Have access to türkçesi Have access to nedir

  • Bir şeyi kullanabilmek.
  • Bir yere gidebilmek.
  • Temin etmek.
  • Girme imkanı olmak.
  • Ulaşabilmek.

Have access to ile ilgili cümleler

English: All students have access to the library.
Turkish: Tüm öğrencilerin kütüphaneye erişimi var.

English: About half of all American workers do not have access to workplace retirement savings plan.
Turkish: Tüm Amerikan işçilerinin yaklaşık yarısının iş yeri emeklilik tasarruf planına girişleri yok.

English: All members have access to these books.
Turkish: Bütün üyelerin bu kitaplara erişim hakkı var.

English: I have access to his library.
Turkish: Benim onun kitaplığına erişimim var.

English: All the students of the university have access to the university library.
Turkish: Bütün evrenkent öğrencilerinin evrenkent kütüphânesine erişimi vardır.

Have access to ingilizcede ne demek, Have access to nerede nasıl kullanılır?

Have : Sahip olmak. Olmak. Yaptırmak. Buyurmak. Göz yummak. -si olmak. Yapmak. Zorunda olmak. Etmek. Elde etmek.

Access : Giriş. Yol. Kullanma. Kullanma hakkı. Nüfuz. Geçit. Erişmek. Erişme. Yanaşmak. Bilgisayar, bilişim alanlarında kullanılır.

To : Kadar. Arasında. Oranla. İle. -e göre. -mek -mak (mastar). -e kadar. İla. Ye. E doğru.

Access to : Faydalanma imkanı (bir şeyden). Görüşme imkanı (biriyle). Faydalanma hakkı (bir şeyden).

 

Access to books : Okuyucunun kitaplık gereçlerinden yararlanması olanağı. Kitaba ulaşım.

Control access to shared resources using : Paylaşılan kaynaklara erişim denetimi.

No access to car decks : Araba güvertesine giriş yasak.

Access token : Erişim jetonu. Erişim dizgeciği.

Access to courts : Bireyin mahkemeye başvuru hakkı.

Invalid access to memory location : Bellek konumuna geçersiz erişim.

İngilizce Have access to Türkçe anlamı, Have access to eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Have access to ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Elicits : Gerçeği ortaya çıkarmak. Ortaya çıkarmak (gerçeği). Meydana çıkarmak. Öğrenmek. Sağlamak. Yol açmak. Aydınlatmak. Edinmek (bilgi). Neden olmak.

Elicit : Gerçeği ortaya çıkarmak. Meydana çıkarmak. Çıkartmak. Tepki göstermek. Neden olmak. Aydınlatmak. Sağlamak. Ortaya çıkarmak. Ortaya çıkarmak (gerçeği).

Assures : Kesinleştirmek. Güvenceye almak. Temin etmek (rahatlatıcı veya ikna edici sözlerle). Söz vermek. Sağlama almak. Sigorta etmek. Sağlamak. Güvence altına almak. Sağlama bağlamak.

Insure : Sağlama almak. Sağlamak. Sigortalamak. Garantilemek. Sigorta olmak. Garantiye almak. Sigortalama. Sigorta yapanın olası herhangi bir zararı parayla karşılayacağına önceden güvence vermesi. Emin olmak.

Kit out : Birine bir şey yapması için gereken giyim ve donanım sağlamak. Araç gereç temin etmek. Teçhizat temin etmek.

Assure : Güvenceye almak. Güven vermek. Kesinleştirmek. Garanti etmek. Güvence altına almak. Sağlamlaştırmak. Sağlama bağlamak. İkna etmek. Sigorta etmek. Sigortalamak.

 

Caters : Yiyecek içecek sağlamak. Yiyecek ve içecek sağlamak. İhtiyacını karşılamak. Hitap etmek. Yemeklerin hazırlanmasını ve servisini üstüne almak. Yiyecek tedarik etmek. Sağlamak. Yemek sağlamak.

Cater for : Gereksinimlerini karşılamak. Dikkate almak. İçin yemek tedarik etmek. Gözönünde bulundurmak. Hazırlamak. Gereklerini hazırlamak. Göz önünde bulundurmak. İhtiyaçlarını karşılamak. Sağlamak.

Insures : Sağlama almak. Sigorta yapmak. Sağlamak. Garantiye almak. Emin olmak. Sigorta etmek. Sigorta olmak. Sigorta ettirmek. Sigortalamak.

Fend for : Sağlamak. Bakmak.

Have access to synonyms : cater, assuring, lay on, catered, insuring.