Level türkçesi Level nedir

  • Yıkmak.
  • Düzeçlemek.
  • Yatay.
  • Dürüst.
  • Ufki bir yüzey sağlamak.
  • Seviyeli.
  • Düzey.
  • Düz.
  • Bir aygıtın ya da cismin yatay olup olmadığını gösteren araç.
  • Kademe.
  • Yerle bir etmek.
  • Eşit düzeye getirmek.
  • Nicem düzeneğinde, öğecik özdeciklerinin bulunabildiği kesikli değerlerdeki erkelerden her biri.
  • Seviye.
  • Düzeç.
  • Makul.
  • Ölçülü.
  • Mantıklı.
  • Sıradüzensel bir düzenlemede, bir öğenin astlık derecesi.
  • Bilgisayar, bilişim, fizik, kimya, uzay, madencilik alanlarında kullanılır.
  • Akılcı.
  • Ölçülen bir niceliğin değişkene bağlı olarak değişiminde ulaştığı düzlük.
  • Bir nesnenin bir başkasına göre kimi niceliklerinde ya da konumunda gösterdiği ayrılık derecesi.
  • Dengeli.
  • Namuslu.
  • Aynı seviyede.
  • Düzgünleştirmek.
  • Amaç olarak seçmek.

Level ile ilgili cümleler

English: Food prices are at their highest level since the United Nations Food and Agriculture Organization began keeping records in 1990.
Turkish: Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Kurumu 1990'da kayıt tutmaya başladığından beri, yiyecek fiyatları en yüksek seviyesindedir.

 
 

English: Corporate bankruptcies continued at a high level last month.
Turkish: Şirket iflasları geçen ay yüksek bir düzeyde devam etti.

English: Ali was worried that his cholesterol level might be a little high.
Turkish: Ali kolesterol seviyesinin biraz yüksek olabileceğinden endişeliydi.

English: "Which language class are you taking this semester?" "Arabic Level 5."
Turkish: "Bu yarıyıl tatilinde hangi dilin kursunu alacaksın?" "Arapça 5. seviye."

English: Ali adapted last year's lesson plans so he could use them with this year's lower level students.
Turkish: Ali geçen yılın ders planlarını benimsedi böylece onları bu yılın daha düşük seviyeli öğrencileri için kullanabildi.

Level ingilizcede ne demek, Level nerede nasıl kullanılır?

Level adjustment : Düzey ayarı.

Level at : Doğrultmak. Yüklemek (suçu). Doğrultmak (silahı). (suçu) -e yüklemek. Yöneltmek. Hedef almak. -e yöneltmek. (silahı) -e doğrultmak.

Level change : Lc. Düzey değişimi. Seviye değişimi.

Level crossing : Düz geçit. Hemzemin geçit. Karayoluyla demiryolunun ya da iki karayolunun aynı düzeyde kesiştikleri, elle ya da özdevimli bir biçimde açılıp kapatılabilen geçit bk. düzeydeş geçit. Yer geçidi. Düzey ekseni kesme. Demiryolu geçidi.

Level headed : Aklı başında. Mantıklı düşünen. Sağgörülü. Mantıklı. Sakin. Kendi halinde. Akılcı. Dengeli.

Level indicator : Düzey göstergesi. Seviye göstergesi.

Level of analysis : Analiz düzeyi. Analiz seviyesi.

Level of heading : Başlık düzeyi.

Level of income : Gelir düzeyi.

Level limiter : Sınırlayıcı.

İngilizce Level Türkçe anlamı, Level eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Level ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Moderation : Ölçülü olma. Ilımlama. Ölçülülük. Yavaşlama. İnsaf. Ilımlılık. Azalma. Yatıştırma. Yeğinliği azaltma, aşırılığı olağan bir ölçüye indirme. Ilım.

Stable : Kararlı. Sağlam. Sarsılmaz. Ahır. Çevrenin atlar üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak amacıyla inşa edilen at barınağı. Durağan. Sabit. Ahıra koymak.

Glaces : Şekerlenmiş. Glase. Şekerle kaplı. Parlak.

Lay waste to : Yakıp yıkmak.

Caste : Servet. Soy. Kast. Sosyal sınıflaşma sistem ve ilkeleri. Sınıf. Tarih, sosyoloji alanlarında kullanılır. Hemen hemen tümüyle kapalı ve kalıtsal olan, ayrıcalıklar bakımından yukardan aşağıya doğru kesin ölçülerle sıralanmış bulunan, en koyu biçimiyle hindistan ve kimi uzak-doğu toplumlarında görülen, anamalcı dönem öncesi toplumsal sınıflarının her biri. Sosyal sınıf. Birkaç altbölükten oluşmuş, aşamalı toplumsal denetleme düzeni, bk. altbölük. krş. sınıf, altkültür.

Balanced : Müsavi. Aklı başında. Dengelenmiş. Eşit. Denkleşmiş. Muvazeneli. Aklıbaşında. Muadil. Denk.

Grade : Sınıflamak. Meyil. Pille. Bilgisayar, gitar alanlarında kullanılır. Derece. Derecelendirme yapmak. Düzeltmek. Basamak. Derecelendirmek.

Precious : Çok. Değer. Fazla nazik. Nadide. Büyük. Aşırı. Aziz. Kıymetli. Pahalı.

Caliber : Çap. Kabiliyet. Kalite. Yetenek. Kalibre. Kapasite. Ölçü.

Apollonian : Klasik güzelliğin özelliklerini taşıyan. Ahenkli. Tanrı apollo'ya benzeyen. Apollo'nun veya apollo ile ilgili. Uyumlu. Düzgün hatlı.

Level synonyms : amplitude level, biosafety level, college level, o level, spf, it stands to reason, cultivated, immoderateness, remove, spirit level, sun protection factor, conches, batter down, cogitable, purer, abreast, even temper, plane, equable, planes, raze something to the ground, mentalists, liquid, blast, extreme, supine, defeat, cut up, dash, honest, bilevel, gcse, flat.

Level zıt anlamlı kelimeler, Level kelime anlamı

Immoderation : Abartı. Ölçüsüzlük. Aşırılık.

Moderation : İşletme koşullarını daha kolay denetleyebilmek için tepkime hızını azaltma. ışınetkin özdeklerin parçalanmasıyla ortama dağılan nötronların yavaşlatılmaması. Yumuşatma. Yeğinliği azaltma, aşırılığı olağan bir ölçüye indirme. Yatıştırma. İnsaf. Azalma. Fizik, kimya alanlarında kullanılır. Yavaşlama. Ilım. Tepkileşimlikte ılıncıkların çekirdeklerle çarpışmaları sonucu hızlarını yitirmeleri.

High : Yüksek yer. Yüksek. Rekor. Öfkelenmek. Lise. Direnmek. Kabarmak. Uçma. Zirve.

Level antonyms : mild, low, intense, uneven.

Level ingilizce tanımı, definition of Level

Level kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : Flat. As, to level a road, a walk, or a garden. Level ground. To agree. To bring to the condition of a level line or surface. Hence, to make flat or even. This is the true level, and is a curve or surface in which all points are equally distant from the center of the earth, or rather would be so if the earth were an exact sphere. To suit. Having, or conforming to, the curvature which belongs to the undisturbed liquid parts of the earth`s surface. To make horizontal. Hence, to accord. The level surface of a pond or lake. A line or surface to which, at every point, a vertical or plumb line is perpendicular. To make level. A line or surface which is everywhere parallel to the surface of still water. To be level. To be on a level with, or on an equality with, something. Even. Having no part higher than another. As, a level field.