Had a hard time türkçesi Had a hard time nedir

  • Zor gün geçirdi.
  • Çok sıkıntı çekti.
  • Acı çekti.
  • Acıya katlandı.

Had a hard time ile ilgili cümleler

English: Ali had a hard time finding a taxi.
Turkish: Ali bir taksi bulmada zor bir zaman geçirdi.

English: Ali had a hard time making a living in Boston.
Turkish: Ali Boston'da geçimini yaparken zor bir zaman geçidi.

English: Ali had a hard time learning how to ride a bicycle.
Turkish: Ali bir bisiklete binmeyi öğrenmede zor zamanlar geçirdi.

English: I had a hard time finding his house.
Turkish: Onun evini bulmakta zorlandım.

English: Ali had a hard time raising enough money build the orphanage he'd promised to build.
Turkish: Ali yapmayı söz verdiği yetimhaneyi yaptırmak için yeterli parayı toplamada zor zamanlar geçirdi.

Had a hard time ingilizcede ne demek, Had a hard time nerede nasıl kullanılır?

Had : Almak. Bulunmak. Elde etmek. Yapmak. Aldatmak. Have fiilinin ikinci hali. Etmek. Sahip olmak. Zorunda olmak. Göz yummak.

A : Atom ağırlığı. (herhangi) bir. La (müzik terimi). En yüksek not. Pek iyi. Argonun simgesi. Belirli bir tür veya nitelikteki. Herhangi bir. İngiliz alfabesinin birinci harfi. Bir.

Hard : Kalpsiz. Sıkı. Sağlam. Şiddetli. Nasırlı. Acı (su). Çetin. Anlaşılmaz. Kireçli. Ekşimiş.

Time : Önel. Vakit. Ayarlamak. -in zamanını ölçmek. Zamanlamak. Defa. Zamanlama yapmak. Tempo tutmak. Temposunu belirlemek. Saat tutmak.

 

Gave him a hard time : Onu rahatsız etti. Ona kök söktürdü. Onun hayatını çok zorlaştırdı.

Had a bad experience : Tatsız hatıra bırakan bir olay geçirdi. Kötü deneyim geçirdi.

Had a bad reputation : Kötü itibara sahipti. Kötü biri olarak düşünüldü. Tehlikeli biri olarak görüldü.

Had a bad time : Sıkıcı zaman geçirdi. Eğlenmedi. Kötü vakit geçirdi.

Has a hard time : Sorunları var. Zor durumda. Sıkıntısı var.

İngilizce Had a hard time Türkçe anlamı, Had a hard time eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Had a hard time ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Ate his heart out : İşkence gördü. İçi içini yedi.