Kalın nedir, Kalın ne demek

Kalın; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

"Kalın" ile ilgili cümleler

  • "Dudakları kalın, yüzü ergenlik içinde..." - M. Ş. Esendal
  • "Alt katta her tarafın pencereleri kalın, sık demir parmaklıklarla örtülüydü." - H. R. Gürpınar
  • "Kalın bir sis tabakası."
  • "Babam senden çok mu istedi kalını?" - Halk türküsü

Yerel Türkçe anlamı:

Çeyiz.

Çeyiz, başlık

Hukuki terim anlamı:

cihâz (bk. çeyiz, donatım).

Diğer sözlük anlamları:

Derin

Sık, kesif, kalabalık, çok, sayısız.

Mehri muaccel

Kalınlık.

İngilizce'de Kalın ne demek? Kalın ingilizcesi nedir?:

thick, boldface

Fransızca'da Kalın ne demek?:

épais, sse

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Sivas ilinde, Direkli nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Kalın anlamı, kısaca tanımı:

Kalın incelene kadar ince süzülür : "bir hastalık, bir sıkıntı karşısında güçlü gücünden bir parçasını yitirerek zayıflar ama zayıf olan, ölecek duruma gelir" anlamında kullanılan bir söz.

 

Kalın bağırsak : Sindirim borusunun ince bağırsaktan anüse kadar ortalama 1,5 metre uzunluğundaki bölümü.

Kalın kafa : Kalın kafalı.

Kalın ses : Titreşim sayısı az olan ses, alçak ses.

Kalın ünlü : Dilin geri çekilmesiyle art damakta oluşan ünlü: a, ı, o, u.

Kalın yağ : Ham petrolden elde edilen, makinelerin hareketli bölümlerini yağlamakta kullanılan yoğun yağ, ağır yağ.

Ensesi kalın : Güçlü, istediğini yapabilen, sözü geçer (kimse). Varlıklı, zengin.

Kalın kafalı : Geç veya güç anlayan, gabi. Budala, aptal, anlayışsız.

Kalın kafalılık : Kalın kafalı olma durumu.

Kalın sesli : Sesi kalın olan.

Kalın seslilik : Kalın sesli olma durumu.

Kalınca : Kalına yakın.

Kalınlaşma : Kalınlaşmak işi.

Kalınlaşmak : Kalın duruma gelmek.

Kalınlaştırma : Kalınlaştırmak işi.

Kalınlaştırmak : Kalın duruma getirmek.

Kalınlatmak : Kalınlaştırmak.

Kalınlık : Kalın olma durumu. Cisimlerde uzunluk ve genişlik dışında üçüncü boyut.

Kalınma : Kalınmak işi.

Kalınmak : Kalma işi yapılmak.

Kalıntı : Artıp kalan şey, bakiye. İz, işaret. Bir toplum, kültür, uygarlık vb.nden artakalan şey. Eski çağlardan kalmış şehir veya yapı, ören, harabe.

Ensesi kalınlık : Ensesi kalın olma durumu.

Yüzünün derisi kalın : Utanması, arlanması olmayan.

Cisim : Gövde, beden, vücut. Doğada element, bileşik veya bunların karışımları hâlinde bulunan, kütlesi ve ağırlığı olan, duyularla algılanabilen şey.

Uzunluk : Süre yönünden uzun olma durumu. Bir yüzeyin iki temel boyutundan en büyük olanı, boy, en karşıtı. Yazının, sözün kapsam yönünden genişliği. Bir şeyin bir uçtan öbür uca kadar olan uzaklığı. İki nokta arasındaki yer aralığının ölçümü, tul.

 

Genişlik : Geniş olma durumu. En, boy karşıtı.

Üçüncü : Üç sayısının sıra sıfatı, sırada ikinciden sonra gelen.

Boyut : Genişlik, kapsam. Doğruların, yüzeylerin veya cisimlerin ölçülmesinde ele alınan üç doğrultudan uzunluk, genişlik ve derinlikten her biri, buut. Bir cismin herhangi bir yöndeki uzantısı. Durum, nitelik. Film veya fotoğrafta boyut, format.

İnce : Düşünce, duygu veya davranış bakımından insanın sevgi ve saygısını kazanan, zarif, kaba karşıtı. İyiden iyiye, enikonu, ayrıntılı. Aşırı özen gerektiren, kaba karşıtı. Akışkanlığı çok olan, yoğun ve koyu olmayan (sıvılar). Tiz (ses), pes karşıtı. Kendi cinsinden olanlara göre dar ve kalınlığı az olan, kalın karşıtı. Ayrıntılı. Hafif, gücü az. Zayıf. Taneleri ufak, iri karşıtı.

Karşıt : Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, zıt, kontrast.

Enli : Eni büyük olan, geniş.

Ve : Türk alfabesinin yirmi yedinci harfinin adı, okunuşu. İki kelime veya iki cümle arasına girerek aralarında bir bağ olduğunu anlatan söz.

Gür : Bol ve güçlü olarak çıkan veya fışkıran. Bol, verimli, feyyaz.

Yoğun : Hacmine oranla ağırlığı çok olan, kesif. Etkisi güçlü olan, ağır (koku vb.). Şişman, iri, tombul. Koyu, kalın. Kaba, kalın, iri (elek, iğne). Artmış, çoğalmış bir durumda olan. Dolu, sıkı, sıkışık, çok, konsantre.

Az : Azot elementinin simgesi. Alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik olarak. Nicelik, nitelik, güç, süre, sayı bakımından eksik, çok karşıtı.

Etli : Dolgun, kalın. Yenecek kısmı çok olan (meyve). İçinde et bulunan. Eti çok olan.

Dolgun : Çok, bol, fazla, yüksek (ücret, para vb.). Dolarak biçimi yuvarlaklaşmış. Öfke, kızgınlık, kırgınlık vb. duygularla dolu. Şişkin. Balıketinde.

Pes : Hafif, yavaş sesle söylenen, pest, ince karşıtı. Yenilgiyi kabul ettiğini belirtmek için veya birinin şaşkınlık veren davranışlarına karşılık olarak kullanılan bir söz.

Kalın bacaklı kuş : Yağmur kuşları (Charadriiformes) takımının kalın bacaklıgiller (Oedicnemidae) familyasından, 40 cm kadar uzunlukta, Avrupa, Kuzey Afrika ve Batı Asya'da yaşayan bir tür. (zooloji)

Kalın bacaklıgiller : (Yun. oidein: şişmek; kneme: bacak) Kuşlar (Aves) sınıfının, yağmur kuşları (Charadriiformes) takımının, çamur koşarları (Limicolae) alt takımından, gözleri çok büyük, gece faaliyet gösteren türleri olan bir familya.

Kalın doku : Genellikle, kalınlığı 0 .05 cm ile 0.65 cm. arasında olan doku.

Kalın dudaklı gurami : Doğal olarak Hindistan ve Burma’da yaşayan, boyları 10 cm olabilen, vücut rengi yeşilimsi parlaklıktaki ton üzerinde düzensiz kırmızı, enine bantlı akvaryum balığı.

Kalın götürmek : Evlenecek erkek tarafından kız tarafına pazar günü armağan götürmek.

Kalın katman : Kalınlığı 60-120 cm. olan katman.

Kalın kenarlı mercek : (fizik)

Kalın kum : Taneleri 1-2 mm. çapında olan kum.

Kalın mide kurdu : Domuz midesinde asalak yaşayan küt kuyruklu solucan. (Kurtçukları, birinci ve ikinci gelişme evresinde, dışkı yiyen kınkanatlı böcekleri, üçüncü evrede, kurbağa, yılan, ya da kuş türlerini arakonakçı olarak seçer.)

Kalın sap : Kalın iplik, yorgan ipliği

Kalın ile ilgili Cümleler

  • Bu kalın kitabı okumayı bir haftada bitiremem.
  • Kalın sis her şeyi gizledi.
  • Kalın!
  • Kalın sis, uçağı kalkıştan alıkoydu.
  • Ali kalın çerçeveli gözlük takar.
  • Orada kalın.
  • Lütfen bizimle kalın.
  • Petrol kalın bir borudan geçirildi.
  • Kalın gözlükleri olan biraz yaşlı bir adamdı.
  • Kalın bir palto giymeni tavsiye ediyorum.
  • Satürn buz ve tozdan oluşan 1000'den fazla halka ile çevrilidir. Halkaların bazıları çok ince ve bazıları çok kalındır. Halkalardaki parçacıkların boyutları çakıl boyutundan ev boyutuna kadar değişir.
  • Hepiniz hoşça kalın!
  • Kalın sis uçağın kalkmasını engelledi.
  • Kalın bir cekete ihtiyacım var.

Diğer dillerde Kalın anlamı nedir?

İngilizce'de Kalın ne demek? : [Kalin] v. stay, remain, continue, keep, stand, fail, be left, be left over, abide, bed, come to, devolve, flunk, keep to, leave, put up, refuge, rest with, room, sleep, stop, survive, tarry, wait

adj. thick, stout, coarse, dense, grave

Fransızca'da Kalın : épais/se; mastoc; grave; gras/se

Almanca'da Kalın : adj. aufgeworfen, buschig, dick, fett, hart, stark, tief, wulstig

Rusça'da Kalın : adj. толстый, густой, жирный, задненебный