Kantar nedir, Kantar ne demek
Kantar; kökeni arapça dilinden gelmektedir.
- Ağırlık sıfırken yatay duran bir kaldıraç koluna dik olarak tutturulmuş bir ibrenin sapmasıyla kütleleri tartan araç.
- 56,452 kilogram ağırlığında veya kırk dört okkalık bir ağırlık ve sığa birimi

- Baskül.
- Tartılacak kütle alttaki çengele takıldığında sarmal bir yaya bağlı olan ve normal olarak sıfırı gösteren bir okun, yanlarda gösterilmiş ağırlık birimleri hizasına gelmesiyle kütle ağırlığını belirleyen bir tür tartı aleti, el kantarı.
"Kantar" ile ilgili cümleler
- "İki kantar kireç."
Fransızca'da Kantar ne demek?:
balance romain
Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:
Batman kenti, Kayapınar bucağına bağlı bir yerleşim birimi. Mardin kenti, Girmeli bucağına bağlı bir bölge. Sakarya ili, Söğütlü belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.
Kantar anlamı, tanımı:
Kantara çekmek : Bir şeyi tartmak. birini sınamak.
Kantarın topunu kaçırmak : Ölçüyü kaçırıp aşırı davranmak.
Kantar ağası : Çarşı ve pazarlarda tartı araçlarını denetleyen görevli.
Kantar kabağı : Su kabağı.
Kantar kolu : Üzerinde kantar topunun bulunduğu ve hareket ettiği demir çubuk.
Kantar topu : Kantarda bir ağırlık tartılırken dengeyi sağlayan, kantar kolu üzerinde hareket ettirilebilen metal küre.
Kantarı belinde : Gözü açık, aldatılmaz (kimse).
El kantarı : Kantar.
Kantarcı : Çarşıya, pazara getirilen şeyleri tartıp vergisini toplayan görevli. Kantar yapıp satan kimse. Kantarda tartan kimse.
Kantarcılık : Kantarcının yaptığı iş.
Kantariye : Çarşıya, pazara getirilen şeylerden alınan tartı vergisi.
Kantarlamak : Birini denemek, sınamak. Kantarla ağırlığını ölçmek. Düşünüp taşınmak.
Kantarlı : Çok ağır.
Kantarlı küfür : Ağır sövgü.
Kantarlık : Kantar ölçüsünde olan.
Kantarlıyı savurmak : Ağır bir biçimde sövmek.
Kantarma : Azılı atları zapt etmek için dillerini bastıracak biçimde yapılmış demir araç.
Kantaron : Birleşikgillerden, sarı, mavi, kırmızı çiçekli türleri bulunan otsu bir bitki (Centaurea). Kızılkantarongillerden, hekimlikte kullanılan, sarı çiçekli, acı köklü, küçük bir bitki (Gentiana lutea).
Dostluk kantarla alışveriş miskalle : "iş ilişkilerine dostluk karıştırılmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz.
Hastalık kantarla girer miskalle çıkar : "hastalık birden ve çok zorlu gelir ama yavaş yavaş iyileşir" anlamında kullanılan bir söz.
Ağırlık : Terazilerde tartma işi yapılırken bir kefeye konulan nesne. Sorumluluk. Değerlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağanın üzerinde ve belli oranda tanınan değer. Değerli olma durumu. Sıkıntı. Etki, baskı, güçlük. Çeyizini düzmek için damadın geline verdiği para, kalın. Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluşturduğu bileşke, gravite. Uyuşukluk ve gevşeklik durumu. Orduda bir birliğin cephane, yiyecek ve eşya yükleri. Ağırbaşlılık. Sıkıcı, bunaltıcı, iç karartıcı durum. Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum. Güreş, boks, halter, judo vb. spor dallarında, sporcuların kilolarına göre girdikleri kategori. Ağır olma durumu. Dikkati ve önemi bir şey üzerinde yoğunlaştırmak. Takı. Yük, külfet.
Sıfır : Olmayan, bulunmayan. Kötü, başarısız, verimsiz. Yeni, kullanılmamış. Hiçbir değeri olmayan şey. Kendi başına değeri olmayan, ondalık sayı sisteminde sağına geldiği rakamı on kere büyüten işaret (0).
Yatay : Durgun bir su yüzeyine veya zemine paralel, düşey doğrultusuna dikey olan, ufki.
Kaldıraç : Az bir kuvvet ile büyük bir yükü kaldırmaya yarayan, bir dayanma noktası üzerinde hareket edebilen, inip kalkabilen sert çubuk, manivela.
Sapma : Bir ışının saydam bir biçmeden geçtikten sonra giriş doğrultusu arasında oluşturduğu açı. Sapmak işi. Bazı kelimelerin kurallara göre almaları gereken biçimlerden uzaklaşması durumu: Ben-ge bene yerine bana, sen-ge sene yerine sana olması gibi. Serbest bir mıknatıslı iğnenin denge konumundayken gösterdiği doğrultudan geçen düşey düzlemle, bulunulan noktanın meridyen düzlemi arasındaki açı.
Kütle : Bir nesneye uygulanan kuvvetle, oluşan ivme arasındaki orantıyı veren katsayı veya nesne niceliği. Katı maddelerin büyük parçası, küme, yığın. Kitle.
Araç : Bir iş yapmakta veya sonuçlandırmakta gücünden yararlanılan nesne. Kişiler veya nesneler arasında bağlantı sağlayan şey, vasıta. Taşıt. Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri.
Baskül : Ağırlıkları tartmaya yarayan alet, kantar. İki kolu sıra ile kalkıp inebilen, ortasından veya uçlarından birine az çok yakın değişmez bir noktaya dayanan kaldıraç.
Kantar aşlama : Bir cins armut.
Kantara : Taş kemer
Kantara çekmek : bir şeyi tartmak; mec. birini sınamak.
Kantarkaya : Bingöl ili, Karlıova belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.
Kantarkile : Avcıların tüfeğe barut koyma işinde kullandıkları bir ölçek.
Kantarkulu : Yeniçerilerde eski odalardaki seğirdim usta ve çavuşlarına verilen ad.
Kantarlama : Kantarlamak işi.
Kantarma takası : Gömme dolap, ya da raf.
Kantarongiller : Yaprakları karşılıklı, çiçekleri er dişi, çanak yaprakları 4-5 tane olup birleşik, taç yaprakları 4-12 tane ve birleşik, ovaryum üst durumlu, birleşme yerinden açılan kapsül tipi meyveleri olan, ülkemizde yedi cins ve 24 türle temsil edilen, bir, iki ya da çok yıllık, otsu ya da çalımsı bitkiler. Gentiyangiller.
Kantartopu : Küçük, tatlı kavun.
Diğer dillerde Kantar anlamı nedir?
İngilizce'de Kantar ne demek? : n. steelyard, weigher, weighbridge, weighing machine, spring balance
Fransızca'da Kantar : balance romaine, peson [le]
Almanca'da Kantar : n. Waage
Rusça'da Kantar : n. весы (PL)
adj. весовой

Bu kısımda Kantar nedir? Kantar ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Kantar tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Kantar hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.