Lesson türkçesi Lesson nedir

Lesson ile ilgili cümleler

English: As soon as the lesson was over, they rushed out of the room.
Turkish: Ders biter bitmez, sınıftan fırlayarak çıktılar.

English: Ali learned that lesson the hard way.
Turkish: Ali o dersi zor yoldan öğrendi.

English: I learned a valuable lesson today.
Turkish: Bugün değerli bir ders öğrendim.

English: Did you have a piano lesson that day?
Turkish: O gün bir piyano dersi var mı?

English: Ali adapted last year's lesson plans so he could use them with this year's lower level students.
Turkish: Ali geçen yılın ders planlarını benimsedi böylece onları bu yılın daha düşük seviyeli öğrencileri için kullanabildi.

Lesson ingilizcede ne demek, Lesson nerede nasıl kullanılır?

This was a lesson to me : Bana ders oldu.

Dance lesson : Dans dersi.

Dancing lesson : Dans dersi.

Demonstration lesson : Örnek ders. Ya bir öğretmen okulu öğrencisi, ya bir usta öğretmen ya da bir denetmen tarafından meslek yönünden yetişmeye, bilgi alış verişine ve bilimsel tartışmaya olanak hazırlamak için bir uygulama sınıfında ve öğretmen adayları ya da tecrübeli öğretmenler karşısında verilen ders.

Driving lesson : Direksiyon dersi. Trafik dersi.

Learnt a lesson : Bir ders çıkardı. Değerli bilgi edindi. Bir kural öğrendi.

 

Give a lesson : Ders anlatmak. Ders vermek. Konu anlatmak.

Object lesson : Ders. İbret. Uygulamalı ders. Örnek.

Practice lesson : Öğretmen adaylarınca verilen ve sonra ilgili öğretmen ya da öğretmenlerin de katılmasıyla değerlendirilen ders. bk. örnek ders. Uygulama dersi.

Gymnastics lesson : Vücut alıştırmalarının yöntemine göre öğretildiği ders. Cimnastik dersi.

İngilizce Lesson Türkçe anlamı, Lesson eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Lesson ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Censuring : Tenkit etmek. Kınama. Cezalandırmak. Eleştirmek. Suçlamak. Sertçe eleştirmek. Tektir etmek. Tekdir. Kınamak.

Class : Ayırmak. Zümre. Saymak. Bilgisayar, eğitim, iktisat, veterinerlik alanlarında kullanılır. Canlıların sınıflandırmasında takımların bir araya gelmesiyle oluşturulan taksonomik grup. Sınıflamak. Sınıflandırmak. Klas. Sınıf.

Trainings : Öğretme. Alıştırma. Staj süresi. Çalışma. Egzersiz. İdman. Eğitim. Çalıştırma. Antrenman.

Teachings : Öğretme. Öğretmenlik. Öğretim. Doktrin.

Berating : Azarlama. Haşlama. Fırça çekme.

Percentage : Ekonomi, veterinerlik alanlarında kullanılır. Yüzde. Sınıfsal ölçümlü verilerde en çok kullanılan istatistiklerden biri olup her kategoriye ait sıklık sayısının toplama oranının yüzdeyle ifadesi. Kar payı. Oran. Nispet. Yüzdelik. Kısım. Komisyon.

Kickbacks : Ters tepki. Bahşiş. Seyirdim. Gayri resmi bir komisyon. Geri tepme. Rüşvet. Pay. Komisyon. Avanta.

Lot : Taksim etmek. Çok miktar. Dışarıda çevirimler için ayrılmış, geniş, boş, işliğe bitişik ya da başka bir yerde bu işte kullanılan arsa. Kentin düzentasarına ve yasalara uygun olarak, üzerinde yanlız bir yapının yapılabileceği toprak parçası. bir kentin toprağının bölünebileceği en küçük birim. Grup. Bölüt. Parti. Aynı koşullarda ve zamanda üretilen, ambalajı, ambalaj büyüklüğü, sınıfı, tipi, çeşidi ve boyu aynı olan ürün örnekleri veya ambalajları topluluğu. Oyunun başlangıcında oyuncular arasında yarıalan seçimi ve başlama atışı ya da karşılama hakkı için öncelik sağlayan eylem. Yarışçıların deneme sıralarını, koşucuların koşaklarını saptamak için yapılan düzenleme işlemi.

 

Moral : Eğitim, veterinerlik alanlarında kullanılır. Ahlak dersi. İçgüdü. Ahlaklı. Törel. Kıssadan hisse. Prensip sahibi. Manevi. Düstur.

Earbashing : Tekdir (avustralya & yeni zelanda). Aşırı derecede uzun ve kınayıcı konuşma. Azarlama. Dırdır etme.

Lesson synonyms : music lesson, golf lesson, course of instruction, dividend, lotting, lashing, holding, warning, jaw, earful, lotted, warnings, castigations, training, dressing down, examples, eye opener, kickback, example, remonstrance, going over, castigation, bawling out, object lesson, teaching, rebuke, lessons, a case in point, reprehension, instruction, earfuls, part, objurgation.

Lesson ingilizce tanımı, definition of Lesson

Lesson kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : Anything read or recited to a teacher by a pupil or learner. To teach. Something, as a portion of a book, assigned to a pupil to be studied or learned at one time. To instruct.