Has a hard time türkçesi Has a hard time nedir

  • Sorunları var.
  • Zor durumda.
  • Sıkıntısı var.

Has a hard time ile ilgili cümleler

English: Ali has a hard time believing anything Mary says.
Turkish: Ali Mary'nin söylediğine inanarak zor zaman geçiriyor.

English: He has a hard time remembering names.
Turkish: O, isimleri hatırlamada sorun yaşıyor.

English: Ali has a hard time hearing.
Turkish: Ali işitmekte zorluk çekiyor.

Has a hard time ingilizcede ne demek, Has a hard time nerede nasıl kullanılır?

Has : Etmek. Bulunmak. Kabul etmek. Bkz.have. Almak. Yapmak. Olmak. Sahip olmak. Dolandırmak. Aldatmak.

A : Amperin simgesi. En iyi kaliteyi simgeleyen harf. Bir. İngiliz alfabesinin birinci harfi. Atom ağırlığı. La (müzik terimi). Argonun simgesi. Miktar belirtir. Herhangi bir. (herhangi) bir.

Hard : Güç. Ekşi. Ağır. Sert. Sıkı. Sağlam. Çetin. Nasırlı. Zahmetli. Kalpsiz.

Time : Kez. Belirli bir zamana göre ayarlamak. -in zamanını ölçmek. Ayarlamak. Zaman. Saat tutmak. Bilgisayar, hukuk, uzay, jeoloji alanlarında kullanılır. Temposunu belirlemek. Zamanlama yapmak. Önel.

Gave him a hard time : Onun hayatını çok zorlaştırdı. Onu rahatsız etti. Ona kök söktürdü.

Has a bee in his bonnet : Kafasında sürekli bir düşünce var. Kafasına takmak.

Has a belly full : Yeterince sıktı. Kızgın. Aşırı miktarda var. Gına geldi. Bıkkın.

 

Has a big mouth : Sır saklayamaz. Sessiz kalamaz. Patavatsız. Düşünmeden konuşur. Her şeyi ağızından kaçırır.

Had a hard time : Acı çekti. Zor gün geçirdi. Acıya katlandı. Çok sıkıntı çekti.

İngilizce Has a hard time Türkçe anlamı, Has a hard time eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Has a hard time ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

In a fix : Çocuklu. (eski argo) hamile. Güç bir durumda.

In a cleft stick : Çıkmazda. Açmazda.

In deep water : Başı dertte. Şaşkınlık içinde. Zorlukta. Güç durumda. Sıkıntıda veya felakette.

In a bad fix : Zor bir durumda. Zor bir halde. Sıkıntıda.

In a tight corner : Köşeye sıkışmış. Köşeye sıkışmış vaziyette.

At bay : Sıkışık durumda. Tuzağa düşmüş. Hareket edemediği bir durumda. Köşeye sıkışmış. Pusuya düşmüş. Tehlikede. Pusu kurulmuş. Emniyette. Başı belda.

In dire straits : Güç durumda. Çıkmazda. Müthiş sıkıntıda. Darda.

In a tight spot : Sıkıntıda. Darda.

Has difficulty : Sorun yaşıyor. Zorluk çekiyor.

In the soup : Başı dertte. Darda veya dara düşmüş. Sıkıntıya düşmüş. Belada. Sıkıntıda veya sıkıntıya düşmüş.

Has a hard time synonyms : on the spot, at a push, up a gum tree, in a pickle, up against a stone wall.