanı kabul etmemektir (a. h. tanpınar, göst. e., s. 58). pervin kitabını iki avucu arasında asabi bir kavrayışla sıkarak salondan çıktı (p. safa, şimşek, s. 45). bu kuvvet kuruntusunun kendini kuvvetli sanışın sadece o delikanlılık yaşlarına has bir aldanış olduğunu kabul etmek istemiyordu (t. buğra, yalnızlar, s. 46). bütün bu girişlerin, dolandırmaların ne için olduğunu şimdi hepsi de anlamıştı (t. buğra, göst. e., s. 211). Kılış adı.

Accentuation : Vurgulu okuma. Harekeleme. Vurgu işaretlerini koyma. Belirtme. Ahenk vurgusu. Vurgulama. Önemle belirtme. Ahenk durağı ile birbirinden ayrılmış kelime öbeklerinde, çok kez vurgulu hece üzerine düşen ve anlamı güçlendirmek üzere onun şiddetini artıran vurgu: ey türk gençliği/ birinci vazifen/ türk istiklalini/ türk cumhuriyetini/ ilelebet muhafaza/ ve müdafaa etmektir./ mevcudiyetinin/ ve istikbalinin/ yegane temeli/ budur./ bu temel/ senin/ en kıymetli hazinendir. (m.k. atatürk, nutuk, s. 607). || dur yolcu/ bilmeden gelip bastığın || bu toprak/ bir devrin/ battığı yerdir. || eğil de kulak ver/ bu sessiz yığın || bir vatan kalbinin/ attığı yerdir. (n.h. onan, çakıl taşları, ant., s. 921) vb. Vurgu işaretleri koyma.

Adjectival construction : Sıfat tamlaması. Somut, soyut adları ve kavramları çeşitli yönleriyle nitelemek veya belirtmek maksadıyla ve ona bağlı sıfatın tamlama dizilişinde oluşturduğu söz grubu. bu dizilişte sıfat tamlayan, sıfat tarafından nitelenen veya belirtilen ad tamlanan görevindedir: evet, pekala biliyorum ki, bir gün ben her şeyi bırakıp bu küçük yola dalarsam onun bittiği yerde bütün saadet ve hasretlerimi, eski yaşanmış rüyalarımı bulacağım, temiz, yepyeni, mesut bir adam olacağım (a. h. tanpınar, abdullah efendinin rüyaları: bir yol, s.123). bu kötü günlerinde gülsüm’e bir ana gibi bakıyordu (r.n. güntekin, kızılcık dalları, s.29). tahir ağa, bugüne kadar üç nesil yetiştirmişti (r. n. güntekin, göst.e., s.29). sonra kızgın, dumanlı bir grup oldu; ezan sesleri arasında kısık, uyuşuk lambalar birer birer yanıp kasabayı kasvetli bir gece sardı (r.h.karay, memleket hikayeleri: şeftali bahçeleri, s.33). ben bu rüyayı on yedi yaşımda iken görmüş ve onu senelerce şehir şehir, sokak sokak aramış, daha ilk karşılaşmamızda, göğsüm daralarak: “işte bu odur!” demiştim (t. buğra, yarın diye bir şey yoktur, s. 35) vb.

Accidence : Çekim. Yapıbilim. Tasrif. Sarf usul ve prensipleri. Yapım ve çekim sırasında kelime köklerinin farklı biçimlere girmesi şeklindeki kırılma olayı. büküm; arapça, almanca, ingilizce, rusça gibi sami, cermen ve islav dillerine özgü bir olaydır: ar. ketebe «yazdı» kökünün kütibe «yazıldı», yüktebü «yazılır», yüktebune «yazılırlar», litükteb «yazıl!»; katebu «mektuplaştı, yazıştı», katibun «yazan, katip», mektubun «yazılmış şey, mektup» mektebun «mektep okul» şekillerine girmesi; almanca sehen «görmek», sah «gördü», gesehen «görmüş, görülmüş»; ing. to write «yazmak» wrote «yazdı», written «yazmış, yazılmış» gibi. Büküm. Bükün. Morfoloji.

Strident : Gıcırdayan. Gürültülü. Katı (ifade). Sert (ifade). Rahatsız edici. Ciyak ciyak. Rahatsız edici (renk veya ses). (ses) keskin. Tiz. Keskin.

Emanative : Yayılıcı. Ortaya çıkmayla ilgili. Emanasyon ile ilgili. Akıcı. Fışkırıcı.

Action verb : Eylem fiili. Hareket veya eylem fiili. Kılış fiili. (gramer) eylem veya hareket belirten yüklemin merkezi olan kelime. Cümlede yüklemin gösterdiği işin yapma niteliği taşıdığını, yapanın dışında bir nesneye yöneldiğini gösteren fiil: al-, bil-, getir-, derle-, düşün-, kaz-, yaz-, taşı- vb.

Fricative synonyms : fricative consonant, sibilant consonant, continuant consonant, active voice, fricatives, sibilants, abstract noun, penetrant, sibilant, accent of group, frictional, infiltrative, soft, accent intensive, ablaut, accusative, spirants, actif, adams apple, continuant, adjektive.

Fricative zıt anlamlı kelimeler, Fricative kelime anlamı

Hard : Çetin. Sağlam. Sert. Dayanıklı. Kireçli. Katı. Nasırlı. Anlaşılmaz. Sıkı. Güç.

Fricative antonyms : stop consonant.

Fricative ingilizce tanımı, definition of Fricative

Fricative kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : Produced by the friction or rustling of the breath, intonated or unintonated, through a narrow opening between two of the mouth organs. Uttered through a close approach, but not with a complete closure, of the organs of articulation, and hence capable of being continued or prolonged. Said of certain consonantal sounds, as f, v, s, z, etc.