Full türkçesi Full nedir

  • Komple.
  • Dolu şey.
  • Tok.
  • Dolu.
  • Yıkayıp büzmek.
  • Kalın.
  • Çırpmak.
  • Doluluk.
  • Öz.
  • Yıkayıp çektirmek.
  • Bilgisayar alanında kullanılır.
  • Tam.

Full ile ilgili cümleler

English: A new full edition of the encyclopedia has come out.
Turkish: Ansiklopedinin yeni tam sürümü çıktı.

English: A big city is full of snatchers.
Turkish: Büyük şehirler kapkaççılarla doludur.

English: After three full days of interviews we've narrowed it down to two candidates.
Turkish: Üç tam günlük mülakattan sonra aday sayısını iki ile sınırladık.

English: Ali accidentally walked into a room full of people wearing suits.
Turkish: Ali kazara takım elbise giyen insanlarla dolu bir odaya yürüdü.

English: A full moon can be seen tonight.
Turkish: Bu gece bir dolunay görülebilir.

Full ingilizcede ne demek, Full nerede nasıl kullanılır?

Full access : Tam erişim.

Full access password : Tam erişim parolası.

Full access rights : Tam erişim hakları.

Full adder : Tam toplayıcı.

Full admiral : Oramiral.

Full age : Reşit. Reşitlik yaşı. Rüşt yaşı. Yetişkin olan. Aklın kemale erdiği yaş.

Full back : Ön çizginin arkasına yerleştirilen oyuncu (amerikan futbolu). Bek oyuncu.

Full blood : Tam akrabalık bağı. Tam kan. Tam kan bağı. Safkan.

Full automatic : Tam otomatik.

 

Full attendance : Eksiksiz katılım. Tam katılım. Herkes mevcut (örneğin, sınıftaki öğrenciler).

İngilizce Full Türkçe anlamı, Full eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Full ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Claps : Kemer tokası. Dokunmak. Hafifçe vurmak. Vurmak. Çarpmak. Yerine koymak. El çırpmak. Toka. Alkışlamak. Kopça.

Heavy : Fedai. Çok. Yoğun (trafik). Beceriksiz. Ağırlıklı. Ağır şekilde. Sıkıcı. Ağır. Başrol oyuncusu. Kötü adam rolü.

Brusker : Tatsız. Kaba. Sert. Kısa.

Cores : Çekirdek. İç. Meyve göbeği. Göbek. Dolgu.

Bruskest : Kısa. Kaba. Sert. Tatsız.

Coarse : Yontulmamış. Kalitesiz. Kaba saba. Adi. Kaba. İşlenmemiş. Terbiyesiz. İri taneli. Bayağı.

Creamed : Krema katmak. Boşalmak. Kaymak tutmak. Tatmin olmak. Kaymağını almak. Yormak. Suyunu çıkarmak. Krem sürmek. Köpürmek.

Abort : İmtina etmek. Uşak salmak. Tamamlamadan durdurmak. Bir işi yarım bırakmak. Bitirmeden durdurmak. Çocuk düşürmek. Erken doğum yapmak. Durdurmak. Düşük yapmak.

Accomplished : Becerikli. Mükemmel. Başarılmış. Kusursuz. Usta. Yapılmış. İşini iyi bilen. Başarılı. Yetenekli.

Fulness : Tokluk. Tutulmuşluk. Boş olmayan. Çokluk. Doymuşluk. Şişmanlık. Azami derecede olma durumu. Dolgunluk. Bolluk.

Full synonyms : air filled, egg filled, chuck full, sperm filled, well lined, cram full, filled, entire, crowded, charged, absolute loader, loaded, access key, creaming, denser, brimful of, fulled, replete, completes, stodgiest, abounding, choke full, grave, plenitude, accent char, satiates, densest, brimful, satiated, total, fraughting, saturity, beats.

 

Full zıt anlamlı kelimeler, Full kelime anlamı

Emptiness : Boşluk.

Empty : Aç. Yoksun. İçini boşaltmak. Saçma. Abuk sabuk. Dökmek. İçeriksiz. Boş. Boşalmak. Dökülmek.

Fractional : Önemsiz. Küçücük. Kademeli. Kesirlere ait. Kesirli. Cüzi. Azıcık. Kısmi. Kesri. Çok ufak.

Full ingilizce tanımı, definition of Full

Full kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : To become fulled or thickened. To become full or wholly illuminated. To scour, cleanse, and thicken in a mill. As, the moon fulls at midnight. Entirely. Utmost extent. As, this material fulls well. Completely. Exactly. Supplied. To thicken by moistening, heating, and pressing, as cloth. Said primarily of hollow vessels, and hence of anything else. Not empty or vacant. Without abatement or diminution. Quite. To the same degree. As, a cup full of water. Complete measure. Thoroughly. To mill. The highest state or degree. With the whole force or effect. To make compact. Filled up, having within its limits all that it can contain. A house full of people.